27 Nisan 2017 Perşembe

30) TUTUNAMAYANLAR - OĞUZ ATAY


İletişim Yayınları
724 sayfa


Tutunamayanlar, çok uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Hakkında sayısız yazı, makale okudum. Çünkü Tutunamayanlar üzerinde ne kadar yazılıp çizilse de tükenmeyecek bir roman. Birikimli bir okuyucu istiyor…

Şu anda size bu kitabı anlatabilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim.*

Tutunamayanlar’ı iki aylık bir sürede okudum. Garip tesadüfler yaşadım. Arkadaşlarımla bugün konuştuğum konuları, ertesi gün okurken kitapta buldum…

İçinde Kafka’nın Dava’sından tutun da Goethe’nin Palto’suna, James Joyce’un Ulysses eserine kadar her şey var. İsa var. İroni, mizah, hiciv, imge var. Selim Işık, Turgut Özben var. Olric var. Aydın kesim var.

İyice anlayabilmek, içselleştirmek için tek sefer okumanın yetmeyeceği kanaatindeyim.

İşaretlediğim çok fazla cümle, paragraf var… Bazıları:

“Evinizde Türkçe bir şey kalmamıştı. Bana anlayış gösterecek yerde büfeyi gösterdin.”

“Kendini çözemeyen kişi, kendi dışında hiçbir sorunu çözemez.”

“Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim.”*

“Dünyaya bir daha gelişinde
Çocuk ve korkusuz yaşamak isterdi sürekli.
Büyümek, yalnız tutunanlara gerekli.”

“’Önce Kelime vardı,’ diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil. Kelimeden önce Yalnızlık vardı. Ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık.”

“Benim için bütün oyunlar, romanlar, hikayeler herkesin anladığından başka bir anlam taşıyor. Bütün hayat, bütün insanlık bu kitaplarda anlatıldı, bitirildi. Yeni bir şey yaşamak, yeni bir kitap tanımak oluyor benim için.”

“Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.”

“İnsan Kafka’yı okuyamazsa… bitiktir işi. Bir silgi gibi tükendim ben. Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.”


Not: İngilizce’ye de –sanıyorum ki bu yıl- Sevin Seydi tarafından çevrilmiş: The Disconnected



25 Nisan 2017 Salı

29) BENİM UZAK YILDIZIM - AMIE KAUFMAN & MEAGAN SPOONER (Starbound #1)


Go! Kitap
Çeviri: Ebru Sürmeli
519 sayfa


Benim Uzak Yıldızım, kapağını görüp çok beğendiğim ama sürekli ertelediğim bir kitaptı. Eylemcan kitabı edinince, ben de durur muyum, okudum hemen.

Orijinal adı These Broken Stars olan romanımız, aynı zamanda Go! Kitap’tan da okuduğum ilk kitap. Tasarımı ve mıknatıslı kapağıyla beni kendine çekti. :D

Benim Uzak Yıldızım, bilim kurgu – fantastik – aşk temalarında, young adult bir roman. Olaylar uzayda geçiyor, Titanic’in ekstra modern hali İkarus adında uzay gemimiz bile var!

Ayrıca ben Binbaşı Merendsen’ı çok sevdim…

gif, kitap, kağıt salıncak, go kitap, kitapkurdu, kitap yorumu


Kitabın sonu konusunda bazı çekincelerim olsa da, beğenerek okudum. Çok akıcıydı. Eğer uzay’lı gezegenli hikayeleri seviyorsanız, Benim Uzak Yıldızım’a şans verebilirsiniz.

Eylemcan'a tekrar teşekkür ediyorum :D

Not: Spoiler yemek istemiyorsanız, arka kapağı okumanızı tavsiye etmem, konuyu biraz fazla detaylıca anlatmış.

“Sevdiğiniz birinin etrafında dolanıyorsa, ölümün adını anmazsınız. Azrail’in dikkatini çekmeyi istemezsiniz.”


“İnsan sonunda kendini bekleyen şeyi bilerek, nasıl tekrar yaşar?”


22 Nisan 2017 Cumartesi

28) GERÇEK HESAP BU! - NEJAT İŞLER


Can Yayınları
182 sayfa

 
Nejat İşler’i severim.

Tüm dizi ve filmlerini izlemedim, o kadar iddialı değilim ama oyunculuğunu özellikle de sesini etkileyici buluyorum.

Gerçek Hesap Bu şöyle bir kitap: Nejat İşler’le karşılıklı oturmuşsunuz, laf lafı açmış sıra onun anılarına gelmiş, o anlıyor siz dinliyorsunuz. 

Samimi bir anlatı kitabıydı, akıcıydı, kısa zamanda bitti. Behzat Ç ve Kaybedenler Kulübü başlıklarıyla karşılaşmak da ayrı sevindirdi.

Daha ‘derin’ anılar bekleyenler için hayal kırıklığı olabilir ama ben keyifle okudum.

“Acılar yaşanmadan değeri anlaşılmıyor galiba…”

“Ben insanlığımdan sorumluyum önce, mesleğim sonra gelir.”

“Bu memlekette kadın olmak bizatihi devrimci bir durum.”

“Mekanların ruhunu insanlar belirliyor gibi gelir bana hep. Şahane bir yerde rahatım kaçar bazen, bazen de boktan gözüken bir yerde mükemmel hissederim kendimi.”


“Garip, kendi içinde bir hikayesi olan, birazdan intihar etme ihtimali bulunan insanlardık.”


20 Nisan 2017 Perşembe

27) SESSİZLİĞİN MÜZİĞİ - PATRICK ROTHFUSS


İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
179 sayfa


Sessizliğin Müziği’ni, Kralkatili Güncesi’nin yan kitabı olarak tanımlayabilirim. Serideki karakterlerden biri olan Auri’yi konu alıyor.

Kitabın başında Patrick Rothfuss bizi bu hikayenin “farklı” olduğu konusunda uyarıyor. Kvothe’nin öyküsünün devamını arıyorsak onu burada bulamayacakmışız.

Baştaki uyarıyı okumama rağmen ben bu hataya düştüm sanırım, çünkü diğer iki kitapla karşılaştırırsak bu hikaye başka bir yazara ait olabilir gibi. Kralkatili’ndeki o akıcılık, elinden bırakamama hali, merak vs. yok.

Sessizliğin Müziği’nde çok sevdiğim Auri’nin sırlarının aydınlanacağını düşünmüştüm ama Auri hala gizemini koruyor. Kitapta kendisinin 6 gününü okuyoruz. Mutsuz olan eşyaların yerini değiştiriyor, Şeyaltı’nda geziyor.

Kitap 179 sayfa ama okumam gereğinden uzun sürdü. Durağan ilerliyor. Buna rağmen içindeki çizimlerin çok güzel olduğunu belirtmek isterim.

Kralkatili serisini okumamışlar için Sessizliğin Müziği karışık bir kitap olacaktır, seriyi okuyup ardından Sessizliğin Müziği ile devam etmek daha iyi bir fikir olabilir.

Keyifli okumalar. 😇

“Doğruluk ile doğru olmasını dilediğimiz şey arasında bir fark vardır.”


“Bazı günler kurşun gibi üstünüze çöküverirdi. Bazıları kediler kadar vefasız olurdu ve teselliye ihtiyaç duyduğunuzda kaçıp giderdi. Daha sonra onları istemediğinizde de geri gelip başınıza musallat olurlar ve soluğunuzu çalarlardı.”


17 Nisan 2017 Pazartesi

26) SOĞUK KAZI - BİRHAN KESKİN


Metis Yayınları
63


Soğuk Kazı’yla Birhan Keskin’in tüm kitaplarını okumuş olmanın hüznünü yaşıyorum. Şöyle ki, kalbinizde ince bir sızı hissedersiniz, göz ardı edilebilse de yine de orda olduğunu bilirsiniz.

Neden hüzün sorusu akla gelebilir, sevdiğin şairin tüm kitaplarını okuyunca mutlu olmak gerekmez mi? Bazı kitaplar var ki, hiç bitmesin istenir. Öyle şair ve yazarlar var ki, ruhunuza dokunur ve tekrar tekrar okunur.

Benim için Birhan Keskin böyle biri.

Soğuk Kazı’yla Metin Altıok Şiir Ödülü’nü almış.

Kitapta Jospi, Eski Avluda, Mimber, Depozit ve daha adını yazamadığım, sevdiğim güzel şiirler var.

Tarihi sırasına göre Birhan Keskin kitapları, yorumlarım için üzerine tıklayabilirsiniz:
Ba, 2005
Y'ol, 2006
Soğuk Kazı, 2010
Fakir Kene, 2016*
*Geçen sene okuyup, bloga yazmayı unutmuşum. Sevmiştim, sevilmez mi hiç…

Birhan Keskin’in yeni şiirleri için beklemedeyim, keyifli okumalar. :)

“İçimi açtım sana
İçini açmak için.”

***

“Dünyanın acısı benden yırtılmış,
Onca kesik yol içimde, onca harita.
Ağrıyla soğuklukla sustum, dönülmezdi
Dönülmez, üstüm başım buz iğnesi.”

***

“Naylonlara bezlere sarmışlar, büyümeden
Büyümeden allahım bakamam,
bakamam onlara… onlar mermiden,,,
Bu çocuklar korrrrrrrrkunç
Vurulmuş allahım.

İnsan; insan ne ki,
Şeytanın bacağı kırık kalıyor

İnsan derken.”


15 Nisan 2017 Cumartesi

Yaşamdan Kareler / Büyükada : Hatırla Sevgili


Baharda adalara gitmeyi herkes sever, kabul ediyorum ama ben bir başka seviyorum. Ada’ya gitmek bir tutku gibi bende; yaz, kış fark etmiyor.

İstediğim kadar gidemiyorum, planlarım sürekli engellere takılıyor. Yine de gittiğimde mutlu oluyorum.



Bu sabah, Bilge ve ben, saat 7’de yola çıktık ve 8 vapuruna yetiştik. Planımız, Hatırla Sevgili dizisindeki Yasemin -Beren Saat- ve Ahmet’in -Cansel Elçin- evlerini görmekti.



Hatırla Sevgili, 1960-70’leri anlatan bir dönem dizisi ve bence en iyi yerli dizilerden biri. Necdet -Okan Yalabık- karakterini de çok sevdiğimi belirteyim. Eğer izlememişseniz, tavsiye ederim.

Aşağı yukarı 1,5 saat süren yolculuğun ardından Büyükada’ya adımımızı attık. Çok kalabalık değildi ki ben adayı böyle severim.



Haritamızı açarak yola koyulduk. Yer-yön duygum pek olmadığından, harita okumayı Bilge’ye bıraktım. 😏

kağıt salıncak, gezi


Eğer köşkleri görmek isterseniz, Çankaya Caddesi’nde ikisini de karşı karşıya görebilirsiniz. Ayrıca köşklere giderken Mizzi Köşkü’nün de yanından geçiyorsunuz, şu an restorasyonda. Ada’ya ilk geldiğimde, satılık olarak gördüğüm ve benimsediğim köşk olur kendileri. 😜

Con Paşa Köşkü


Con Paşa Köşkü olarak bilinen, benimse Ahmetlerin evi olarak bildiğim yapı 1880 tarihinde Con Paşa tarafından yaptırılmış. Con Paşa, yöneticisi olduğu İdare-i Mahsusa ilk Kadıköy – Adalar seferlerini başlatmış.

büyükada, kağıt salıncak
Yalman Köşkü


Yalman Köşkü yani Yaseminlerin evi, Ahmet Emin Yalman’ın köşküymüş. Kendisi başarılı ve ödüllü bir gazeteci. Ayrıca Hatırla Sevgili'de, iç çekimlerde Meziki Köşkü kullanılmış.

Yasemin Sokağı 

Köşklerin ardından, bir kahve ve atıştırma molası verdik. Yeşillik, ağaçlık bir yere gitme kararıyla, yukarıya tırmanmaya başladık.


Rastgele yürüdüğümüz yol, aslında yetimhane güzergahına gidiyormuş. Biraz çimlere yatıp, dinlenip tekrar yetimhaneye devam edelim diye konuştuk. Papatyaların güzelliğine de dayanamamış olabiliriz.



O esnada ben de her “köpek var” yazan yerde, köpek olmadığını düşündüğümü Bilge’ye söylüyordum. O da köpeklerden korkuyor dolayısıyla laf lafı açtı. Biz anılarımızı didiklerken, arkamızdaki bayırda iri bir köpek havlamaya başlamaz mı?



Adalardan, köpeklerle ilgili bir atraksiyon yaşamadan dönemiyorum arkadaşlar. Heybeliada’da da peşimize takılmışlardı. Bu kez, olağünüstü bir hızla eşyalarımızı alıp, uçar adımlarla aşağı yürümeye başladık. Ben de aynı zamanda “canım kedileeeer” diye kendi kendime mırıldanıyorum.

Ada kedileri

Aşağıdaki yola vardık, bilin bakalım o da ne? Alman kurduna benzer bir köpek kenarda yatıyor. Geriye gitsek havlayan, ileri gitsek bu. Ne yapsak da bu zorlu durumdan kurtulsak derken, bir kedi –mucize kedi- köpeğin yanından rahatlıkla geçti. Biz de kediye dokunmayan, bizi de tınlamaz düşüncesiyle ilerlemeyi başardık.



Ada merkezine dönünce, bu olayın üstüne bir güzel midye tava ve kokoreç yedik. –balıksevmeyengiller- İstanbul’a giden vapuru bekledik.

Kaymakamlık

Böylece ada anılarımıza bir yenisini eklemiş olduk.




Son olarak, siz siz olun, adaya giderken güneş kreminizi sürmeyi unutmayın, yoksa benim gibi kızarmış yüzünüze aynada içiniz acıyarak bakarsınız. 


11 Nisan 2017 Salı

25) KARA CADI - NORA ROBERTS (The Cousins O'Dwyer Triology #1)


Epsilon Yayınları
Çeviri: Nil Bosna
424 sayfa


Uzun zamandır Nora Roberts okumamıştım. Sezonu Kara Cadı’yla açtım.

Kara Cadı, üçlemenin ilk kitabı. 1263 yılında geçen bir olayla başlayıp, günümüze ilerliyor ve kitap o ‘olay’ üzerine kurulu.

Kara Cadı fantastik-aşk kategorisine girse de, aşkın ağır bastığını söylemeliyim.

Bir süredir güzel çerezlikler okumuyordum, bu yüzden Kara Cadı’yı vize haftama rağmen kısa sürede bitirdim. Oldukça akıcı, bir tutam sevdalı, biraz büyülü…

Nora Roberts’ın en çok Ölüm serisini seviyorum, Kara Cadı Eve Dallas’ın gölgesinde kalsa da yine severek okudum.

Güncel sorunlardan uzaklaşmak için iyi bir adres Kara Cadı. Keyifli okumalar.. 💙

“Özgeçmişler sadece kağıt üzerindeki kelimelerdir, öyle değil mi? İşi onlar yapmaz.” /102


“Fin, aşkın insanı dilim dilim ettiğini ve görünürde hiç yara izi bırakmadığını gayet iyi bilirdi.”


7 Nisan 2017 Cuma

24) SİSİFOS SÖYLENİ - ALBERT CAMUS


Can Yayınları
Çeviri: Tahsin Yücel
159 sayfa


Sisifos Söyleni, Albert Camus’nun intihar hakkında yazdığı yazılarını içeren bir deneme kitabı ve yazarın okuduğum ilk eseri.

Denemelerde ‘absürd’ insanın yaşamı, ölüm, mutsuzluk ve umut varoluşçu bir çizgide sorgulanıyor.

“Hayatın anlamsızlığı karşısında ne yapmamız gerekir? Bunu fark edince intihar mı etmeli yoksa baş mı kaldırmalı?” gibi düşünceleriniz varsa, cevabını ve daha çeşitli soruları kitapta bulabilirsiniz.

Sisifos Söyleni kısa bir kitap gibi görünse de kolay okunabilecek bir eser değil. Tahsin Yücel çevirisi de anlamayı zorlaştırmış. “Absürd” kelimesini ‘uyumsuz’ olarak çevirmesinden tutun, sözlükte anlamı olmayan kelimeler kullanmasına kadar, okurun sabrı sınanmış. Tahsin Yücel'in kendi kitapları nasıldır, yaptığı edebiyatı bilmiyorum ama çevirisinden hoşlanmadığımı söyleyebilirim.  Bildiğim kadarıyla Sisifos Söyleni’nin başka çevirisi de yok.


Çeviriyi okuyup anlamak, Ferhat’ın dağları delmesi gibi bir olay olsa da, o dağı deldim! İyi ki okudum! Yine de felsefe okumak isteyenlerin, ilgisini çekenlerin önüne dağ koymak niye? 

Camus okumaya Yabancı’yla devam etmek istiyorum, araştırdığım kadarıyla denemelerin roman haliymiş.

Keyifli okumalar. 😉

fondü, kağıt salıncak, kahve, kitap, yorum


“Kendini öldürmek, bir anlamda, melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir. Yaşamın bizi aştığını ya da yaşamayı anlamadığımızı söylemektir.”

“Büyük duygular evrenlerini kendileriyle birlikte dolaştırırlar, görkemli ya da düşkün.”

“Tüm büyük eylemlerin, tüm büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. Büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar.”

“Bu dünyayı bana bir imgeyle açıklıyorsunuz. O zaman dönüp dolaşıp şiire geldiğinizi anlıyorum…”

“Sevmekle iş bitseydi, her şey fazlasıyla basit olurdu.”

“Bir insan söylediği şeylerden çok söyleyemedikleriyle insandır. Söyleyemeyeceğim çok şey var.”

“Dünya apaçık olsaydı, sanat olmazdı.”



5 Nisan 2017 Çarşamba

23) PULBİBER MAHALLESİ - DİDEM MADAK


Metis Yayınları
113 sayfa


Didem Madak’ın son şiir kitabı Pulbiber Mahallesi. Böylelikle tüm şiirlerini okumuştum oldum.

Üçüzler arasında sevgi sıralaması yaparsam:
3)Pulbiber Mahallesi

Madak’ın şiirlerini genel olarak beğeniyorum ama bir kısmını çılgınca severken bir kısmını arkaplanda bırakabiliyorum.

Bu kitapta hoşuma giden şiirler Pulbiber Mahallesi Tarihi ve Hatalı Teşbihler oldu.

Keyifli okumalar. :)

kağıt salıncak, pulbiber mahallesi, grapon kağıtları, ahlar ağacı, şiir, blog

Üçüzler :)


“Beklemek üzerine felsefe kitabıydık”

“Kelimeler birer birer ölüyor,
Kalem büyüsünü kaybediyor”

“Bir aydınlanma ruhu içinde felaket yalnızdık.”

“2.75 miyoptum ve çizdirmeye de hiç niyetim yoktu.
Göz görmeyince gönül kanatlanırdı insanlığa doğru.”

“Bir mektup falan yazsam sana…

Kalbine mektup yazamıyor insan”


31 Mart 2017 Cuma

22) KÜL DAĞI'NDAKİ KÜTÜPHANE - SCOTT HAWKINS

library at mount char

İthaki Yayınları
Çeviri: M. Boran Evren
432 sayfa


Kül Dağı’ndaki Kütüphane, Kero’nun CNR kitap fuarından aldığı kitaplardan biriydi. O bitirince kitaba talip olacağımı söylemiştim, bitirmiş. Sıra bana geldi.

Öncelikle kitabı almamızda ilk etkenin kapağı olduğunu belirtmekte fayda var. Gerçekten çok güzel tasarlanmış.

Kül Dağı’ndaki Kütüphane’yi okurken, sürekli aklıma Kafes geldi. Evet, içerik olarak benzemiyorlar ama hatırlarsanız, Kafes’te de kapağı sevip, konuyu orijinal bulmuştum buna rağmen eksik olan bir şeyler vardı. Benzer hisleri Kül Dağı’ndaki Kütüphane için de taşıyorum.

Baba’nın, evlatlık 12 çocuğunu Kütüphaneci yapmasını ve devamındaki olayları anlatan kitap havada kalmış gibiydi. Gerilim olarak tanıtılmasına rağmen ben pek gerilmedim.

Sonuç olarak, ilginç bir konuydu ama içimde çok fazla keşke kaldı. Kitap, kapağı kadar beni etkileyemedi.

İyi okumalar. 😇

“İnsan hemen her şeye uyum sağlayabiliyor.”


“Gerçek hiçbir şey hafıza kadar kusursuz olamaz…”


28 Mart 2017 Salı

21) SİVİL İTAATSİZLİK - HENRY DAVID THOREAU

walden and civil disobedience

Say Yayınları
Çeviri: Caner Turan
87 sayfa



Thoreau okuma isteğim Into the Wild filmine dayanıyor. (Bilen bilir, bu filme bayılırım –Yabana Doğru kitabını da okudum ama film daha iyiydi) Chris McCandless; Jack London, Henry David Thoreau ve Leo Tolstoy’dan etkileniyor. Bu üçlüden okumadığım Thoreau vardı.

Kitabın ilk 57 sayfası Nazım Onat’ın önsözü ve çevirmenin önsözünden oluşuyor. Sivil İtaatsizlik makalesi ise 30 sayfa sürüyor.

Sivil itaatsizliğe kavramsal olarak yaklaşmak ve Gandhi, Martin Luther King, Habermas gibi düşünürlerin açısından bakmak amacıyla önsöz benim için faydalıydı.

Thoreau 19. Yüzyılda yaşamış, köleliğe karşı, vergi vermeyerek direnmeyi seçmiş, ‘sivil itaatsizlik’ kavramını ortaya çıkaran bir filozoftur.

Makalesinde de devlet, adalet gibi kavramlar üzerine tartışıyor.

Keyifli okumalar…

Not: Yazarın Walden adlı kitabını da okumak istiyorum.

“İnsanlar sadece insan olarak değil makineler gibi her şeyleriyle devlete hizmet ederler. İnsanlar ordudur, milistir, gardiyandır, polistir, kolluk kuvvetidir.”

“Bir insan her şeyi yapamaz ama bir şeyler yapabilir ve her şeyi yapamadığı için yanlış bir şeyler yapması gerekmez.”

“Haksız bir şeyden dolayı insanları hapseden bir devletin çatısı altında, haklı bir insan için doğru yer de yine hapishanedir.”


“Devlet tüm gücünü ve otoritesini aldığı ve ona göre davrandığı bireyi daha yüksek ve bağımsız bir güç olarak tanıyana kadar, gerçekten de özgür ve aydınlanmış bir devlet olmayacak.”

kağıt salıncak, kitap yorumu

25 Mart 2017 Cumartesi

Film: Beauty and the Beast


Yönetmen: Bill Condon
2017 – ABD
Fantastik, Müzikal, Romantik
129 dk


Beauty and the Beast, bildiğimiz adıyla Güzel ve Çirkin, sevdiğim masallardan biridir. Küçükken annemden masal anlatmasını istediğimde bana seçenek sunardı ve ben de “Güzel ve Çirkin”i mütemadiyen seçerdim.


Güzel ve Çirkin’in Disney versiyonu çekileceği ve onda Emma Watson’ın oynayacağı açıklandığından beri filmi merakla bekliyordum. Emma’yı tanımam Harry Potter’la olmuştu. Hermione karakteriyle çok sevip, bağrıma basmıştım. –Buraya bir not düşeyim, geçenlerde Colonia filmini izledik ve çok beğendik, tavsiye edilir.-



Film vizyona girer girmez, Bilge’yle plan yapmaya çalıştık, saatlerimiz bir türlü uymuyordu. Bu nedenle 21 Mart’ta onlarda kaldım ve sinemaya gittik.

Bir gün evvel de -20 Mart- La La Land’ı izleyip, pek sevmemiştim. Bu nedenle müzikal olması beni biraz endişelendiriyordu.



Neyse ki, Güzel ve Çirkin aklımdaki tüm olumsuzlukları sildi. Bayılarak izledim. Emma Watson rolünün hakkını vermişti. Prens rolünde ise Dan Stevens vardı.

Böyle sevilesi filmler izleyip, kitaplar okuyunca dünya güzel bir yer haline geliyor. Bu his bende çok uzun sürmese de, yine de yaşamı çekilir kılıyor.



Filmden Mırıltılar: İzleyenler İçin
Not: Yazılar beyazdır, tarayınca görebilirsiniz.

 Çirkin Prens Belle’e kütüphanesini gösterirken:
E(ben): Cennet dedikleri bu olsa gerek.

 Film çıkışı:
B(Bilge): Elif, ben filmde ağladım.
E: Mutlu sonla biten bir filmde nasıl ağlayabilirsin?

B: Çünkü çok güzeldi.



22 Mart 2017 Çarşamba

20) KIYAMETLE SAVAŞANLAR - DENİZ ERBULAK



İthaki Yayınları
655 sayfa


Kıyametle Savaşanlar, Deniz Erbulak’tan okuduğum ilk kitap.

Daha önce Türk yazarların gerilim – bilimkurgu kitaplarını denemiştim, birçoğu beni memnun etmemişti. Ama Deniz Erbulak’la bu olumsuz görüşüm artılara yükseldi.

Kıyametle Savaşanlar beklentimin üstünde bir kitap oldu. Kurguyu sevdim, gerilim – bilimkurgu türünden bir kitapta İzmir’i Manisa’yı Spil Dağı’nı okumaya bayıldım!

Kitap genel olarak jeoloji üzerine kurulmuş, liseden hatırladığım bazı terimlerin yanında hiç bilmediklerim de vardı. Bu durum akıcılığı hiç etkilememişti, meraklanmayın hatta bir ara acaba jeoloji mi okusaydım diye düşündüm. 😆 –Bu arada Deniz Erbulak’ın jeoloji mühendisi olduğunu belireyim.-

Kıyametle Savaşanlar’da en sevdiğim karakter Rıfat oldu, ilerde bunu unutmamak için belirtmek istedim. 🙈 O beyefendi havasıyla, eski kelimeleri kullanışıyla, gizemliliğiyle favorimdi.

Keşke, ikinci kitabı da olsaydı. Severek okuyacağımdan eminim.

Eylemcan’a çok teşekkürler, beni Kıyametle Savaşanlar’la buluşturduğu için. 😍

İyi okumalar 💖

kitap, okuyorum, yorum, kağıt salıncak, gerilim


“Şu kaybolmuşluk hissini içinden atamıyordu bir türlü… ve hayatının giderek daha da acayip zıtlıklarla dolup taşmasını engelleyemiyordu bugünlerde.” /9

“Kızın bütün derdi, istemediği bir hayat dilimini bütün detaylarıyla yaşamak zorunda kalmasıydı.” /63

“Bu okulda ilelebet kalmak, kendini cehenneme zincirlemek gibiydi.” /163

“İşte asıl mesele bu zaten! Herkes işine gelene inanıyor! Çıkarlarına uyanı kabulleniyor.” /284

“İçinde bulunduğu şartları kendi mantığıyla kavrayabilen toplumlar, mücadeleyi doğru yaparlar.” /332

‘“Bazı hatıraları geride bırakmak mümkün olmuyor”… “Hele onlar hatıralardan çok travmalar haline dönüşmüşken!”’ /537


“Hatıralar, kaybedilen şeylere aitse ve her yerde insanın karşısına çıkıyorsa, ruhu keskin bir törpü gibi aşındırıp unufak ediyor!” /599


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...