18 Ekim 2017 Çarşamba

97) PORTAKAL KIZ - JOSTEIN GAARDER

pan yayıncılık

Pan Yayıncılık
Çeviri: Esen Ger Tabar
151 sayfa

 
Sanırım her zaman kitapları biz seçmiyoruz, bazen kitaplar da okurunu tercih edebiliyor.

Portakal Kız, Beyoğlu Sahaflar Festivali’nde normalde dikkat etmeyeceğim bir köşeye sıkışmıştı. Hatta Norveçli yazar Jostein Gaarder’ın böyle bir kitabı olduğunu bilmiyordum. Yazardan sadece Sofie’nin Dünyası’nı okumuştum. (tavsiye edilir)

Yine de bir şekilde Portakal Kız kendini bana gösterdi ve aldım. Kendisi ihtiyacım olan kitapmış.

15 yaşındaki Georg ile ölen babasının beraber yazdıkları bir hikaye bu. Sofie’nin Dünyası gibi felsefe üzerine bir kitap olmasa da, yine düşündürmeyi amaçlıyor, kilit sorular soruyor. Bunların yanında yüreğe dokunmayı da başarıyor.

Evet, Portakal Kız’ın toz pembe yanları olduğunu düşünüyorum. Maalesef gerçek hayat böyle değil. Yine de bu gençler için yazılmış bir kitap ve eğer Georg’un babası gibi hayatı masal olarak görürsek, çirkinlikleri pembeye boyayabiliriz.


Unutmamalı ki her masalın kendi kuralı var ve başkalarının kurallarına saygı göstermeliyiz.

Sonuç olarak, kitabı sevdim hem de çok. Şu günlerde Norveç’te geçen eserler, yapımlar hoşuma gidiyor. Skam adında Norveç dizisi izlemiştim, dört sezonu dört günde bitirmiştim. Eğer izlemediyseniz ve gençlik dizilerini seviyorsanız, onu da tavsiye ederim.



“Hayatta sadece bir yerimiz yok. Bize belli bir zaman verilmiş.”

“Şimdiyi hiç yaşamayan, hiç yaşamaz. Sen ne yapıyorsun?”

“Gazetecilerle anne babaların ortak tarafı aynı derecede meraklı olmalarıdır. Ve politikacılarla çocukların ortak tarafı, onlara sürekli olarak her zaman basit bir cevabı olmayan sıkıcı soruların sorulmasıdır.”

“Ama bütün masalların kendi kuralları vardır, evet, belki de bir masalı diğerlerinden ayıran, kurallardır.”

“Belki birbiriyle aynı anda sağlam ve kararlılıkla karşılaşan ve ayrılmak istemeyen iki bakış değerinde bir yakınlık yoktur.”

“… iki insan her şeyden çok birbirlerini aramakla meşgullerse o zaman tesadüfen karşılaşmaları büyük bir mucize değildir.”

“Var olan her şey, sadece her şey bitene kadar olan sürede var. Ama bir insanın sıkı sıkı tuttuğu en son şey çoğunlukla bir el.”

“… olanaksızı hayal etmenin özel bir ismi var. Biz ona “ümit” deriz.”




14 Ekim 2017 Cumartesi

96) DOĞAL YAŞAM VE BAŞKALDIRI - HENRY DAVID THOREAU


Kaknüs Yayınları
Çeviri: Seda Çiftçi
384 sayfa


“Havada kaleler inşa ederseniz, yaptıklarınızın boşa gitmesi gerekmez; kalelerin yerleri orasıdır. Şimdi de altlarına temellerini yerleştirin!”

Sonunda bitirebildiğim Doğal Yaşam ve Başkaldırı’yla herkese merhaba! Yaklaşık iki aydır okumaya çalışıyordum.

Thoreau, Into the Wild filminden esinlenip okumaya başladığım bir yazardı, biliyorsunuz. Öncelikle Sivil İtaatsizlik makalesini okumuş ve Walden Gölü ile ilgili yazdıklarını da edinmek istemiştim. Bir sürü kitapçı gezip, sonunda Doğal Yaşam ve Başkaldırı’nın Kaknüs Yayınları basımını bulabilmiştim. –Zeplin Kitap versiyonunu istiyordum-

Thoreau, kitapta Walden Gölü’nün kıyısında yaşadıklarını, gözlemlerini anlatmış. Doğayla baş başa kendi inşa ettiği evinde iki yıl ve iki ay yaşamış. Birikimlerini de ekonomi, okumak, sesler, fasülye tarlası, evin ısıtılması, gölde kış vs. gibi başlıklar altında toplamış. Ayrıca kitabın sonunda Sivil İtaatsizlik Makalesi de mevcut.

Bu kadar hevesle kitabı aramama karşın, Doğal Yaşam ve Başkaldırı’yı beğenmedim. Beklentim; kitabın bana ‘pılımı pırtımı toplayıp doğaya dönme isteği’ vermesiydi. Aslında Into the Wild filminde bulduğum o duyguyu arıyordum. Bulamadım.

Kitabın çevirisini de pek sevmedim. Yazım hataları vardı.

İtiraf ediyorum ki; kitabın bazı kısımlarını atlaya zıplaya okudum ve gittiğim her yere taşıdım. Yoksa o iki ay, daha da uzayabilirdi.




“Başkalarının görüşü bizim kendi görüşümüze kıyasla zayıf bir diktatördür. Bir kişinin kendi hakkında ne düşündüğü kaderini belirler, daha doğrusu kaderini gösterir.”

“Ölse de insan, ettiği kötülük dünyada kalır.”

“İyi okumak, tıpkı atletlerin yaptığı antrenmanlar gibi, bir disiplinden geçmeyi gerektirir.”

“Kitaplar, dünyanın zengin birer hazinesidir; nesillerin ve milletlerin mirasının ifadesidir.”

“Hayatım, birçok sahneden oluşan ve hiç bitmeyen bir dram gibiydi.”

“En büyük kazançlar ve değerler en az takdir edilenlerdir. Varlıklarından kolayca şüphe edebiliriz. Çabucak unutulurlar. En yüksek gerçek onlardır.”

“Bir insan çevresindekilerle aynı hızda yol almıyorsa, bu belki de farklı bir davulun sesini duyduğundan dolayıdır.”

“Bana sevgi değil, para değil, ün değil, hakikati verin.”






10 Ekim 2017 Salı

95) DRACULA - BRAM STOKER, PASCAL CROCI, FRANÇOISE-SYLVIE PAULY

ntv çizgi roman

NTV
Çeviri: Alev Er
158 sayfa


Uzun zamandır çizgi roman okumamıştım.

Bram Stoker’ın Dracula’sını ise ortaokulda bitirmiş, sevmiştim. Bu kitap ise Dracula’nın çizgi romanı.

İki kitaptan oluşuyor: ilki, Dracula Eflak ve Boğdan Prensi Vlad Tepeş; ikincisi, Dracula Bram Stoker’ın Anlattığı Efsane.

Kitabın çizimleri güzeldi ancak keşke manzara çizimleri yerine karakterlere odaklanılsaydı. Çizer, yazdığı yazıda Dracula’yı çizerek risk almak istemediği belirtmiş. Gotik detaylarla gerilim yaratmaya çalışmış.

Daha iyi olabilirdi… Dracula gibi bir eser olduğu için daha iyi olmalıydı.


“Hayat o kadar vazgeçilmez bir şey değil ki ölümden korkayım…”


7 Ekim 2017 Cumartesi

94) FAHRENHEIT 451 - RAY BRADBURY

ithaki

İthaki Yayınları
Çeviri: Zerrin Kayalıoğlu
        Korkut Kayalıoğlu
238 sayfa



Fahrenheit 451, kitap severleri en çok etkileyecek distopyalardan biri herhalde.

“Fahrenheit 451: Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir.”

Bu cümleyi bile okuyunca kalbiniz teklemiyor mu? Çünkü kitapların olmadığı, yakıldığı bir dünyayla karşı karşıyayız.

Ayrıca kitabın önsözü de –bence-, roman kadar etkiliydi. Ray Bradbury yazmış ki: “… eğer altıncı yaşlarının sonuna doğru tüm ülkelerdeki bütün çocukların kütüphanelerde yaşayarak hemen hemen ozmos (geçişme) yoluyla öğrenmelerini sağlarsak, işte o zaman, uyuşturucu, sokak çeteleri, tecavüz ve cinayet rakamlarımız sıfıra yaklaşacaktır.

Fahrenheit 451’in korkutucu yönü, gelecek gerçekten böyle olabilir. Günümüzde uygulanan sansürleri ve insanların kendi tercihleri olarak kitap okumamalarını göz önüne alırsak, bu distopik dünya pek de uzak görünmüyor.

Fahrenheit 451 bir günde bitirdiğim bir kitap oldu. Böyle bir distopyada yaşamadığım için derin bir nefes alıp, kapağı kapattım. Es geçilmemesi gereken bilimkurgu – eleştiri eserlerinden.

Bol kitaplı günler diliyorum, hayat kısa, okumaya devam!

“İlk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. Her birini bir insan düşünüp yaratmıştı. Bir insan onları kağıda dökmek için günlerini veriyordu.”

“Hiç de anayasanın dediği gibi, kimse eşit ve özgür doğmamıştır, herkes eşit yapılır.”

“Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Eksik bir şey var. Çevreme bakıyorum. Kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, son on ya da on iki yıldır yakmakta olduğum kitaplar.”

“Kitaplar bize ne tür eşekler ve aptallar olduğumuzu hatırlatmak içindir. Kitaplar, tören alayı büyük bir gürültü içinde caddede ilerlerken, Sezar’ın kulağına ‘Unutma, Sezar, sen de ölümlüsün,’ diyen pretoryen muhafızlarıdır.”


“Gözlerini merakla doldur (…) ve sanki on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa. Dünyayı gör. Fabrikalarda yapılan veya parası ödenen herhangi bir rüyadan daha muhteşemdir.”




4 Ekim 2017 Çarşamba

93) MOMO - MICHAEL ENDE

pegasus yayınları

Pegasus Yayınları
Çeviri: Leman Çalışkan
300 sayfa


“Çünkü zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir.”

Fark etmiyoruz ama belki de bizi mutlu eden zaman, halk tabiriyle ‘boşa harcanmış’ saatlerdir. Gün içinde yapmamız gereken zorunluluklardan arta kalan zamanı genelde hoşlandığımız aktivitelerle geçiririz. Peki sadece çalışarak mutlu olabilir miydik?

Sorunun cevabı Momo’da mevcut.

Kendisi bir çocuk kitabı ama büyüklerinde severek okuyabileceği, ders çıkarabileceği türden.

Momo aslında günümüze, kapitalist topluma bir eleştiri getiriyor. Sürekli çalışarak geçen günleri, her işi aceleyle keyif almadan yapmamızı, çevremizdeki güzellikleri fark etmemizi ve nasıl mutsuz bir insan haline geldiğimizi anlatıyor. Tabii bunu bize duman adamlar vasıtasıyla ulaştırıyor.

Kitabın ikinci yarısını daha çok sevdim. Bana Küçük Prens’i anımsattı.

Eğer fantastik çocuk kitaplarını seviyorsanız Momo’yu atlamayın.

Kendimize vakit ayırmayı unutmadığımız günler dileğiyle…

“Bir insanın çok dostu olabilir ama insan, onların içinden bazılarını kendine daha yakın bulur ve onları daha çok sever.”

“Çünkü nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör biri için gökkuşağının renkleri ve sağır biri için kuş sesleri nasıl boşunaysa, yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur.”


“Başkalarıyla paylaşılmayan zenginlikler insanı mahvediyordu.” 


2 Ekim 2017 Pazartesi

92) GÖĞE BAKMA DURAĞI - TURGUT UYAR



Yapı Kredi Yayınları
108 sayfa


Turgut Uyar, İkinci Yeni akımının öncülerinden.

İkinci Yeni akımına kısaca göz atacak olursak, Garipçilere karşı ortaya çıkmışlardır. Dadaizm, sürrealizm ve varoluşçuluk gibi akımlardan etkilenip imgeli bir dil kullanmışlar. İkinci Yeni’nin isim babası ise Muzaffer İlhan Erdost’tur.

Salıncak’ın edebiyat defterini kapatıp, Göğe Bakma Durağı’na geçebiliriz. :D

Turgut Uyar’ın Büyük Saat/ Tüm Şiirleri’ni almak istediğim için derleme kitaplarından kendimi uzak tutuyordum ta ki geçenlerde Kadıköy YKY’ye girene kadar… Göğe Bakma Durağı çok sevdiğim şiirin adıyla beni kandırdı ve ben de aldım.

Kitabı hazırlayan Bedirhan Toprak’mış.

İçindeki en sevdiğim şiirler: Geyikli Gece, Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir, Göğe Bakma Durağı, Biraz Daha, Acıyor, Tomris Uyar İçin Bir Şiir Kurma Çalışması.

Kitaptaki bazı şiirleri çok sevmeme rağmen –ki bir kısmını önceden biliyordum-, bazıları da eh işte kıvamındaydı.

Yine de Turgut Uyar diyorum, İkinci Yeni seviyorsanız atlanmaması gereken isimlerden biri.

“Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı”

“Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız”

“Ne kadar hüzün geçmişse dünyadan
Ne kadar acı geçmişse yaşayacağız
Hepsini yeniden, bir bir dünyada
Dünyadan ve dünyayla sana sığınırım”

“ben şimdi diyorum ki
buna inanmak gerek
bir susam gibi boyuna sulamak umutsuzluğu
ve direnmek

hep direnmek devam etmek adına”


30 Eylül 2017 Cumartesi

91) LOLA VE KOMŞU ÇOCUK - STEPHANIE PERKINS

lola and the boy next door

Yabancı Yayınları
Çeviri: Aslı Tümerkan
320 sayfa


Lola ve Komşu Çocuk bir dönem bloglarda ve sosyal medyada sık sık gördüğüm kitaplardan birisiydi.

Malum okuma sorunumu biliyorsunuz, kendimi kaptıracağım, yormayan, hızlandıracak çerezlikler okumaya çalışıyorum. Lola’da bu kategoriye cuk oturuyor.

Kitap fazla klişe barındırsa da, Cricket’i sevdim, Lola’nın eşcinsel babalarının olması hoştu ve hızla okudum. Beni gülümseten bir roman oldu.

Yine de arka kapaktaki “Stephanie Perkins bizim neslimizin Jane Austen’ı.” yorumuna katılmıyorum. İngiliz klasikleri, Jane deyince bir durulmalı, neyle kıyaslandığının farkında olunmalı.

Sonuç olarak, eğlenceli çerez kitap için iyi tercih olabilir.

“Hayat her gün aynı insan olmak için fazla kısa.”

“Nefret ettiğimiz şeylerden bahsetmek kolay ama bazen bir şeyi tam olarak niye sevdiğimizi açıklamak zor oluyor.”

“Tarih kitapları yalanlarla dolu. Savaşı kim kazanırsa hikayeyi o anlatıyor.”


“Mükemmel olmadığını biliyorum. Ama bir insanı başkası için mükemmel kılan o kişinin kusurlarıdır.”


29 Eylül 2017 Cuma

90) VİŞNE BAHÇESİ - ANTON ÇEHOV



İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Ataol Behramoğlu
93 sayfa


Vişne Bahçesi, 19. yüzyılın ortalarını anlatan Anton Çehov’un bir oyunu.

Çehov tarzı hikayeleri sevdiğim ve instagramda hakkında olumlu yorumlar okuduğum için bu kitabını seçtim.

Böylece sosyal medya tarafından tekrar hayal kırıklığına uğratılmış oldum. Beklentimi yüksek tutmamayı ne zaman öğreneceğim, bilmiyorum.

Vişne Bahçesi’nde karakterlerin isimlerine alışmam zaman aldı, içlerinden sadece Trofimov’u sever gibi oldum.

Dönemin Rusya’sına kısaca göz atmak için güzel bir oyun olabilir ama büyük beklentileriniz olmasın derim ben.

“Seviyorum, seviyorum… Boynumda bir taş bu, kendisiyle dibe doğru çekiyor beni… Fakat seviyorum bu taşı ben, onsuz yapamam.”

“Ben özgür bir insanım. İster varlıklı, ister yoksul olun, sizlerin hepinizin değer verdiğiniz şeylerin benim gözümde havada uçan bir tüy kadar değeri yoktur. Sizler olmadan da yaparım ben, umurumda değilsiniz.”

“Sonbahar akşamlarında okuyacağız, çok kitap okuyacağız; önümüzde yeni, olağanüstü güzellikte bir dünya açılacak…”




26 Eylül 2017 Salı

89) JÜLYET - SUZANNE SELFORS

saving juliet

Artemis Yayınları
Çeviri: Ebru Özdemir
296 sayfa

Bir sürü yarım kitabı olan (bkz. Tüfek Mikrop ve Çelik, Yolda, Vişne Bahçesi, Göğe Bakma Durağı, Doğal Yaşam ve Başkaldırı) Salıncak’tan herkese merhaba! :D

Okullar açıldığından beri reading slump dönemim başladı. Kitap bitiremiyorum, yoğunlaşamıyorum… Eylemcan’da bana Jülyet’i verdi.

Jülyet, Mimi adında bir kızın tiyatro da Juliet’i canlandırmasını ve gelişen olaylarla kendini dönemin Verona’sında bulmasını anlatıyor. Shakespeare’in ünlü karakterlerini bir de Mimi’nin bakış açısıyla görüyoruz.

Akıcı, hızlandırıcı bir kitap. Ben eğlenerek okudum. Umarım beni reading slumptan çıkarmıştır.

“Çoğu zaman kendimi, kendi hayatımda bir oyuncu gibi hissediyordum; ailemin tasarladığı bir yolda yürüyor, repliklerimi söylüyor ve önümü tıkayan talimatları takip ediyordum. Ama esas benim seçmek istediğim, kendi başıma inşa etmek istediğim yol, henüz döşenmemişti. Hala inşaat iznini bekliyordum.” /19

“Arzuladıklarımız ve yaptıklarımız bir Shakespeare sonesi ile Troy Summer şarkısı kadar birbirlerinden farklı.” /40

“Aşk sadece kalbini paramparça etmeye yarar.” – “Bazen öyle yapar, ancak bazen de kırılan parçaları tekrar yerine koyar.” /278


“Bay Shakespeare bir seferinde şöyle yazmış: Şüphe kalleştir, cesaretimizi kırar, yapacaklarımıza engel olur, elimizi kolumuzu bağlar. Başka bir deyişle, dilek dilemek, bir işe başlamak için iyi bir adımdır fakat ondan sonra poponuzu kaldırıp onu gerçekleştirmeniz gerekir.” /295


21 Eylül 2017 Perşembe

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ - J.R.R TOLKIEN

lord of the rings

Metis Yayınları
Çeviri: Çiğdem Erkal İpek
Şiir çevirileri: Bülent Somay
1015 sayfa


Roverandom ile başladığım Tolkien eserlerine, Silmarillion’la devam ettim, Hobbit’i okudum ve şimdi Yüzüklerin Efendisi…

Benimki tek cilt olsa da, Yüzüklerin Efendisi üç kitaptan oluşuyor:

1) Yüzük Kardeşliği (86.)
2) İki Kule (87.)
3) Kralın Dönüşü (88.)

Öncelikle Orta Dünya külliyatına Silmarillion’la başlamam, benim için seriyi daha anlaşılır hale getirdi. Geçmişe yapılan atıfları, yüzüğün tarihini biliyordum. Bunun dezavantajı ise Silmarillion’da üçlemenin sonu yazıyordu.

Serideki favori kitabım olayların başladığını Yüzük Kardeşliği oldu. Orta Dünya’daki en sevdiğim mekanlar Shire, Ayrıkvadi, Lothlorien bu kitapta geçiyor. Sevdiğim dostluklar kuruluyor, Aragorn olaya dahil oluyor, zarif ırkla tanışıyoruz… Başlangıç kitabı için harikaydı ve seride en hızlı okuduğum kitaptı.

Üçlemeyi okurken, sık sık haritaya dönüp baktım hatta o kadar ki dünya haritasını bile bu kadar incelememişimdir.

Tolkien muazzam bir evren yaratmış.

Seri fantastik türünün klasiklerinden ve içinde bolca betimleme var. Dikkatle okumak gerekiyor. Dilinin ağır olduğunu düşünmüyorum. Yine de young adult roman gibi bir çırpıda okunmuyor.

Seriye dönüp baktığımda, en sevdiğim Aragorn oldu, fantastik bir kitapta onca ırk arasında ‘insan’ı sevmem de enteresan geldi.

Okumamı yavaşlatan önemli bir etken çeviriydi. Yayıncının notunda Elflerin Shakespeare dönemi İngilizcesi konuştuğu ve bunun Lisan-ı Osmani olarak çevrildiği belirtilmiş. Rohirrimler’in lehçesi ise Orta Asya Türkçesi olarak karşılanmış. Bu başta bana çok mantıklı geldi ta ki karakterler “ÂLÂ!” gibi bir tepki verene kadar… Bir an durdum ve yanlışlıkla Muhteşem Yüzyıl’a mı düştüm diye düşündüm. Kitap boyunca da böyle tepkilerle karşılaşınca olaylara ciddiyetle bakamadım.

Üç kitabı da aynı kişi çevirmesine rağmen, çevirinin tutarlı olduğunu düşünmüyorum. Mesela Rivendell ilk kitapta Ayrıkvadi olarak çevrilmişken, üçüncü kitapta Yarma Vadi olarak çevrilmiş. Haritada ise Ayrıkvadi olarak Dumanlı Dağlar’da konumlanmış.

Kitabın basımına değinirsem yeşil şömiz içinde, kırmızı cilt vardı ki bu bana Bilbo’nun kırmızı kitabını çağrıştırdı. Cildi adi bir kartonla kaplamışlar ve hemen yıpranmaya başlıyor. Ne kadar dikkatle okusam da kenarları soyuldu. Puntoları da küçük tutmuşlar. Bu yüzden seriyi tek cilt yerine, ayrı ayrı almanızı tavsiye ederim.

Yüzüklerin Efendisi’ni uzun zamandır okuyordum ve bittiği için içim biraz buruk… ama Orta Dünya’ya veda etmiyorum çünkü elimde okunacak Hurin’in Çocukları ile Bitmemiş Öyküler var.

“Yaşayanların birçoğu ölümü hak ediyor. Ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. Yaşamı onlara verebilir misin?  O halde öyle hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme.”

“Sonu iyi oldu mu, her şey iyi demektir.”

“Altın olan her şey parlamaz, her gezgin yitirmemiştir yolunu.”

“Maceraların bir sonu yok mudur hiç? Sanırım yok. Her zaman bir başkasının öyküyü sürdürmesi gerekiyor.”

“Fakat mutlu sonlu öyküler en iyiler sayılmazlar her zaman, gerçi içinde bulunulacak en iyi öyküler sayılabilirler aslında!”

“İnsanların başladıkları bütün işler böyledir: Ya baharda don olur, ya da yazın samyeli eser ve onlar da sözlerinde duramaz.”

“Ümit doğar genelde, her şey ümitsizleştiğinde.”

“Dünya, savaşlar olmadan da yeterince acılara ve talihsizliklere sahip.”


“Birileri vazgeçmeli, kaybetmeli ki diğerleri kazanabilsin.”


18 Eylül 2017 Pazartesi

85) DOKTOR OX'UN DENEYİ - JULES VERNE



İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Alev Özgüner
90 sayfa


“Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy! Gelişim devam ediyor ve biz geride kalmak istemiyoruz.”

Jules Verne’nin bu kitabını son siparişimde almıştım. İndirimde olmasıyla dikkatimi çekmişti –şaşırtıcı olmadı değil mi?-

Doktor Ox’un Deneyi, Jules Verne’in ön plana çıkan kitaplarından biri değil. Kendisi 90 sayfalık bir kısa roman yani novella. Bu nedenle ben de yol için uygun olduğunu düşündüm ve Balkanlar’ı gezerken yanıma aldım.

Kitaptan beklentim, yazarın diğer okuduğum kitapları gibi bilimkurgu tarzında bir öykü olmasıydı. Doktor Ox’un Deneyi’ni konu itibariyle fazla basit buldum, sonunu tahmin etmemek imkansız gibi. Seyahat ederken okudum diye mi bilmiyorum ama bana akıcı da gelmedi. Bilimkurgu türünden çok hicive yakındı. Belki bilimkurgu baskın bir hikaye ummasam, kitabı daha çok sevebilirdim.

Çocukken okuduğum Verne kitaplarının yanına yaklaşabileceğini düşünmüyorum ya da “biz büyüdük ve kirlendi dünya.” 😜

Eğer okuduysanız, siz de Quiquendone halkının deneye maruz kaldıktan sonraki hallerini günümüze benzettiniz mi?

Fotoğraf: Mostar / Bosna - Hersek




15 Eylül 2017 Cuma

84) KORKUYU BEKLERKEN - OĞUZ ATAY


İletişim Yayınları
196 sayfa


Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay’ın tek hikaye kitabı ve içinde sekiz hikaye barındırıyor.

Kitap ismini, aynı isimli hikayeden almış ki benim favorilerimden biri kendisi. Korkuyu Beklerken’le birlikte, Unutulan’da benim için üst sırada yer alıyor. Kitabı okumadan önce, Unutulan hikayesinin kısa filmini izlemiştim. Eğer izlemek isterseniz: tık

Korkuyu Beklerken, benim için hikayelerden oluşan Tutunamayanlar gibiydi.

Okurken önsözü sakın es geçmeyin. Önsözün kitabı, Oğuz Atay’ı çok iyi anlattığını düşünüyorum.

Not: Kitabı Kitap Eylemi ile okuduk, şu anda blogunda çekiliş var, katılmak isterseniz ismine tıklamanız yeterli.

“Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?”

“Yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.”

“İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı.”

“Yalnızlığa dayanmanın en önemli şartı, her şeye karşı hazırlıklı bulunmaktır.”

“Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? Çünkü sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi.”

“Hep kötü olaylar, can sıkıcı yaşantılar tekrarlanıyordu; güzellikler, bir kere görünüp kayboluyordu.”


“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”


Fotoğraf: Saraybosna / Bosna - Hersek


12 Eylül 2017 Salı

83) TANTE ROSA - SEVGİ SOYSAL

iletişim yayınları

İletişim Yayınları
103 sayfa

Tante Rosa, Sevgi Soysal’dan okuduğum ilk kitap. Toplamda on dört hikayeden oluşuyor ama hepsi birbiriyle bağlantılı, Rosa’nın hayatından bir kesiti bize sunuyor.

Yazar kitabı “anneanne ve teyzesinden başlayıp kendisinde biten bir kadınlık çizgisi” olarak tanımlamış.

Tante Rosa bence de kadınlığın, özgürlüğün, cesurluğun, hataların, tutunamama halinin, yeni başlangıçların kitabı.

Hikayeler biraz hüzünlü, bazen güldürücü, yer yer eleştirel… hatta bence zaman zaman çocuksu.

Ayrıca Seni Seviyorum Rosa adında filmi de varmış. Henüz izlemedim ama izleyeceğim.

“ ‘Ben içimi öldüremem,’ dedi Rosa, ‘çünkü içim prensestir. Prenses prensindir ve prensin olan bir şeyi öldürmeye sizin bile yetkiniz yoktur.”

“Çirkinlikleri tekrarlamaktansa enayi başlangıçlara koşturmalı.”

“Bir kedi her zaman güzeldir. Açlık, tokluk, aşk, nefret tanımayan sürekli bir güzellik.”

“İnsanları sevmemeye başladı mı insan, insan gibi yaşamayı da sevmemeye başlıyor, insan gibi çalışmayı, kazanmayı, yemeyi, içmeyi, sevişmeyi, ölmeyi.”

“Tante Rosa hiçbir zaman acı çekmedi denebilir. Ama yaşamak zorunda olmak, sürdürmek, ısrar etmek. Bu Tante Rosa demektir.”

“Her şey özlenebilir. Her şey tutku konusu olabilir. Her şey aynı ölçüde kutsal ve aynı ölçüde aşağılık olabilir.”


“Herkesle alay edilebilir. Ama kendi alaylarını yöneltmek yüceltmek elindedir kişinin.”


3 Eylül 2017 Pazar

82) GECE UÇUŞU - ANTOINE DE SAINT-EXUPERY

zeplin kitap

Zeplin Kitap
Çeviri: Alper Turan
118 sayfa


Fuarda Antoine de Saint-Exupéry kitaplarını görünce aklıma bir soru takılmıştı: Neden yazarın Küçük Prens dışındaki kitaplarını hiç araştırmadım?

Küçük Prens’i tekrar tekrar okuyan biri olarak, jetonumun geç düşmesine vahlanarak iki kitabını almıştım.

Bunlardan biri Gece Uçuşu’ydu.

Kitap 1930 yılında posta taşımak için gece uçuşlarında tehlikelere göğüs geren pilotları anlatıyor. Yazarın kendisi de pilot olduğu için, şaşırtıcı bir konu değil.

Gece Uçuşu, bende Küçük Prens etkisi yaratamasa da güzel kitaptı.

“Bir kez seçim yapıldıktan sonra insan aldığı riski kabul edip hayatı sevebilirdi. Aşk gibi hayat da insanı sınırlardı.”

“Yönetmelikler, bir dinin törenlerine benzer; saçma görünürler ama insanları şekillendirirler.”

“Ne hüzünlüdür gecenin engellerine doğru kör bir ok gibi fırlatılan bir posta uçağının yaktığı o ufak ağıt!”

“Çünkü olaylar yönlendirilebilir. Onlar boyun eğer ve biz yaratırız. İnsanlar da zavallı yaratıklardır ve onlar da yaratılırlar.”

“Yaşayan bir şey kendi yolunu açar, yaşamak için kendi yasalarını kurar ve hiçbir şey buna direnemez.”


“İnsan hayatından daha değerli hiçbir şey olmasa da, sanki insan hayatından daha değerli bir şeyler varmış gibi davranıyoruz… Ama nedir bu?”


31 Ağustos 2017 Perşembe

81) DİLEK ŞURUBU - MICHAEL ENDE

kabalcı yayıncılık

Kabalcı Yayıncılık
Çeviri: Leman Çalışkan
200 sayfa



Son zamanlarda Michael Ende ismi sık sık karşıma çıkıyordu. Kabalcı’nın da durumu ortada, yazarın kitaplarını bulmak çok kolay değil artık. Bu nedenle sanıyorum ki Kadıköy Kitap Günleri’nde Dilek Şurubu’nu görünce almadan geçememiştim.

Kitaba başladığımda fark ettim ki, ilkokulda ben kendisini okumuşum. Dilek Şurubu bir çocuk kitabı. İblis Şarlatan ve teyzesi Zalime Vampirsoy’a karşı dünyayı korumaya çalışan kedi ve kargayı anlatıyor.

Gerek konusuyla gerek çizimleriyle iyi bir çocuk kitabı olduğunu düşünüyorum. Beni ilkokul günlerime götürdü.

Yılbaşı zamanında geçen hikaye bence tam bir kış kitabı ama bu sıcaklarda kışı özleyenler için de biçilmiş kaftan. Keyifli okumalar :)

Not: İyi bayramlar 💚

“O sana hiç iyi davranmadı ki! Sadece seni evcilleştirdi, buraya alıştırdı.”

“Tutto é ben’ quel’ che finisce bene…”


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...