19 Ağustos 2017 Cumartesi

75) SEFİLLER - VICTOR HUGO

can çocuk

Can Çocuk
Çeviri: Leyla Gürsel
188 sayfa


Sefiller, arkadaşımın doğum günümde aldığı kitaplardan biriydi.

Küçüklüğümde yine kısaltılmış versiyonunu okumuştum. Can Çocuk basımı da oldukça kırpılmış ancak eser kaliteli olunca müdahaleler etkileyiciliğini azaltamıyor.

Filmini de izlemiştim. Sevdiğim oyuncular vardı. Gözümde tek eksi yanı müzikal olmasıydı…

İleride tam metnini okumak dileğiyle…

Bol kitaplı günler :)  

“Değil mi ki Tanrı birleştirdi, hangi insani güç ayırabilir bizi? Ölünceye kadar seveceğim seni.”

“Çocukların bir parça nankör olmaları, kendilerinin kusuru değildir. Doğa “önüne bakar”. Gidenler karanlığa, gelenler ışığa dönüktür.”


“Ölmek hiçbir şey değil (…) yaşamamak korkunç.”


17 Ağustos 2017 Perşembe

74) KAFESTEKİ KALP - KEZBAN ŞAHİN TAYSUN

potkal kitap

Potkal Kitap
224 sayfa

Kafesteki Kalp yazarın ilk kitabı ancak ben yayınlanmış kitaplarını en yeniden eskiye doğru okudum.

Diğer kitapları hikaye iken, Kafesteki Kalp roman türündeydi.

Yazar, hikayeleri gibi romanında da ‘kadın’ı anlatmış. Olaylar evlilik teması çevresinde gelişiyor: çocuk gelinler, doğru kişiyi seçme, kuma problemi, şiddet… Bunların yanında eskiden ailelerin çocuklarını okutmaması, sosyal çevrenin uyguladığı baskı hatta anarşi ve darbeden bahsediliyordu.

Herkesin kendinden bir şey bulacağı geniş konu yelpazesi vardı ama… Kitap 3-4 sayfalık bölümlerden oluşuyordu, tam konuya kaptırmışken hemen bitiyordu. Bu yüzden üstünkörü geçilen konularda oldu. Keşke daha uzun olsaydı dediğim birçok bölüm vardı. Bazen de ‘ders verici’ kısımlar romanı kişisel gelişim türüne yaklaştırıyordu.

Bu ‘ama’larım, yazarın ilk kitabı olduğu için çok doğal. Hatırlarsanız, diğer iki kitabında hiç ‘ama’m yoktu.

Umarım dünya, yazarın tasvir ettiği gibi, kendine güvenen, mutlu olması için ne yapması gerektiğini bilen, hatalarını görüp düzeltebilen, ders alabilen, kendini ezdirmeyen kadınlarla dolar.

Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları:

“Oysa bu ana kadar, hayatını kendi yazacağı kurguda başrol oynayacak bir oyuncu gibi düşünmüştü. Çok direnmişti başkalarının yazdığı kurgularda yardımcı oyuncu olmayayım diye.”

“Her şey zamanında yaşanmalı, sonra hep eksikliği duyulur kızım.”

“Aynaya baktığımızda bulduğumuz ile görmek istediğimiz arasında bir fark yoksa sorunda yoktur. Bu fark büyükse, yaşamda kabullenemediğimiz gerçekler var demektir. Asıl olan; aynaya bakma isteğimizin asla kaybolmaması ve aynada gördüğünü kabullenen kendisiyle barışık ve gözlerinde mutluluk ışıltısı okunan insanı orada bulmamızdır.”

“…yüreklerde sevgi bırakan insan hep mutlulukla hatırlanıyordu.”

“Biz insanlar aslında eksiklerimiz ve yaşayamadıklarımızla hep kaldığımız yerden yaşamaya çırpınan yaratıklarız.” 


14 Ağustos 2017 Pazartesi

73) BİR YAZ GECESİ RÜYASI - WILLIAM SHAKESPEARE

a midsummer night's dream

İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Özdemir Nutku
95 sayfa

 
Shakespeare'i ilk kez okuduğumda, tüm kitaplarını edinmek istemiştim. O dönem sadece 3 kitabını okuyabildim: Romeo ve Juliet, Hamlet, Venedik Taciri. Şimdi bu listeye Bir Yaz Gecesi Rüyası da katılacak. Kendisi Shakespeare’in erken dönem komedyalarından biri.

Geçen yıl, Cambridge Shakespeare Festival 2016’ya katılma imkanı bulmuştum. King’s Collage’ın bahçesinde, açık havada A Midsummer Night’s Dream’i izlemiştim. Konusu hakkında az biraz araştırma yaptıktan sonra, oyunu zavallı İngilizcemle anlamaya çalışmak zorlayıcıydı ama çok güzeldi.

king's collage garden

Bu nedenle kitabını okurken, oyun gözümde canlandı ve daha anlamlı bir hal aldı. :D

Bir Yaz Gecesi Rüyası dönemin perilere ve simgelere dayanan popüler oyunlarından biri. Metinde Mayıs Şenlikleri ve yaz dönümü gecesinden bahsediliyor. Bu gece -23 Haziran-, inanca göre büyülüymüş ve her şey olabilirmiş.

Bu oyun, Shakespeare’in en sevdiğim eserlerinden biri oldu. Keyifle okudum.

cambridge, united kingdom


“Okuduğum kitaplara, duyduklarıma göre,
Asla dikensiz olmazmış gerçek aşkın yolu”

“Aşk, basit ve değersiz şeyleri bile
Biçimlendirip onu değerli yapabilir.
Aşk gözleriyle değil, hayaliyle görür,
Ve kanatlı Cupid resimlerde bu yüzden kördür.”


“Niteliği değil, emeği değerlendirir soylu düşünce”


12 Ağustos 2017 Cumartesi

72) KIZIL KRALİÇE - VICTORIA AVEYARD


Pegasus Yayınları
Çeviri: Onur Kınacı Birler
388 sayfa


Kızıl Kraliçe, çıktığında kapağıyla dikkatimi çekmişti. Buraya kapaklardan etkilenen Salıncak çizelim.

Bu yılın başında Eylemcan kitabı takasla edindi, benim okumam yine geç oldu ama güç olmadı. :D Güç olmadı diyorum çünkü kitap çok kolay okunuyor. Ne ara başladım, ne ara bitti anlamadım bile.

Kızıl Kraliçe bana kitap boyunca Açlık Oyunları’nı anımsattı. Sadece üç kitap yerine iki kitap yazılmış gibi. :D Bu yüzden benim için Açlık Oyunları’nın gölgesinde kalmaya mahkum oldu.

red queen, pegasus yayınları


Kitap, distopik ve fantasik karışımı. İnsanlar kan rengine göre sınıflara ayrılmış ve gümüşler tarafından yönetiliyorlar. Fantastik kısmı ise, gümüşlerin özel yetenekleri var.

Kızıl Kraliçe iki kitaplık bir seri, biz de henüz ikincisi yok. Bu nedenle devam edebilirim de, etmeyebilirim de… Göreceğiz. :D

“Bizi birbirimizden en azından dış görünüş olarak farklı kılan Gümüşlerin dik duruşlarıydı. Bizim sırtlarımızsa çalışma, karşılıksız kalmış umutlar ve kaçınılmaz hayal kırıklıklarıyla dolu hayatımız yüzünden bükülmüştü.”


“Ben onlardan biriydim. Özeldim. Ben bir kazayım. Bir yalanım.”


9 Ağustos 2017 Çarşamba

71) HOBBIT - J.R.R. TOLKIEN

ithaki yayınları

İthaki Yayınları
Çeviri: Gamze Sarı
425 sayfa


Hobbit’i okumaya başlarken biraz tereddütteydim. Biliyorsunuz, gözümde canlanmama sorunsalı, karmaşık soy ağaçları… bkz: Silmarillion

Tereddüte düşmeyin. Muhteşem.

Kendisine Yüzüklerin Efendisi’ne başlangıç kitabı da diyebiliriz. Okurken zaman zaman Silmarillion’a başvursam da, Hobbit ardından gelen ilaç gibiydi. 

Hobbitleri gerçekten çok sevdim! Serideki ırkları genel olarak Silmarillion’dan biliyorum ve üçlemeyi okuduğumda fikrim değişmezse, şimdilik en çok benzediğim ırk, Hobbitler; hem huy hem de boy olarak…

Ana kahramanımız Bilbo Baggins ise çok samimi ve –zorunda kaldığında- cesur bir karakterdi. Favorilerimden biri olarak kalacak.

Hobbit, Tolkien tarafından çocukları için yazılmış olsa da, her yaşa hitap edeceğini düşünüyorum. Akıcı, heyecanlı, maceralı… İlk cümlesiyle kendimi Hobbitköy’de buldum. İki günde bitti.

Umarım siz de benim kadar keyif alarak okursunuz :)

“Keşke güzel kovuğumda ateşin yanında olsaydım, çaydanlıkta şarkı söylemeye yeni başlamış olsaydı!”

“Şimdi bu tuhaf bir şeydir, ama yaşanması iyi olan şeylerle geçirilen güzel şeyler çabucak anlatılır ve dinlemesi pek keyifli değildir; öte yandan rahatsız, yürek oynatan, hatta dehşet verici şeylerden iyi bir hikaye çıkabilir, her halükarda anlatılmaları uzun sürer.”

“Bir şey bulmak istiyorsan, aramak gibisi yoktur. Aradığında çoğu zaman bir şey bulduğun doğrudur, ama bu her zaman peşinde olduğun şey değildir.”


“Daha çoğumuz yemeğe, neşeye ve şarkıya saklanan altınlardan daha fazla değer verse idi, dünya daha neşeli olurdu.”



7 Ağustos 2017 Pazartesi

Mim: Kitap İsimleriyle Espriler

Sevgili İrem, beni ‘Kitap İsimleriyle Espriler’e mimlemiş ve ben de küçük bir gecikmeyle mimi yapıyorum. İrem’in blogu için: Kitabın DNA’sı.



Sizi ultra komik(!) esprilerimle baş başa bırakıyorum. Bu sıcak havalarda sizi serinletecektir. :D

1) Kargaların Ziyafeti – George R. R. Martin


-   Ne yapıyorsun?
-   Kargaların Ziyafeti’ne göz atıyorum anne.
-   Neeeeee?! Kargalar balkondaki biberlerimi mi yiyor?

2) Ateşle Oynayan Kız – Stieg Larsson



 -Neden ateşle oynuyor ki, küçükken ona ateşe yaklaşılmayacağını öğretmemişler mi?

3) Bilge Adamın Korkusu – Patrick Rothfuss



-Bu kitabın adı ne?
-Bilge Adamın Korkusu.
-Aaa Dumbledore’u mu anlatıyor?

4) Dövüş Kulübü – Chuck Palahniuk



-   Bu kitapta insanlar dövüşüyor mu? Niye bu tarz kitaplar okuyorlar anlamıyorum.
-   Keşke yorum yapmadan okumayı denesen. –Ben Joe’nun ağrıyan başıyım-

5) Vampirle Görüşme – Anne Rice



-Saat kaçta, nerede görüşüyoruz? Ben domates suyu içerim, sorun olmaz!

Kutuplara gitmiş kadar oldunuz değil mi? Umarım penguenlere benden de selam söylemişsinizdir.

O zamansa yazımı Misty Mountains Cold’la sonlandırıyorum.



Mimlenenler:

ve yapmak isteyen herkes..

4 Ağustos 2017 Cuma

70) LEYDİ SUSAN - JANE AUSTEN


Altın Bilek Yayınları
Çeviri: Meryem Kutlu Yıldız
136 sayfa


Bir Jane Austen kitabıyla daha merhaba!

Leydi Susan, Jane Austen’in 1794’de yazdığı ama 1871’e kadar yayınlanmayan kısa romanı. Kendisi Jane’imizin tarzından biraz farklı, mektuplardan oluşuyor!

Mektup türünü sevdiğimi biliyorsunuz. Eh, bir de Jane Austen yazınca ballı kaymaklı oluyor.

Kitap, Leydi Susan’ın kocasının kardeşinin yanına kalmaya gitmesiyle başlıyor. Konusu bana biraz Aşk-ı Memnu’yu andırdı, bire bir değil tabii ki. :D

altın bilek yayınları, kitap yorumu, kağıt salıncak, lady susan


Ayrıca Leydi Susan’da bir ilk yaşadım, erkek karakterleri sevmedim. Şaşırdınız mı değil mi? Kendi kendimi bile şaşırttım, aslında Austen’in romanlarındaki erkek karakterleri severim.

Sonuç olarak Jane Austen seviyorsanız, Leydi Susan’ı da es geçmeyin, keyifli okumalar :)

Not: Kitabın filmi de varmış, Love and Friendship. Yakın zamanda izlemeyi düşünüyorum.

“… zaten birini sevmek istemiyorsan her zaman bir bahane bulabilirsin.”


“…zira bir insan ne kadar namuslu olsa da iftiranın çaldığı karadan kurtulamaz.”


1 Ağustos 2017 Salı

69) SILMARILLION - J.R.R. TOLKIEN

ithaki yayınları

İthaki Yayınları
Çeviri: Berna Akkıyal
689 sayfa


Yazıma şu cümleyle başlamak istiyorum: “Sonunda Silmarillion’u bitirdim.”

Kaç yıl önce bilmiyorum- elimdeki basımı 2010 2. baskı- Silmarillion’a başlamış ve 180. sayfada yarım bırakmıştım. Benim gibi, yarım kitap bırakmayı sevmeyen biri için anormal ve rahatsız edici bir durum.

İlerleyen zamanlarda indirimde buldukça Tolkien kitaplarını aldım ve artık okumam zorunluluk halini aldı, çünkü seriye tarihi olarak en başından yani Silmarillion ile başlamak istiyordum.

Kitap, Arda’nın yani dünyanın ilk çağını anlatıyor. Ainulindale, Valaquenta, Quenta Silmarillion, Akallabeth ve Güç Yüzüklerine Dair ve Üçüncü Çağ’a Dair bölümlerinden oluşuyor. –Yüzüklerin Efendisi üçüncü çağda geçiyor-

Silmarillion’u okurken, ders çalışır gibi not aldım. Kitabın arkasında verilen soy ağaçlarına ve isim indeksine defalarca dönüp baktım. Kişi ve mekan sayısı çok fazla, üstelik hepsinin birden fazla ismi var.

kitap, kitap yorumu, kağıt salıncak


Kitap muazzam bir hayal gücünün ürünü ancak olaylar, mekanlar, kişiler gözümde canlanmadı. Bir kitabı okurken, kendinizi içinde buluverirsiniz, gerçek gibidir ya… Silmarillion’da ben böyle hissetmedim. Destansı anlatımı belki de buna neden oldu, bilmiyorum.

Ortadünya hakkında hiçbir şey bilmeyen birisi olarak, -filmleri de izlemedim- sıkıldığım yerler olsa da, akıcı bölümler de vardı. Bu kitapta önemli olan sabretmek sanırım.

Zorlayıcı bir kitap olsa da, Orta Dünya'yı anlamak için gerekli olduğunu düşünüyorum. Seriyi okurken sık sık geri dönüşler yapacağımdan eminim.

Tolkien kitaplarına Hobbit’le devam edeceğim.

Kitaplı günler :)

“Oysa insanlar ölmeye ve dünyayı terk etmeye mahkumdur, bu yüzden Misafirler ve Yabancılar denir onlara. Kaderleri ölümdür onların, Iluvatar’ın ihsanı, öyle bir hediye ki Zaman geçip de yıprandıkça Güçler bile imrenir.”


“Kederden geçireceğiz yolumuzu neşeye kavuşmak için, en azından özgürlüğe ulaşacağız.”


30 Temmuz 2017 Pazar

68) WALİZ BİR - KÜÇÜK İSKENDER

can yayınları

Can Yayınları
148 sayfa


Küçük İskender, uzun zamandır merak ettiğim bir şair/yazardı.

Kendisini lisedeyken Ağır Roman filmiyle tanımıştım. Ardından birkaç şiirine göz atmıştım.

Geçenlerde, memlekete dönmek için otogarda bekliyorum. Kitap otomatı dikkatimi çekti ve içinde Küçük İskender’in Waliz Bir kitabı da vardı. Artık daha fazla ertelemeyeyim deyip, kendime yol arkadaşı olarak aldım.

Waliz Bir, şiir-metin ve günlüğün birleşimi. 14 Ekim 2015’te başlayıp, 15 Eylül 2016’da son buluyor.

Küçük İskender’in kitabı beklediğim gibiydi. İşaretlediğim pek çok yer oldu. Farklı kişilikleri kabul etmeyen, dışlayan bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu nedenle kitap yayınlanmadan düzenlenmiş.

Bana göre, Waliz Bir herkesin severek okuyabileceği bir kitap değil. Merak edenlere tavsiye ederim. :)

“Yalnızlık sessizlikten değil boşluktan oluşuyor.”

“Biliyorum; herkes kabahatleri kadar mutlu. Herkes ümitleri kadar mutsuz.”

“Teslim olmayı inanç, arzulamayı aşk, içtenliği sanat sayıyoruz. Birbirimizi yormakla geçiyor ömrümüz.”

“Geceyi iyileştirmeye çalışırsan sahip olduğun gündüz hastalanabilir. Mikrop kalıcıdır. Yok olma yeteneği yoktur.”

“Ülkede olağanüstü hal ilan edildi; bir gün gerçeküstücüler de gerçeküstü hal ilan ederse algılara iyi gelecek.”


“Çevremiz kötülükle çevrili. Biz de kötülük olarak başkalarının çevresindeyiz.”


28 Temmuz 2017 Cuma

67) THIRTEEN REASONS WHY - JAY ASHER


10th Anniversary Edition
Razorbill – Penguin Random House
226 sayfa


“Everything affects everything.”

Thirteen Reasons Why ile tanışmam Netflix tarafından yayınlanan dizisiyle oldu. Değişik bir konusu vardı, her izleyen seviyordu ve sanırım ben de biraz karamsardım. Ruh halimin dizeye uygun olduğunu düşündüm, diziye başladım.

İlk bölümünü izleyince, o merakla devamı izleniyor. Oyuncuları da sevdim. Clay Jensen, Dylan Minette; Hannah Baker ise Katherine Langford tarafından canlandırılmış. Christian Navarro,  sevdiğim karakterlerden biri olan Tony’ydi. 

“The point is, when you hold people up for ridicule, you have to take responsibility when other people act on it.”

Konusuna çok kısaca değinirsem, Hannah arkasında 7 kaset 13 kayıt bırakıyor ve bu kasetlerin Clay’e ulaşmasıyla hikaye başlıyor.

dizi, kitap, yorum, blog yorumu, kağıt salıncak


“No one knows for certain how much impact they have on the lives of other people.”


Diziyi bitirdiğimde, kitabını da merak ettim. Sipariş verirken almayı planlıyordum. Ardından aklıma uzun süredir İngilizce kitap okumadığım geldi ve Harry Potter and the Goblet of Fire’a başlamaya cesaret edemedim, hem kalın hem yazıları küçük! E-book okusam daha kolay olur derken, Thirteen Reasons Why’a başladım. Böylece bitirdiğim ilk e-book oldu kendisi.

Dilimize Ölmek İçin On Üç Sebep olarak çevrilmiş.

“Sometimes we have thoughts that even we don’t understand. Thoughts that aren’t even true –that aren’t really how we feel- but they’re running through our heads anyway because they’re interesting to think about.”

İngilizceleri e-book olarak okumak gerçekten kolaylıkmış, kelimenin üzerine dokununca anlamı çıkıyor, böylece okuma aksamıyor. Baskılı kitap tadı da vermiyor tabii orası da ayrı…

Tony


Kitap diziyle birebir gitmiyor. Öncelikle daha detaysız, karakterler üstünkörü geçilmiş gibi. Bu nedenle belki de, dizi daha etkileyiciydi. Diziyi izlerken, Hannah’nın nedenlerini yeterli bulmamıştım. Kitapta daha basit kaldı. Dizi ve kitabın sonu da farklıydı.

“You can’t get away from yourself. You can’t decide not to see yourself anymore. You can’t decide to turn off the noise in your head.”

10. Yıl Özel Basımı’nı okuduğum için, içinde orijinal sonu ve kitaba eklenmeyen kısımları vardı. Orijinal son, editörler tarafından düzenlenmemiş, yazarın başta uygun gördüğü bitiş şekli.

Sonuç olarak, ben diziyi daha çok sevdim. Kitap geliştirip, daha etkili bir senaryo yaratılmış. 2. sezonu için beklemedeyim!


“You don’t know what went on in the rest of my life. At home. Even at school. You don’t know what goes on in anyone’s life but your own. And when you mess with one part of a person’s life, you’re not messing with just that part. Unfortunately, you can’t be that precise and selective. When you mess with one part of a person’s life, you’re messing with their entire life. Everything… affects everything.”


26 Temmuz 2017 Çarşamba

66) ŞATO - FRANZ KAFKA

öteki yayınları

Öteki Yayınevi
Çeviri: Gürkan Başar
380 sayfa

Yine bir Kafka kitabıyla merhabalar! Bu sefer –Bilge’yle beraber- okuduğum eseri, bitiremeden öldüğü Şato.

Şato, diğer eserleri gibi daha ilk cümlesinde Kafka havasını hissettiren bir kitap –ki bilen bilir, ben Kafka’nın giriş cümlelerini çok severim.

K. karlar altındaki köye akşam saatlerinde ulaştı.

Evet, kitap kış mevsiminde geçiyor. Sıcaklardan bunaldığım bu günlerde bana çok iyi geldi. Aslında Şato’da, Dava gibi, Dönüşüm gibi absürt ve yer yer insanı irkilten bir roman. Yabancılaşma, yalnızlık gibi duyguların yanında, ben Şato’da bir umut da gördüm.

Bürokrasi eleştirisinin yapıldığı bu kitabı da, semboller içeriyor. Spoiler olmasın, bu kısmı kendime saklıyorum.

Ben kitabı konusunu hiç bilmeden okudum, böylece Kafka’nın yarattığı merak unsuruyla çok uzun sürmeden bitti.

Ayrıca sanıyorum ki Öteki Yayınevi'nden okuduğum ilk kitap. Depo Kitap Fuarı'nda ciltli basımıyla dikkatimi çekmişti. Çok hoş görünüyorlar.

Çeviriden de genel olarak memnun kaldım ama -yine- bir kelimeye takıldım. "Barmaid" kelimesi olduğu gibi kullanılmıştı. Bilge, İthaki Yayınları basımından okudu ve onunkinde "içki servis eden kız" şeklinde çevirmişler. Bana daha uygun göründü.

Kafka sevenler, Şato’yu da es geçmemeli.

kitap, kitap yorumu, öteki yayınevi, kağıt salıncak


Okuduğum Diğer Kafka Eserleri:
·        Milena’ya Mektuplar
·        Dönüşüm
·        Dava
·        Babaya Mektup

“…siz yabancısınız. Her an ve her daim yollarda olanlardansınız. Sürekli olarak sorun yaşatanlardan birisiniz.”

“Bazen gereksiz yere saygı göstermek, saygı gösterilen olguyu küçültür.”

“Bu dünya öylesine kötüydü ki, bunun karşısında insanın kendi kötülüğü anlamsızlaşıyor ve eriyip gidiyordu.”


24 Temmuz 2017 Pazartesi

65) TESPİH AĞACININ GÖLGESİNDE - HARPER LEE


Sel Yayıncılık
Çeviri: Püren Özgören
239 sayfa



Bülbülü Öldürmek kitabını yılın başında severek okumuştum. Yorumumu burada bulabilirsiniz (tık) Şimdi ise ikinci kitabıyla buradayım.

Tespih Ağacının Gölgesinde, Bülbülü Öldürmek’in devam kitabı olsa da aslında ondan önce yazılmış.

Bence –iyi ki- Bülbülü Öldürmek’ten önce basılmamış çünkü yanında sönük kalıyor ve aynı etkileyiciliğe sahip değil.

Kitapta Jean-Louise ‘Scout’ Finch artık genç bir kadın ve hayatı ilk kitaptakinden farklı. Tespih Ağacının Gölgesinde kitabını bana sevdiren, Scout’un küçüklüğüne döndüğümüz bölümler oldu, çok keyifliydi.

Kitapta zaman zaman dağılmalar yaşadım, konuya odaklanamadım. Bazen de elimden bırakamadım.

Tespih Ağacının Gölgesinde’yi okuduğum için memnunum ama Atticus’u ilk kitaptaki gibi hatırlamak istiyorum.

Keyifli okumalar :)

“Beyler, bu dünyada inandığım tek bir slogan varsa, o da şudur: Eşit haklar herkese, özel ayrıcalık hiç kimseye.”

“Tarih, zaman kadar keskin bir biçimde kendini tekrarlıyor ve insanın insan olduğu ne kadar kesinse, şurası da o kadar kesin: İnsanoğlunun ders çıkarmak için bakacağı son yer tarihtir.”

“Bir insan düşmanlarına lanet okuyabilir, onları yok sayabilir, oysa onları tanımak çok daha akıllıcadır.”

“Her insanın adası, Jean Louise, her insanın bekçisi vicdanıdır.”

kitap yorumu, sel yayıncılık, kağıt salıncak






22 Temmuz 2017 Cumartesi

64) YİRMİ ALTI ADAM VE BİR KIZ - MAKSİM GORKİ


Cumhuriyet Dünya Klasikleri
Çeviri: Ataol Behramoğlu
111 sayfa


Yirmi Altı Adam ve Bir Kız’ı Bodrum’dan aldım. Çıktığımız Akdeniz – Ege turunda iki gece Bodrum konaklaması vardı. Biz de ilk akşamımızda şehri yürüyerek gezmeye karar verdik.

Yürürken, karikatüristlerin bulunduğu alanın önündeki ikinci el kitap standı dikkatimi çekti. Dünya Klasikleri’ni incelerken, kitapçı amca da bana Hasan Ali Yücel tarafından çevirtildiğini ve çevirilerinin çok iyi olduğunu anlatıyordu –bilsem de dinlemenin keyfi başka. Bilgili kitapçıları severim, bilirsiniz.

Yirmi Altı Adam ve Bir Kız üç hikayeden oluşuyor ve adını da son hikayeden alıyor. Bu öykülerde Gorki yaşamını anlatıyor.

Hikayelerin içinden en çok Konovalov’u sevdim.

Gorki realizm akımından olduğu için, hikayelerin içeriklerini de tahmin edebilirsiniz. Genel olarak ekmeğini kazanmaya çalışanları -kendisi dahil- konu almış.

camel beach, kağıt salıncak, kitap, yorum


Öyküler yazıldığı dönemi yansıtsa da, kadınlara olan bakış açısı beni rahatsız etti. Bknz: “Kadınların aklına parlak düşünceler pek seyrek gelir ya, gördüğünüz gibi yine de geliyor işte…” Belki günümüzde de böyle düşünen bir grup olduğu içindir.

Neyse efendim, Gorki seviyorsanız Yirmi Altı Adam ve Bir Kız’ı es geçmeyin. Bodrum’a yolunuz düşerse de, kitapçı amcaya benden selam götürün. :)

“İnsanlık yüksek bir kültür düzeyine ulaştı. Bu bakımdan ruhunuzun açlığını karnınızın açlığından daha kolay giderebilirsiniz.”

“Sokak insan dolu. Bir sürü insan geçer oradan. Onları görürsün, fakat ilgini çekmezler… Umrunda bile değillerdir… Geçip giderler… Ama kitapta okuyunca öyle acırsın ki, yüreğin duracak gibi olur…”

“İnsanoğluna niye inanmayayım? Yalan bile söylese inan ona, dinle, niçin yalan söylediğini anlamaya çalış. Yalan, insanı kimi zaman gerçekten daha iyi açıklar…”

“İnsanlar kentler kurmuş, evler kurmuş, kümelenmişler orada. Toprağı bozuyor, havasızlıktan boğuluyor, birbirlerini bunaltıyorlar… Yaşamak mıdır bu?”


“Her şeylerini söylemiş, konuşacak hiçbir şeyi kalmamış olanların suskunluğu ne kadar acı ve korkunçtur.”


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...