22 Haziran 2018 Cuma

SON OLİMPOSLU - RICK RIORDAN (Percy Jackson ve Olimposlular #5)


31
Doğan Egmont
Çeviri: Kadir Yiğit Us
387 sayfa


Percy Jackson ve Olimposlular serisinin son kitabıyla hepinize merhaba!

Labirent Savaşı’nin geçiş kitabı olduğunu düşündüğümü belirtmiştim ve bu yüzden Son Olimposlu’dan beklentim yüksekti. Kendisi beklentilerimi karşıladı ve olay olmayan tek satır yoktu diyebilirim. Elimden bırakamadım.

Genel olarak seriyi sevdim. Keşke okumayı bu kadar ertelemeseymişim. Percy’nin yıllar içinde büyümesini okumak, kahraman olmaya çalışması, aile ilişkileri –babanız tanrı olunca işler biraz daha zor olabilir-, arkadaşlıkları, Melez Kampı her şey çok güzeldi.

Percy Jackson ve Olimposlular’ın ayrıca başka bir serisi daha var: Olimpos Kahramanları. Harika haber şu ki bu seri Kero’da var ve ben de böylece ilerleyen zamanlarda okuyabileceğim.

Yunan mitolojisi seviyorsanız, Percy’e de şans vermeyi unutmayın! Kitaplı günler :)



16 Haziran 2018 Cumartesi

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ - ÖZDEMİR ASAF


30
Yapı Kredi Yayınları
118 sayfa



Bir şiir molasına ihtiyacım vardı. Özdemir Asaf’ın şiirlerine aşina olmama rağmen elimde hiç kitabı yoktu. Yalnızlık Paylaşılmaz da adından dolayı kalbimi fethetti.

“Yalnız
Bir ordudur
Kendi çölünde…
Sonsuz savaşlarında
Hep yener
Kendi ordusunu.”

Kitaptaki tüm şiirleri sevdim diyemem ama sevdiklerim hepsine bedel –ki bunlar önceden bildiğim şiirleriydi.

“Yalnız
Sürekli dinleyendir
Söylenmemiş bir sözü.”

Aşk, Uzun Bir Öykü, Onarmak Zordur, Yalnızlık, Sınır Bir Çizgidir İki Okunur, Seni Saklayacağım, Yalnız’ın Durumları en sevdiklerim oldu.

“Yalnızlık
Müziğin bile seni dinlemesidir.
Yalnızlık
İnsanın kendine mektup yazması
Ve dönüp-dönüp onu okuması
Yalnızlığın da ötesidir.”



13 Haziran 2018 Çarşamba

Neler Yaptım?



Finallerimin bittiği müjdesini vermiştim. Bütüm de bitti, böylece resmi olarak yaz tatiline başlıyorum!

Son günlerde yaptıklarımı ayrı ayrı yazmak yerine, bütün bir post yapmaya karar verdim. O zaman bakalım neler yapmışım?

İzlediklerim

Ahlat Ağacı



Arkadaşım Cansu ile İstiklal’e Ahlat Ağacı’nı izlemeye gittik. Çok fazla Nuri Bilge Ceylan izlemediğim için, uzun bir yorum yapamayacağım. Öyle olmasa daha mı iyiydi sahneleri ve oyuncuları çok sevmemem dışında, genel olarak güzeldi.

Hamlet



Bilge, doğum günüm için Hamlet biletleri aldı ve Moda Sahnesi’ne gidip izledik. Hamlet’in kitabını uzun zaman önce okumuştum. Olayları net hatırlamasam da, beklediğim uyarlama bu değildi. Neden Hamlet’i modernleştirdiniz? Eğer kostümler döneme uygun olsaydı, komedi eklenmeseydi daha güzel olurdu çünkü oyuncuları sevdim. Onur Ünsal ve Timur Acar oldukça iyiydi.

Gezdim

İdari Yargı sınavımdan çıkınca Eylemcan, Kero ve ben Beşiktaş’a gittik. Biraz takıldıktan sonra, Kanlıca’ya doğru yola çıktık. Hocalarımdan biri sürekli Kanlıca’ya gidip yoğurt yemeden üniversiteyi bitirmeyin gibi yorumlarda bulunuyordu. Bu nedenle merak ediyordum.




Beşiktaş İskelesi’nden kalkıp Kanlıca’ya uğrayan vapurla yaklaşık bir saat içinde vardık. Çevrede biraz yürüdük ama ilgimizi çeken bir şey olmayınca, “asırlık Kanlıca yoğurdu” yemek için deniz kıyısına oturduk.

Pudra şekerle servis edilen yoğurdu, meyveli yoğurt sevenlerin beğeneceğini düşünüyorum. Ancak uyarayım, bence tek başına yemek için fazla ekşi, abartılacak bir yönü yokmuş.



Kanlıca’dan sonra uzun bir otobüs yolculuğuyla Kadıköy’e vardık. Ali Suavi Sokak’ta Kadıköy Sahaf Günleri vardı, son yarım saatine yetiştik. Eylemcan birkaç tarih kitabı aldı. :)

Böylece günümüzün ve yazımızın sonuna geldik. Siz neler yaptınız?


6 Haziran 2018 Çarşamba

TEK KİŞİLİK PARİS SEYAHATİ - JOJO MOYES


29
Pegasus Yayınları
Çeviri: Dilek Yücel
150 sayfa



Herkese tekrar merhaba! Finallerimin bittiğini bildirmekten mutluluk duyuyorum. 9 Mayıs’ta başlayan sınav ayım sona erdi. Tabii bütünleme kısmını sayarsak hala devam ediyor. Bu detayı bir kenara bırakalım.

Tek Kişilik Paris Seyahati bir süredir dikkatimi çekiyordu. Kitapçıya girince ani bir kararla almaya karar verdim.

Kitabın arkasını okuduğumda, Nell isimli İngiliz kızın sevgilisi tarafından yarı yolda bırakılsa bile tek başına Paris’e gidip harika zaman geçirdiğini düşünmüştüm. Paris’te de bir aşk hikayesi yaşanmalıydı tabii.

Beklediğim tek başına gezmekten keyif alan bir ana karakterdi. Otel odasında durup dertlenen, tek başına yemek yemekten utanan, Paris’in simgelerini bile tek başına gezemeyen mızmız bir kız değildi. Ben anlamıyorum, şehri gezebilmek için illaki bir erkeğin mi elinden tutup götürmesi gerekiyor?

Kitap oldukça klişe. Duygular hiç iyi yansıtılmamış, anlatılan hisler bana ulaşmadı. Ayrıca o kadar çok boş sayfa vardı ki… Bölümler arasında 4 sayfalık bir geçiş bırakılmış.

Tek Kişilik Paris Seyahati için diyeceğim o ki, ağaçlara yazık.




31 Mayıs 2018 Perşembe

ÖLÜYORDUM, GEÇERKEN UĞRADIM - CAN GÜRSES


28
Ayrıntı Yayınları
477 sayfa


Yazarın En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın kitabını sevince, hemen bir tane daha okuyayım dedim. Ölüyordum, Geçerken Uğradım’ın adına ve kapağına tutuldum, aldım.

Kitap, aşıkların bir günü on yıla bedeldir düşüncesinden yola çıkılarak yazılmış. Kapakla birleşince büyük bir beklenti yaratıyor haliyle.

Başladım. Münzevi Nafiz’in geçmişten gelen dili italik, Mahur’un günümüze yakın dili ise düz yazılmış. Buraya kadar güzel. Sonra bir günde on yıl geçtiğini anlatmak için yazar aralara sürekli siyasi olaylar katmış. Romantik olması gereken bir kitabın içinde akşam haberleri gibi bu olaylar öyle bir sırıtmış ki… "Siyasi olaylar" bile ne işimiz var bu romantik konuşmanın içinde deyip çekip gideceklermiş gibiydi.

Freud’un “Aşk ilişkisi doruk noktalarındayken çevreye ilgi duymaya mahal kalmaz, bir çift aşık birbirine yeter de artar bile.” sözünü anımsattı roman bana. 100 yılın siyasi olaylarını vermeden de bu duyguyu verebilirdi yazar diye düşünüyorum.

477 sayfa olması ise, yazarın tekrarlamasına neden olmuş. Aynı duygular, aynı düşünceler…

Kitabın 416. sayfasında “İyi bir sanat eseri de her şeyi birden anlatmalı ama böyle yaptığını belli etmemeli.” sözü geçiyor. Belki yazar bunu yapmaya çalıştı ama olmamıştı. 

Eleştirilerim dışında, yazarın dili hoşuma gidiyor hala. Nafiz karakterini de sevdim. İşaretlediğim çok cümle oldu. 

Sadece olumlu yönlerine odaklanıp okurum derseniz, keyifli okumalar :)

“Kitap, bakılan veyahut alıntılarından bilinen bir nesne değildi o zamanlar; kitap okunan bir özneydi.”

“Ben her şeyden bir haber hayatı seviyordum çünkü sevdiğim adam beni seviyordu.”

“Zira kaybetme korkusu, kaybetmenin kendisinden bile kuvvetlidir.”

“Yanmadan ışık olunmuyordu. Acı çekmeden göz bilenmiyordu. Derler ya insanın neresi acısa canı orada atar. Demek insan, ona acı vereni canı sayar.”

“Dünyaya geldiğine minnet duyan, er geç dünyada olduğundan cinnet geçirir.”

“Kurgu olmasaydı dünyaya nasıl tahammül edilirdi? Kadere karşı koymanın tek yolu, hayatı kurgulamaktan geçiyordu.”

“’Olmasaydın ne yapardım’ diyebileceğiniz bir tane bile kişi varsa hayatınızda hiçbir şeyden korkmamalısınız.”

“Dünya mutsuz yetişkinlerin birbirlerine mutluymuş gibi davranabilmek için olmayan paralarını harcayıp tanımadıkları başkalarına borçlandıkları bir alan razı satan razı karabasanına dönüşmüştü.”



26 Mayıs 2018 Cumartesi

Film: Deadpool 2


Yönetmen: David Leitch
ABD 2018
Aksiyon, komedi, macera
119 dk


Önümde birkaç sınavsız gün olunca, Kero’nun da son sınavı kalınca dedik ki Deadpool 2’yi izlemeye gidelim. İlk filmi de beraber izlemiştik. Beğenmiştik. Blogumu takip etmeyenler için kısa özet; Kero kuzenim, Marvel –DC filmlerini sever, ben de severim.

4Dx salonda 13.50 seansına gittik. İlk yarı aksiyonla başlayıp, çok durağan devam etti. Birinci filmdeki performansı beklediğim için –birkaç güzel espri hariç- beklentimin altında kaldı.



Şimdi bu cümleme dikkat edin: İkinci yarı gerçekten harikaydı! Deadpool ilk kısmın tozunu silkeledi ve eski eğlenceli haline geri döndü. DC’ye yapılan göndermeler, X-Men’i cinsiyetçilikle suçlaması vs. güzeldi.

İkinci yarı iyi ki izledim dedirtti.

İlk filmi daha fazla sevmiş olsak da Deadpool 2 bizden geçer not aldı. Üçüncü filmi bekliyoruz. :D



25 Mayıs 2018 Cuma

LABİRENT SAVAŞI - RICK RIORDAN (Percy Jackson ve Olimposlular #4)

percy jackson ve olimposlular

27
Doğan Egmont
Çeviri: Kadir Yiğit Us
365 sayfa


Seriye devam ediyorum.

Labirent Savaşları, son kitaba ulaşmak için köprü göreviyle yazılmış gibi geldi bana. Akıcı olsa da geçiş kitabı olduğu belliydi.

Labirentte daha fazla zaman geçirilmesini ve biraz daha zorlayıcı olmasını bekliyordum. Sanki her şeyin üstesinden çok çabuk ve kolay mı geldiler ne?

Bunun dışında, değinmek istediğim bir konu daha var. Bloglarda Labirent Savaşı’nın yorumlarına denk geldim ve hemen hemen hepsi kitabın tamamını anlatmış. Olan olayları noktasından virgülüne kadar neden yazarlar ki ya da o yorumları okuduktan sonra insanlar kitabı neden okusun? Neyse ki bu yorumlara rastgeldiğimde kitabı bitirmiştim.

Bana kalırsa, bu tarz yazılarda kitap inceleme/ yorum şeklinde başlık atılacağına direk özet denmeli ve kişilerde buna göre okuyup okumayacağına karar vermeli. Habersizce okuyup ardından spoiler yemek kadar kötü bir şey yok!

Sözün kısası, kitabı okumadan beğenilme derecesini öğrenmek isterseniz dikkat edin, sinsi spoilerlar etrafta geziniyor.

“Mucitler hep yalnızdır. Hep yanlış anlaşılırlar. Öfkelenmek, korkunç hatalar yapmak da kolaydır. İnsanlarla uğraşmak makinelerle uğraşmaktan çok daha zor. Bir insanı kırdığın zaman, onu tamir edemezsin.”

“Bazen önemsiz gibi görünen şeyler, günün birinde olağanüstü şeylere dönüşebiliyor.”


17 Mayıs 2018 Perşembe

EN GÜZEL GÜNLERİNİ DEMEK BENSİZ YAŞADIN - CAN GÜRSES

doğan kitap

26
Doğan Kitap
229 sayfa


En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın, Can Gürses’in ilk kitabı ayrıca Fakih Özlen’in güftesinin çok güzel bir mısrası.

Kitabı Eylemcan’dan aldım. Okuma konusunda başta kararsızlık yaşasam da benim beğeneceğimi söyledi ve böylece beni ne kadar iyi tanıdığını da göstermiş oldu.

En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın’ı gerçekten sevdim. Öncelikle kitabın yazıldığı yerler dikkatimi çekti: İstanbul ve Edinburgh. Yaşadığım yer ve yaşamayı istediğim şehir.

Can Gürses’in biyografisini okuyunca yazar, eğitim aldığı okullar ve çalışmalarıyla da ilgimi çekti.

Kitap, bir ailenin akşam yemeğini anlatıyor. Başlangıçta çok fazla karakter var gibi gelebilir ama ben soy ağacı oluşturdum, karmaşa yaşamadım. Kitap bölümlerden oluşuyor. Ailenin her bir bireyi kendi öyküsünü ve yemekteki diğer bireyler hakkında düşüncelerine aktarıyor. Zaman zaman araya evdeki eşyalar da giriyor. Bu yüzden uyarayım; olaylı, merak uyandırıcı bir kitap bekliyorsanız, şu an okumayın erteleyin. Bölümler birbiriyle bağlantılı durum hikayelerinin toplamı gibi. Çok duygusal, buram buram aşk kokan bir kitap da değil ya da içindeki aşklar beni etkileyemedi bilemiyorum.

Ben yazarın dilini sevdim. Orhan Veli’ye, Tolstoy’a yaptığı ince atıfları sevdim. Karakterlerin naifliğini sevdim. Eşyalara anlam yüklenmesini sevdim. ‘Edibanım’ı sevdim. Bazı cümlelerde kendimi bulabilmeyi sevdim.

Belki de yazarın kullandığı dille alakalı olarak, aile bana çok gerçekçi gelmedi. Çünkü düşünürken sürekli kitaptaki gibi cümleler kurmayız. Bu durum benim için bir sorun teşkil etmedi. Sadece sonunun farklı olmasını isterdim.

Tavsiye eder misin diye sorarsanız, bu konuda çekincede kalmayı tercih ederim. Herkes beğenebilir mi bilmiyorum.

“Halbuki geçmişin öyküsü tektir. Mühim olan öyküyü kimin ağzından dinlediğimiz.”

“Acıyı paylaşmak için aşık olmak gerekir. İnsan aşık olduğu insanı acıtabilir yalnızca. Acıtmak acı vermek değildir. Acıtmak, fiziksel olarak ruhunu deşmektir.”

“Kimse kimseyi kurtaramaz, kimse kimseye tutunarak yürüyemez. Herkes yalnız başına yürüyebilmeli.”

“Gözler görülmek için vardır. İnsanlar, dokunmak için.”

“İnsanın gerçeği yüreciğidir.”

“İnsan insana şiirle kaş göz eder. Kimi insana dokunur şiir. Canına bir şey yapar. O insan şiiri seyreder. Doğduğu yeri seyreder gibi…”

“Ben hayal bağımlısıyımdır. Yaşama hayalleri kurmaktan kah üşenirim kah yetişemem yaşamaya.”




7 Mayıs 2018 Pazartesi

KARANLIK ELEMENTLER SERİSİ - JENNIFER L. ARMENTROUT


23) Kimi Öptüğüne Dikkat Et / 1. Kitap – 425 sayfa
24) Kime Dokunduğuna Dikkat Et / 2. Kitap – 504 sayfa
25) Kimi Seçtiğine Dikkat Et / 3. Kitap – 399 sayfa

Üçlü bir seri yorumuyla hepinize merhaba!

Daha önce yazarın Kış Güneşi adında kitabını okumuştum sadece.

Serinin temasını melek – şeytan olarak özetleyebiliriz ama kitapta gargoyleler var ve gargoyleleri çok severim. :D Biz onlara kısaca muhafızlar diyoruz. İblisleri de yabana atmayalım, özellikleri bazıları var ki Roth gibi…

Seride en çok sevdiğim kitap Kimi Öptüğüne Dikkat Et oldu. Fantastik, macera, aksiyon, aşk kıvamındaydı. Alacakaranlık’la ortak yönleri yoktu da diyemem. Sanırım bu iki erkek arasında kalmalı fantastik kitaplar benim gözümde hep Alacakaranlık’a benzeyecek.

Karanlık Elementler akıcı, hızla okunabilen bir young adult serisiydi. Eğlenceliydi ve kafamı dağıtmada başarılı oldu. Türü seviyorsanız, şans verebilirsiniz.

“En saf ruha sahip insanlar en büyük kötülükleri yapabilir. Hiç kimse mükemmel değildir, ne oldukları ya da hangi tarafta savaştıkları bu gerçeği değiştirmez.” (Kimi Öptüğüne Dikkat Et)

“Kim ne diyorsa desin. Doğru olduğu anlamına gelmez ve bazen, gerçekler tam anlaşılmadıysa doğrular da kaybolup gidebilir.” (Kimi Seçtiğine Dikkat Et)


“Aşktı bu; aşk değiştirebilirdi insanları.” (Kimi Seçtiğine Dikkat Et)


3 Mayıs 2018 Perşembe

ŞU BİZİM KIRILGANLIĞIMIZ - EUGENIO BORGNA


22
Yapı Kredi Yayınları
Çeviri: Meryem Mine Çilingiroğlu
68 sayfa


İhtiyacın olduğu zaman dikkatini çeken kitaplar olur ya, hep anlatıyorum, Şu Bizim Kırılganlığımız’da benim için öyle. Kadıköy YKY’de arkadaşımla gördüğümüz gibi aldık.

Yazardan daha önce hiç kitap okumamıştım. Kendisi 1930 doğumlu bir İtalyan ve psikoloji üzerine birçok eseri var.

Şu Bizim Kırılganlığımız, kırılganlığın türlerini ve hayatımızın bir parçası olduğunu anlatıyor. Ben kitabın içinde kendi kırılganlıklarımı da buldum.

İçeriği hakkında söz söylemenin gerekli olmadığını düşünüyorum zaten sadece 68 sayfa. Bunun yerine okuyun ve kırılmanın da insanın parçası olduğunu unutmayın.

Kitaplı günler! :)

“Kırılgan olan ve kolaylıkla kırılan sadece duygulanımlarımız, yaşama nedenlerimiz, umutlarımız, huzursuzluklarımız, hüzünlerimiz ve kalbimizin itkileri değildir; sözcüklerimiz de, kendini kötü hisseden kişilere yardım etmek için kullanmak istediğimiz ve kendimizi kötü hissettiğimizde başkalarından duymayı dilediğimiz sözcükler de kırılgandır ve kolaylıkla dağılıp eriyiverirler.”

“Her sessizlik kendine has bir dile sahiptir ve bu dilin anlam ufuklarını kavramak, keşfetmek kolay değildir.”

“Hüzün, sadece, onu kendi ruhunun uçurumlarında yaşayanların derinlemesine bildiği bir hayat deneyimidir, insanı kırılgan ve savunmasız kılar.”

“[U]mut, hayatın görünürdeki kesinliklerine ve sıradanlıklarına sürekli bir meydan okumadır ve kırılganlığın dile gelmez izleri umudun özsuyudur.”



29 Nisan 2018 Pazar

TİTAN'IN LANETİ - RICK RIORDAN (Percy Jackson ve Olimposlular #3)

Percy Jackson ve Olimposlular

21
Doğan Egmont
Çeviri: Kadir Yiğit Us
305 sayfa

Percy Jackson ve Olimposlular serisinin üçüncü kitabıyla merhaba!

Titan’ın Laneti’nin filmi çekilmediği için konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Olayları bilmeden okumak ayrı keyifli, biliyorsunuz. Yine de neden serinin devamını çekmediklerini merak ediyorum. Güzel bir konusu, aksiyonlu olayları ve insanların kalbini çalacak karakterleri var. Devamını izlemek isterdim, keşke çekilse.

Bu kitapta seriye sevdiğim bir Tanrıça olan Artemis ve çok ünlü bir Titan giriyor. Adını söylemiyorum, kitabı okuyun ama mitolojiye ilgisi olmayan biri bile tanıyacaktır.

Ayrıca seriye başladığımdan beri Annabeth bana Hermione’yi anımsatıyor. Titan’ın Laneti’nde yokluğunu Percy kadar hissettim. :D

4. kitaba geçmek için sabırsızlanıyorum. Kitaplı günler! :)

“Anlam yalnızca arayınca ortaya çıkar.”

“En cesurlar bile düşer.”

“En tehlikeli hatalar, ayarında yapıldıklarında iyi şeyler olanlardır. Kötüyle savaşmak kolay. Bilgelik noksanlığı… işte bununla savaşmak gerçekten zor.”


27 Nisan 2018 Cuma

ÜÇ İSTANBUL - MİTHAT CEMAL KUNTAY


20
Oğlak Yayınları
575 sayfa


Üç İstanbul, Türk Siyasal Hayatı dersinde önerilmiş ve hoca zorunlu tutmaktan son anda vazgeçmiş. Bunu öğrenince ben de okumaya karar verdim.

Derste önerildiği için beklentim yüksekti. II. Abdülhamit, Meşrutiyet ve Mütareke yıllarındaki İstanbul’u, aydın geçinen kesimi anlatan kitap, yazarın da tek romanı.

Çok üzülerek belirtiyorum ki kitap benim için hayal kırıklığıydı. Elimde süründü, üzerine kaç tane kitap bitirdim. Okuduğum süre boyunca karakterlerden, aynı şeylerin tekrarlanmasından nefret ettim. Üç dönemle ilgili daha tarihi bir kitap beklerken, genelde karakterlerin yatak odalarını anlatan bir kitap buldum. Yarım bırakma gibi bir alışkanlığım olsa, çoktan tozlanmaya bırakmış olurdum.

Tabii bu kitap hakkında sadece benim görüşümü baz almayın çünkü çok seveni de var.

Kitaplı günler 💫


Not: Kitabın TRT yapımı dizisi de var, 3 bölüm izledim. Kitaba sadık kalınarak çekilmiş.

“Muhacir, gideceği yer olmadan biteviye yürüyen hayalettir; adını bilmediği bir başka hayaletin ekmeğini yiyecektir.”

“Hükümet kuvvet değildir; vasıtadır. Bir memlekette asıl kuvvet, bir fikri temsil edenlerdir.”

“…insanların kendi budalalıklarını görmeleri ne güçtür.”

“Mustafa Kemal ayağa kalkınca yeryüzüne vuran gölgesine bütün bir memleket sığıyordu.”

“İnsanın bütün ömründe aşkla sevdiği bir tek kadın vardır: Daima okuduğu, daima yatağının ucundan ayırmadığı tek bir kitap gibi!”



24 Nisan 2018 Salı

GÖLGENİN GÖZLERİ- YASMINE GALENORN


19
Martı Yayınları
Çeviri: Irmak Taştan
413 sayfa


Gölgenin Gözleri, Ayın Kız Kardeşleri serisinin 11. kitabı.

Hızlı okunacak bir fantastik kitaba başlama niyetiyle okumaya karar verdiğim kitap resmen elimde süründü. Benim için serinin en sıkıcı kitabı oldu.

Aslında ben serilerin bu kadar uzatılmasından da hoşlanmıyorum. Bir yerden sonra aynı düşman, aynı konu insanı bunaltıyor.

Asıl düşmana –Gölge Kanat- ulaşma yolunda yine onun elemanlarına karşı savaşıyorlar. Her kitapta daha zorlandıklarını söylüyorlar. Ruh mühürlerinin peşinde koşuyorlar. Eee biz bunları geriye kalan 10 kitapta da okumuştuk diyesim geliyor.

Sevgili seri yazarları, yarattığınız dünyayı geliştiremeyip bir konuyu sakız gibi uzatacağınıza seriyi bitirin. Tadı kaçmasın.

“Keder işte böyle bir şeydi. Sıradan insanlardan katiller yaratabilirdi.”


“Nefret suçu işleyenler kovuklarından çıktı. Aslında her zaman oradaydılar. Önce zencilerden, Yahudilerden, Müslümanlardan ve sonra eşcinsellerden nefret ettiler. Bir gruptan nefret etmek artık mantıklı olmadığında başka bir grubu hedef aldılar. Onların dünyanın merkezinde olmadıklarını hatırlatan herhangi birisi olabilir.”


21 Nisan 2018 Cumartesi

ARISTOTLE AND DANTE DISCOVER THE SECRETS OF THE UNIVERSE - BENJAMIN ALIRE SAENZ


18
742 sayfa
E-book


Kitap Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor adıyla çıktığında dikkatimi çekmişti ama herkesin bir anda okumaya başlaması beni rahatsız etti. O zamanlar instagram kullanıyordum, sayfam bu kitabın fotoğraflarıyla dolmuştu. Böylece kitaptan uzaklaştım.

Geçenlerde aklıma geldi ama seveceğimden emin olamadığım için e-book olarak okumaya karar verdim. Eğer İngilizce okumak isterseniz, dilinin çok basit olduğunu söyleyebilirim. Çekinmeden başlayabilirsiniz.

Adından dolayı felsefeyle ilişkili olduğu düşünülebilir ama Aristotle ve Dante adında kendilerini ve evreni keşfetmeye çalışan iki ergenin hikayesini anlatıyor.

Kitap güzel bir konuyu ele almış ama beklediğim gibi değildi. Kitabın asıl anlatmaya çalıştığı şey sonuydu bence, oraya kadar giriş gibiydi ve yazar biraz tekrara düşmüştü. Bu durum gelişme olmadan bitmiş hissi bıraktı bende. Seri mi olacak bilmiyorum ama umarım ikinci kitabı gelir.

Eleştirilerim olmasına rağmen kitabı sevdim. Aristo ve Dante çok sempatiklerdi. Özellikle Dante. Düşünce tarzı, kitap okuyuşu ve ailesi… İyi bir arkadaşın sahip olması gereken her şey Dante’de birleşmiş gibiydi.

Hızlı okunan bir kitap olduğunu da belirtmeliyim, genelde elimden bırakamadım. Baydığı yerlerde bile enteresan bir çekiciliği vardı.

Reading slump için güzel tercih olabilir. Kitaplı günler!

“I had a rulet hat it was better to be bored by yourself than to be bored with someone else.”

“Words were different when they lived inside of you.”

“I wondered what that was like, to hold someone’s hand. I bet you could sometimes find all of the mysteries of the universe in someone’s hand.”

“The problem with trying hard not to think about something was that you thought about it even more.”



18 Nisan 2018 Çarşamba

Tiyatro: Bütün Çılgınlar Sever Beni




Biletlerini iki ay önce aldığımız Bütün Çılgınlar Sever Beni’yi dün akşam izleyebildik!

Mert Fırat’ın bir oyununu izlemek amacıyla Dasdas’a bakarken, yolun çok uzun olduğunu düşünüp Moda Sahnesi’nde bu oyuna karar kılmıştık Kitap Eylemi ile.

Bekleme sürecinde ikimiz de sınavlarımızı atlattık ve bir nevi kutlama oldu ikimiz için. Ayrıca geçen yıl, Eylemcan’ın kaç kitap okuyacağı üzerine iddiaya girmiştik ve hedeflediği sayıyı geçmişti. İddiamız waffle üzerineydi – Kemal Usta Waffles favorimizdir-, bunu ancak  şimdi yemeyi başardık.



Tiyatroya dönecek olursak, oyunu konusunu hakkında hiçbir fikrimiz olmadan izledik. Ne beklememiz gerektiğinden emin değildik ama zaten amacımız Mert Fırat’ı izlemekti.

Oyuna ba-yıl-dık! Harika bir komediydi.  Bütün Çılgınlar Sever Beni bir perde ve 80 dakikaydı, zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Mert Fırat’ın beden dili, ses tonu ve mimikleri çok başarılıydı.

Her tiyatro yazımda yaptığım gibi yine seyircilerden bahsedeyim sizlere. Önüme altın teyzeler grubu oturdu. Hepsi de Mert Fırat hayranı! Nice “fan girl”lere taş çıkartırlar. Tüm esprilere en çok onlar güldü, biraz da fısıldamayı abarttılar ama yine de "gün" yapmak yerine tiyatroya gelmeleri çok güzeldi.

Mutlu ayrıldık tiyatrodan Eylemcan’la, hatta Mert Fırat’ın başka oyunlarına gitmeyi düşünüyoruz.

Fırsatınız olursa, komedi seviyorsanız tavsiye edilir. :)

Yazan: Stefan Tsanev
Çeviren: Hüseyin Mevsim
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Işık Tasarımı: İrfan Varlı
Afiş Tasarımı: Bengi Günay
Yönetmen Asistanı: Yağmur Mısırlıoğlu

Oynayanlar
Yosif: Mert Fırat
Süre: 1 perde 80’




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...