Agora, halkın toplanıp politika, ticaret ve felsefe konuştuğu
bir alan. İskenderiyeli Hypatia ise bir filozof.
Agora’yla tarihçimiz sayesinde tanıştım. Filmini izlememizi
önerdi. Ayrıca o dönemde kadın filozofların nadir görüldüğünü, Hypatia’nın
istisnalardan biri olduğunu söylemişti.
Filmini izleyip beğendikten sonra kitabını aldım. Sanki filmde
bazı yerler kafamda oturmamıştı, havada kalan noktalar vardı. Kitap,
eksiklikleri tamamladı.
Hypatia’nın hayatı, kölesi Davus’un gözünden anlatılmakta. Köle
bedenler, köle akılları mı doğurur yoksa akıl özgür olabilir mi?
Bir kölenin gözünden dünyayı görmek çok ilginçti. Bana farklı bir bakış açısı kazandırdı.
Sınavlardan dolayı yavaş bitirmeme rağmen, çok akıcı bir
kitaptı. Normal şartlar altında, 1-2 günde bitebilir. Parantez aç. Artık sınavlar bitsin ya! Biraz sosyalleşip, daha çok kitaplara gömülmek istiyorum. Hayal dünyama geri dönmemin zamanı geldi de, geçiyor bile. Bu kadar 'gerçek hayat' yeterli. Ayrıca kime göre, neye göre gerçek? Kapa parantez.
“İlkelerini bıçakla savunan kimse mantığını kullanandan daha cesur değildir. Sadece daha akılsızdır.”
“Onu delicesine sevmenin cezası özgürlüktü fakat onsuz bir özgürlük, yaşarken ölmekten farksızdı.”
“Eski hasretlerin tatlı acısı. Hayatım sakin, denizim durgundu ve varlığının kasırgası esti. Önümden hafif bir meltem gibi geçip bir bozkırın soluk hayatını yerle bir eden güçlü bir rüzgara dönüştü. Yangın alevleri gibi, fırtına sonrası yalan, sessizlik gibi geçti ve öyle bir geçti ki; hiçbir şeymiş gibi. Orada utanmış öylece kalmıştım, alevler içindeydim ve kalanları kurtarabilmek için fırtınaya karşı savaşıyordum. Onu gördüm ve dünyam yıkıldı.”