9 Kasım 2018 Cuma

Erasmus: Siena



Herkese merhaba! Haydi şimdi Floransa’da olduğum zamanı hesaplayalım. 2 aydan 3 gün çıkartalım!

Bu postumu kütüphanede/Biblioteca delle Oblate yazıyorum. Eğer Floransa’ya gelirseniz ve harika bir Duomo manzarası görmek isterseniz, terasında kahve içmek sizin için güzel bir seçenek olabilir. Benim açımdansa, internet olduğu için önemli bir seçenek.



İnanabiliyor musunuz bilmiyorum ama hala evimde internet yok. İtalyan ev arkadaşım internet şirketini arıyor ama hep erteliyorlar. Kütüphanede ders çalışamayan ben, kütüphanelerden çıkamaz oldum. Florasa’daki mottomuz bu: Burası Survivor, burada her şey gerçek!(“Here is Italy, relaaaxxx” diyen İtalyanlar, sokaklarda idrar kokuları, yerlerde çöpler, yaya yolunda durmayan arabalar, sürekli bozulan tramvay, gelmeyen otobüsler…)






Nahoş konuları boş verip, postumuzun amacına dönelim: Siena! Floransa’dan Siena’ya trenle 1.5-2 saat gibi bir sürede ulaşmak mümkün. Şehir merkezi UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınan şehrimiz, aslında Palio yani at yarışlarıyla ünlü ama bizim gittiğimiz tarihte yoktu.

Piazza Del Campo

piazza del campo


piazza del campo


Siena’nın ünlü meydanı bizim ilk durağımızdı.

Duomo / Santa Maria Assunta

duomo

duomo


Gördüğüm en etkileyici katedrallerden biri, mimarisi sizce de harika değil mi? Giriş ücreti 6 euro’ydu –yanlış hatırlamıyorsam-.

Fonte Gaia

fonte gaia

fonte gaia


Fotoğraflardaki kadar büyük değil, Aşk Çeşmesi boyutunda bekliyordum sanırım. :D

Palazzo Salimbei

palazzo salimbei

palazzo salimbei


14. yüzyılda inşa edilmiş olan bu bina, bugün dünyanın en eski bankalarından olan Banca Monte dei Paschi di Siena’nın merkez ofisi.

Basilica di San Francesco

san francesco

san francesco




Huzur veren bir bazilika olduğunu düşünüyorum. Siena’da okusaydım, kafamı toparlamak istediğimde içine gidip oturabilirdim.

Bunların dışında St. Cateriniana Kilisesi’ni de gezdik. 14 yüzyılda St. Catherine’in veba hastalığını iyileştirdiğine inanılırmış.





Siena’da ben çok fazla çikolatacı gördüm. Hepsi de birbirinden güzeldi. Nannini adında bir pastane keşfettik, tiramisusu lezzetliydi. Yürürken resim sergisi gözümüze çarptı, içinde kimse yoktu ama resimler gerçekten güzeldi.


Siena, bir günde gezilebilecek küçük ve sempatik bir şehir. İtalya’nın dar sokakları hoşunuza gidiyorsa, Siena sokaklarında yürümeyi seveceksiniz.




2 Kasım 2018 Cuma

ANKARA, MON AMOUR! - ŞÜKRAN YİĞİT


54
İletişim Yayınları
167 sayfa

Not: Eylül ayında ve ben hala Ankara'dayken yazılmıştır!!

Ben Ankara’yı neden seviyordum biliyor musunuz? Cevabı bu kitapla keşfettim. Okuduğum kitaplarda Ankara hep güzeldi ama okuduğum şehirle gerçek hali uyuşmadı maalesef.

Böylece Ankara’da yaşamayı sevemedim ama küçük bir ayrıntı, Ankara kitaplarda hala güzel.

Ankara, Mon Amour’u Damla sayesinde keşfettim ve Dost’da görünce hemen aldım. Reading slump döneminde olmama rağmen –bu yaz hiç bitmedi bu dönem biliyorum- kitabı oldukça keyifle okudum.

1969 ve 1980 olarak iki zaman diliminde geçen olaylar, Suna ve Emel’in küçüklüklerinden başlayıp, üniversite yıllarına doğru devam ediyor. Sıcacık bir anlatıma sahip Ankara, Mon Amour sonu bu kadar aceleye gelmeseydi daha güzel olabilirdi. İlk bölümün hatırına devamı da seviliyor.

“Her gün uyandığımda yaşadığımı, sadece yaşadığımı, varlığımdan başka hiçbir şeyi hissetmediğim o ne mutlu ne mutsuz anın hemen arkasından başlardı hayat.”

“Karşılıklı bir aşkın, aşklarını ilk kez dile getirildiği anın hemen arkasından gelen o boşluk duygusu sarmıştı içimi. Büyü bozulmuştu. Yorgundum.”

“Düşününce beklentileri ortaya çıkar insanın, beklentilerden de hayal kırıklıkları.”

“Yirmi yaşındaydık ama önümüzde kucaklanması gereken bir hayat olduğunun farkında bile değildik. Gelecekten çok yaşadıklarımız önemliydi. Yaşadığımız her an bir anı olsun istiyorduk. Biz oradaydık, vardık, önemliydik.”



20 Ekim 2018 Cumartesi

Erasmus: Floransa'da Zaman



Tam olarak 1 ay 8 gündür Floransa’dayım. Kısa göründüğünü biliyorum ama olduğundan daha uzunmuş gibi hissettiriyor. Sanki yaşadıklarım 1 ay 8 güne sığmayacak kadar fazla…

Şu an bu satırları yazarken bir kafeye oturmuş, kahve içiyorum. Erasmus biraz yalnızlık da çünkü… Farklı bir ortama girip, kendini denemek, sınırlarını görmek, düşünmek… Üzülmek ve mutlu olmak… Özleyeceğini düşünmediğin şeylerin eksikliğini çekmek… Ayrıca benim için lisans öğrencisi olduğum halde yüksek lisans dersleri almak. Bu büyük bir problem, tavsiye etmiyorum, bir haftadır 5 tane sunumu nasıl yapacağımı kara kara düşünüyorum. Erasmus yaparken, okula gitmeyip sadece gezerek dersleri geçme kavramının şehir efsanesi olduğunu belirtmek istiyorum. En azından Floransa için bu böyle, derslerde devam zorunluluğu var, çok fazla şey talep ediyorlar.

Neyse karalar bağlamayalım, geçen yazımda söz verdiğim konuya gelelim. Floransa’da nereleri gezdiğimden, nereleri gezmeniz gerektiğinden söz edecektim. Hepsini yazarsam çok uzun bir yazı olacağı için, favorilerimden başlayıp yavaş yavaş anlatmaya karar verdim. O zaman Duomo’yla başlayalım.

Duomo:


Cattedrale di Santa Maria del Fiore yani Floransa Katedrali’nin yapımına Arnolfo di Cambio tarafından 13. yüzyılda başlanmış. Son düzenlemeleri ise Filippo Brunelleschi yapmış. Katedralin hemen yanındaki sekizgen bina ise vaftizhane.



Benim içinse Duomo Floransa’nın en görkemli ve güzel yapısı. Buraya geldiğim ilk gün SIM kartı alacağım mağazayı ararken birden karşıma çıkmıştı. Öylece durup güzelliğini izlemiştim. Tam o dakikada İtalya’da olduğumu hissetmiştim.







Aslında Duomo’yu gezmiş sayılmam, sadece meydanda defalarca bulundum. İçini, çan kulesini ve vaftiz bölümünü gezmek için ayın ilk pazarını bekliyorum. Bildiğiniz üzere, her ayın ilk Pazar günü burada müzeler bedava. Harika bir uygulama çünkü müze girişleri ucuz değil maalesef.

Piazza delle Signoria:



Signoria Meydanı’da en sevdiğim yerlerden biri. Oturup, heykelleri izlemek beni dinlendiriyor. Kendisi bir nevi açık hava müzesi gibi.



Meydanda bulunan Palazzo Vecchio 14. yüzyılda yapılmış, Medicilerin taşınmasıyla bu adı almış. Sarayın girişinde Michelangelo’nun David heykelinin kopyası ve Bardinelli’nin Herakles ise Cacus’u mevcut.


Uffizi Galerisi’nin de bu meydanda olduğunu söylemeliyim.

Galleria dell’Accademia:


İtalyanca kursuna giderken her gün önünden geçerdim. Sabahın köründe bile olan sıraya inanamazsınız! Gezmek için Ekim ayının ilk pazarını bekledim ve ben de kapının önündeki kuyruğa katıldım. Tamam, itiraf edeyim Accademia’yı David’i görmek için gezmek istiyordum. Aslında David Heykeli ilk olarak Palazzo Vecchio’nun önüne yerleştirilmiş, yıpranmasın diye Accademia’ya taşınmış.



Accedemia’da genellikle Michelangelo’nun ve Bartoli’nin eserleri mevcut. Bir bölüm ise müzik aletlerine ayrılmış.

Tarihine bakarsak, 1563 yılına kurulan Galeri Avrupa’nın resim, heykel üzerine ilk okulu olma özelliğini taşıyormuş.



Gezmesi 2.5-3 saat süren Accademia beklediğim sıraya değdi! Buradan çıkınca Palazzo Piti’yi gezme fırsatı da buldum ama o da başka bir postun konusu olsun. :)





4 Ekim 2018 Perşembe

Erasmus: Floransa



Kısa bir aradan sonra merhaba! Bir süredir bloguma bakma imkanı bulamadım ve şu an buraya yazabildiğim için çok mutluyum.

Giriş paragrafından sonra “Neden?” sorusunun cevabına geçebiliriz. :D Çünkü Erasmus için Floransa’ya geldim –üç haftadır buradayım-, yapmam gereken işlemlerin dışında internetle ilgili bazı sorunlar da vardı. Üzülerek söylüyorum ki, Türkiye’deyken uğraşılan bürokratik işlemler –Learning Agreement doldurmak, anlaşmalar, sözleşmeler vs- burada da devam ediyor ve İtalya’da bürokratik işlemlerde maalesef ülkemizi aratmıyor.



Erasmus’a gitmek ve Floransa seçmek isteyenler için küçük bir bilgi, okulun yurdu yok. Yaz tatilimin büyük kısmını internetten oda arayarak geçirdim. Geneli 6 ay için kiralamak istemiyor, ırkçılık yapanları ve cevap vermeyenleri de mevcut. Sonunda bulduğum odada ise wifi yok, inanabiliyor musunuz? Ev sahibine sürekli mesaj atıyorum, umarım ki yakında bağlanır.





















Floransa’ya geldiğimde ilk yaptığım iş Permesso di Soggiorno yani oturma izni için başvurmak oldu. Non –European Citizen olduğumuz için, ülkeye girişimizin ilk haftasına buna başvurmak zorunlu. Poste Italiane’den başvuru kitini alıp, doldurup, geri götürmek gerekiyor – detaylara girmiyorum-.




Okul başladığında, seçtiğim derslerden bazılarının açılmadığını fark ettim. Bu yüzden ilk hafta tüm derslere girip seveceklerimi belirlemeye çalıştım. Şimdi ise çakışma problemini aşmaya çalışıyorum. Koordinatörümün sorumsuzluğu ve asla yardımcı olmaması da işlerimi kolaylaştırmıyor maalesef.



Floransa’ya dair ilk izlenimlerim negatif olsa da şehrin harika bir mimariye sahip olduğunu belirtmem gerek. Şehir merkezini yürüyerek çok rahat gezebilirsiniz. Tarihi meydanlar birbirine çok yakın. Turist olarak İtalyanca bilmeden zorluk yaşayacağınızı düşünmüyorum, İngilizce yeterli olacaktır. Uzun süreli kalışlarda ise iş değişiyor maalesef.

Floransa’da nereleri gezdim, neler yaptım da başka bir yazının konusu olsun.

O zamana kadar, ciao!


Gelecek yazıdan spoiler:


Duomo:



Şehre geldiğim ilk gün sokakta yürürken birden karşıma çıkan devasa katedral. Bana göre Floransa’nın en güzel yapısı. Her görüşümde etkileniyorum. Hem Duomo hem de Mediciler hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz Medici: Masters of Florence dizisini önerebilirim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...