8 Aralık 2019 Pazar

RAHMET YOLLARI KESTİ - KEMAL TAHİR

88
İthaki Yayınları
343 sayfa


Eveet, sonunda bitirdim! Kitabın kapağını kapattım ve hemen geldim, postu yazıyorum. Bitirdiğim için mutluyum.

Rahmet Yolları Kesti, Çukurova Okumaları’nın ikinci kitabıydı. Basımı yok, bize pdf’ini yollamışlardı ama ben tesadüf üzeri girdiğim İstanbul Kitapçısı’nda kitabı buldum. Sevinerek kitaba sarıldığım için kasiyerler bana tuhaf tuhaf bakınca onlara da durumu açıklamak durumunda kaldım.

İnce Memed’i bitirince ardından hemen Rahmet Yolları Kesti’ye başladım. -Şimdi postumuzun ruh hali biraz kötüleşmeye başlayacak.- Çukurova Okumaları’nın toplantı gününe kadar kitabı yetiştiremedim. Konferansa gidemedik.

Daha önce Kemal Tahir’den Esir Şehrin İnsanları’nı okumuştum. Aklımda beğendim gibi kalmış –üzerinden çok zaman geçti-. Rahmet Yolları Kesti’den de beklentim o yöndeydi ama kitabı sevemedim.

Çukurova Okumaları için konu itibariyle doğru bir seçim olabilir: İnce Memed eşkıyalığın güzel yönüne değinirken, Rahmet Yolları Kesti kötü yönlerini anlatıyor. Olaylar Çorum’un köylerinde geçiyor. Toplumsal gerçekçilik etkisinde yazılan roman, eşkıyalık dışında, alevi kültürüne, dönemin köylüsüne, 14 yaşındaki kız çocuğunun istenebilmesine değinmiş. Karakterleri Kuru Zeynel’in kendi sözleriyle aktarmak istiyorum size: “Biz adam olmayız! Bizden adamlık ne kadar uzak…”

Ne demiştim, ben kitabı bitirdiğim için mutluyum çünkü bir ara hiç bitmeyecek gibi gelmişti –günlük hedef koyarak bitirdim, yoksa elim gitmiyordu-. Bu yıl okumakta en zorlandığım kitap olabilir. Konu hiç ilerlemiyor, dilden kaynaklanıyor olabilir bu durum. Akıcı değil. İnsanlar genelde kitaptaki diyalogları komik bulmuşlar, ben bulmadım. Bel altı konuşmalar, küfürler beni yordu. Kurgu beni şaşırtmadı, tahmin edilebilirdi.

Dönemin toplumunu iyi anlatan eserlerden olabilir belki ama bana hiç hitap etmedi.

“Bugünün silahı iki satır yazı… İster muska olsun, ister dilekçe…”


3 Aralık 2019 Salı

KARAYEL HÜZNÜ - BUKET UZUNER

87
Everest Yayınları
77 sayfa


Okula yakın bir sahaf var; eczanelerin, fotokopicilerin, kafe ve bakkalların arasına sıkışmış. Ben çok geç keşfettim, daha önce görmüş olmama rağmen girip incelememiştim. O zamanlar okulu sevmiyordum, bu durum okulun güzelliklerine de gözümü kapatmam anlamına gelmiş. Bu sene hislerim değişti, kampüs bana daha evimmiş* gibi gelmeye başladı. Lafı yine uzattım, sahafı ilk kez sevgili Cansu’yla gezdim. Sonrasında tek başıma veya arkadaşlarımla fırsat buldukça uğradım. Karayel Hüznü de bu ziyaretlerimden birinin ganimeti…

Karayel Hüznü üç hikayeden oluşuyor, ilk ikisini trende okudum: Otuz Yedi Yaş, İkizlerden Biri, Bütün K Harflerinden Uzak. Kitap adını Buket Uzuner’in Metin Altıok için yazdığı şiirden alıyor.

Uzun zamandır Buket Uzuner okumamıştım, fark ettim ki kalemini özlemişim. Trende okumanın büyüsüne de kapılmış olabilirim tabii… Yazarın ilk kez hikâye kitabını okuyorum ve başarılı buldum. Akıcı olmalarının yanı sıra, vurucu öykülerdi bunlar. Sonlarıyla beni şaşırttılar.

Yazarı sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Sevgi ve kitapla kalın.

*Ev deyince, kitapla bir alakası yok, aklıma Ulysses’ Gaze filmindeki sahne (üçlemenin ilk filminin sahnesi aslında ama onu izlemedim, Ulysses’ Gaze’de de o sahne kullanılmış) geliyor hep. Ülkeler, sınırlar, aidiyet, ilişkiler… Düşünmek gerek.
“Bizim evimiz sizin evinizdir. Evimiz… Sınırı geçtik ama hala buradayız. Kaç sınır geçmesi gerek insanın evine ulaşması için?”

“Bir kadının en zengin çeyizi mesleğidir!”

“Kendimi daima her şeyin ve herkesin dışında, adamakıllı uzağında hissederdim. En yakın olduğum yer sınır çizgisiydi. Daha öteye geçemezdim.”

“En kalabalık olduğum yer kendi içimdi. Kendimle yuvarlanabildiğim en derin uçurum, içimdekiydi. Fazlalık, rahatsızlık, sıkıntı yaratmak korkusu duymadan var olabildiğim tek yer. O derin, ıssız, kendimdeki uçurum.”

“Hüznün gölgelemediği bir sevinç yaşamanın tadını hiç bilemem ben. Hiç bilmedim.”

“İnsanlar önyargısız olarak doğarlar. Yıllarca edindikleri önyargılardan tekrar kurtulmalarıysa, yeniden bir doğumu gerektirir. Kendinden doğmayı!”



28 Kasım 2019 Perşembe

KENDİ GÖK KUBBEMİZ - YAHYA KEMAL BEYATLI

86
İstanbul Fetih Cemiyeti
102 sayfa

Kendi Gök Kubbemiz, yakın dönemde okumayı planladığım kitapların içinde yoktu ama tiyatrosuna gitmeye karar verince alıp okudum.

İçinde bulunanların büyük kısmı ortaokul, lise yıllarında bize okutulmuş, aşina olduğumuz şiirler… Geriye kalanlarla da yeni tanıştım.

Tek aruz ölçüsüyle yazılmamış şiiri Ok’da Kendi Gök Kubbemiz’in içinde mevcut.

Bazı şiirleri benlik olmasa da, bir kısmını da pek sevdim.

“Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.”

“Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi,
Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.”



25 Kasım 2019 Pazartesi

İNCE MEMED 1 - YAŞAR KEMAL

85
Yapı Kredi Yayınları
436 sayfa

İnce Memed birkaç yıldan beri kitaplığımda bekliyordu. Çukurova Okumaları etkinliği vesilesiyle okumuş oldum. Etkinlikten kısaca bahsedecek olursam okulun Şehir ve Toplum kulübü tarafından düzenlendi ve biz de katılmaya karar verdik. Etkinlik kapsamında birkaç makale ile İnce Memed 1 ve Rahmet Yolları Kesti eserleri doğrultusunda Çukurova incelenecek.

Daha önce hiç Yaşar Kemal okumamıştım. Eylemcan seveceğimi, akıcı olduğunu söyleyip birkaç zamandır okumam için teşvik ediyordu. –Ki kitaplığımda bekleyen kitap da onun, teşekkür ederim buradan da- :D

Öncelikle Yaşar Kemal’in yaşadığı coğrafyayı çok iyi ifade ettiğini düşünüyorum. Betimlemeler ve detaylar etkileyiciydi. Konuya değinirsem, İnce Memed’in çocukluğundan başlayıp, eşkıya olmasına ve ağalığa karşı mücadele etmesine uzanan bir hikayeyi okuyoruz. Dönemin toprak ağalığı sistemine aşina olanlar daha büyük ilgiyle okuyacaklardır.

Kitabın oldukça sade bir dili var, yörenin ağzı konuşmalara yansımış. Diyaloglardaki tekrarlar da muhtemelen yörenin özelliğidir diye düşünüyorum.

Kitabı sevdim ancak karakterlerin iç dünyasına hakim olamadığımız için kitabın içine girmem çok mümkün olamadı, dışarıdan bir okuyucu olarak kaldım.  

Seriye devam etmeyi planlıyorum, umarım ki çok ara vermeden ederim.

“Dikenlidüzü, dünyanın dışında, kendine göre apayrı kanunları, töresi olan bir dünyadır.” /10

“Sarp yerlerin insanları adım atarken ayaklarını havaya fazla kaldırırlar. Dizleri hizasına kadar. Sonra ihtiyatlı, korka korka indirirler. Buna alışmışlardır. Halbuki, ova insanları tam aksinedir. Ayaklarını yerde sürürcesine giderler.” /75

“Özlem sıcacıktır. Özlem bir dost, bir sevgilidir. Sarıverir insanı sıcaklığı.” /87

“Yürüdü. Kendini bırakmıştı. Kimse farkında olmadı mı bu gidişin? Kim bilir.” /108

“Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.” /216

“Beklemek kadar zor bir şey yok. Bekledi.” /383



22 Kasım 2019 Cuma

İNSANLARIN DÜNYASI - ANTOINE DE SAINT EXUPERY

84
Zeplin Kitap
Çeviri: Alper Turan
173 sayfa


Baktım ki bu sıralar Küçük Prens’ten alıntılar yapıyorum, Bir Exupery kitabı okuyayım dedim.

İnsanların Dünyası yazarın posta pilotuyken yaşadığı maceraları içeriyor. Benim için en ilginci Sahra Çölü’ndeki anılarıydı, size de Küçük Prens’in başını çağrıştırdı mı?

Sanıyorum ki kitabı Exupery dışında başka biri yazsa, sevmezdim ama kendisinin dilini seviyorum. Kitap yer yer güzel tespitler içeriyor.

Benim için bir Küçük Prens değil yine de yazarı daha iyi tanımak isterseniz güzel bir seçenek olabilir.

“Dünya bize kitaplardan daha çok şey öğretiyor. Çünkü dünya bize direniyor. İnsan engellerle boy ölçüştükçe kendini keşfediyor.”

“Yalnızca mal mülk için çalışırken, kendi hapishanelerimizi kendimiz kuruyoruz. Yaşamaya değer hiçbir şey sağlamayan paramızla kendimizi yalnızlığa mahkum ediyoruz.”

“İnsan olmak, kesinlikle sorumluluk sahibi olmak demekti. İnsan olmak, suç kendisine ait olmasa bile o suçtan utanmaktır. Bir dostunun sebep olduğu bir zaferden gurur duymaktır. Kendi taşını yerine yerleştirerek dünyanın kurulmasına yardım etmektir.”

“Neden birbirimizden nefret etmeliyiz ki? Hepimiz aynı nedenle yaşayan, aynı evrene gönderilen, aynı geminin mürettebatındanız.”



19 Kasım 2019 Salı

ANNE OF GREEN GABLES - LUCY MAUD MONTGOMERY

83
463 sayfa


Sabahları uykulu tramvay yolculuklarımı güzelleştiren bir kitapla buradayım: Anne of Green Gables. Birçoğunuz Netflix sayesinde isme aşina olabilir, dizisinin adı: Anne with an E.

Ben de önce diziyi izleyenlerdenim, sevgili Cansu sayesinde diziyi keşfettim ve bayıldım. Kitaplarının çevrilmesini de istiyordum. Sonra bir gün telefonuma sesli kitap uygulaması indirdim ve Anne of Green Gables’ı görünce gözlerim parladı. Böylece yolculuklarım boyunca Anne of Green Gables bana eşlik etti.

Belirtmem gerekir ki ilk defa bir kitabı dinliyorum. Başlangıçta dinlerken çok odaklanamadığımı fark ettim ve kitabı telefonuma indirdim. Böylece hem dinleyip, hem takip ettim, daha verimli oldu.

Konusundan çok kısaca bahsedecek olursam Marilla ve Matthew kardeşler çiftlikte onlara yardımcı olacak bir erkek çocuk evlat edinmeye karar verirler. Tanıdıklarına söylerler ancak gelen çocuk Anne olur. Anne’in tuhaf bir büyüsü ve çekiciliği var, çok konuşmasıyla, konuşmalarındaki romantiklik ve dramatiklikle, boyundan büyük sözleriyle insanı kendisine bağlıyor.

Kitabın geçtiği yer de çok ilgi çekici –en azından benim açımdan: Prince Edward Adası. Görmeden sevdiğim, tasvir edilen mekanları derinden duyumsadığım bir yer oldu.

Anne of Green Gables, diziden farklı ilerliyor. Yani dizi kitaba birebir bağlı kalmamış, mesela Cole karakteri yok –Şaşırmadınız değil mi? Kendisini çok severim ama o dönemin romanında olmasını pek beklemiyordum-. Gilbert’ı da pek okuyamıyoruz çünkü olaylar birazcık daha farklı gelişiyor. Anne ise bana Heidi havası veriyor. Heidi küçüklüğümde favori kitabımdı. Bu durumda Anne’i sevmemem anormal olurdu. Neyse, ne çok konuştum değil mi? Kısaca tüm karakterleri seviyorum.

Anne of Green Gables serinin ilk kitabı, devam kitaplarını da dinlemeye devam edeceğim. Her sabah birkaç sayfa dinlemek huzur veriyor.


Not: Kitap dinlemek için kullandığım uygulama: Librivox. Ücretsiz, kitapların gönüllüler tarafından seslendirildiği güzel bir uygulama, Anne of Green Gables için birkaç seslendirme vardı, böylece en beğendiğimi seçebildim.

“My life is perfect graveyard of buried hopes.” /58

“I’m so glad I live in a world where there are Octobers. It would be terrible if we just skipped from September to November, wouldn’t it?” /180

“Yes; but cakes have such a terrible habit of turning out bad just when you especially want them to be good.” /260

“There must be a limit to the mistakes one person can make, and when I get to end of them, then I’ll be through with them. That’s very comforting thought.” /266

“The things you wanted so much when you were a child don’t seem half so wonderful to you when you get them.” /353

“… we can’t have things perfect in this imperfect world…” /367

16 Kasım 2019 Cumartesi

Tiyatro: Kendi Gök Kubbemiz


Bu sene tiyatro sezonunu Kendi Gök Kubbemiz ile açtım. Vizeler bitince kendimi ödüllendirmek istedim, böylece hala bilet olanlardan seçim yaptım.

Arkadaşlarıma teklif ettim ve Aslı benimle gelmeyi kabul etti. Kendisi edebiyatla pek ilgili değil, o yüzden konusunu sevip sevmeyeceğinden emin olmadığımı söylediğimde, bana önemli olanın beraber vakit geçirmek olduğunu söyledi. İyi ki var, iyi ki dünyada güzel insanlar var.

Kaynak: http://www.devtiyatro.gov.tr/DevletTiyatro/oyundetay/2448?a=kendi-gok-kubbemiz-yahya-kemal

Oyundan bir gün önce Yahya Kemal’in Kendi Gök Kubbemiz eserini okumaya başladım ve oyun öncesi de bitirdim.

Oyunu Mecidiyeköy Stüdyo Sahne’de izledik, biliyorsunuz yeni açıldı ve sahneyi hiç beğenmedik. Koltuk numarası yok, sıra olarak salona giriyorsunuz. 50 dakika önce binada bulunmamıza rağmen sıra vardı. Sahne zeminde ve amfi sistemi kullanılmamış, sanırım sadece üç tane basamak var, basamakların arka sıralarında oturanların sahneyi göremediklerine eminim. Ayrıca salon aşırı sıcaktı.

Kaynak: http://www.devtiyatro.gov.tr/DevletTiyatro/oyundetay/2448?a=kendi-gok-kubbemiz-yahya-kemal

Oyuna gelirsek, Yahya Kemal’in son gecesini konu alıyor. Öncelikle dekor çok güzeldi. Okday Korunan’da başarılı bir performans sergiledi, Yahya Kemal’in bilmediğim yönlerini öğrendim. Aralara serpiştirilen şiirleri sevdim. Edebiyat ve şiir severler için güzel bir oyundu ama eğer uzaksanız biraz sıkıcı olabilir. Oyun bana bile zaman zaman durağan geldi.

Yahya Kemal’den bir dörtlükle bitirelim o halde yazıyı:

“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...