20 Ağustos 2019 Salı

NE KİTAPSIZ NE KEDİSİZ - BİLGE KARASU

63
Metis Yayınları
101 sayfa

Tahmin edebileceğiniz gibi uzun zamandır adına tav olduğum ama deneme olmasından dolayı okumayı ertelediğim bir kitap: Ne Kitapsız Ne Kedisiz. Aynı zamanda Bilge Karasu ile de tanışma kitabım…

Sekiz denemeden oluşuyor, favorilerim: Ne Kitaplı Ne Kitapsız, Cinayetin Azı Çoğu, Bir Hayvanla Yaşamak. Kitabın başlığı sizi yanıltmasın, her deneme kedilerle veya kitaplarla ilgili değil.

Yazarı ilk kez okuduğum için yazım tarzı mı böyle bilmiyorum ama anlattıklarını sürekli parantezlerle, küçük açıklamalarla desteklemeye çalışmış. Emin olmamakla birlikte sanki anlaşılamayacağından korkmuş ve anlaşılmak istemiş.

Çok kıymetli noktalara değinmiş denemelerinde. Kelimelerle oynamış, kelimeleri kullanma şeklini çok sevdim.

Şimdi sizinle kitaptan sevdiğim bazı alıntılarını paylaşacağım, hepsini yazarsam destan olur… Kalanlarsa söz defterimde yerlerini alacaklar.

“Okur kitap arar ama, kitabın da okuru bulduğunu ben çok gördüm. Açıklanabilir bir şey söylemiyorum belki, ama “rastlantılar”ın çoğu, açıklayamadığımız için rastlandı görünmez mi?”

“Temel ilkem, herhangi bir kitabı, herhangi bir anda, istediğim için, istek duyduğum için okumak. İstek duymadığım bir kitap, karşımda duruyorsa, beni rahatsız bile edebilir.”

“Vicdan sorunu ancak can denen şeye saygı duyulmasıyla ortaya çıkabilir. (Elbette, kendi canımızdan değil, başkalarının canından söz ediyoruz burada.) Sevgi ise, ısmarlama olmaz; yaşayarak öğretilecek/ öğrenilecek bir şeydir sevgi.”

“Yaşlanmanın bir başka yanı da var: Dış dünyaya türlü biçimlerde duyulan ilginin şurasından burasından sakatlanmağa başlaması, insanın kendi kendisiyle daha çok uğraşır duruma gelmesidir de, yaşlanma… Bununsa tehlikesi büyük.”


18 Ağustos 2019 Pazar

TİRANOZOR KANYONU - DOUGLAS PRESTON

62
Artemis Yayınları
Çeviri: Deniz Arı
578 sayfa


Dinozorları çok sevdiğimi biliyor muydunuz? Aslında genel olarak bütün hayvanları seviyorum –böcekler hariç-, bu sevgiye nesli tükenenler de dahil. Eğer yaşasalardı beni tek lokmada yutacak olmaları sadece önemsiz küçük bir ayrıntı.

Tiranozor Kanyonu’nu indirimde gördüm ve dikkatimi çekti. Macera – bilimkurgu okumanın bana iyi geleceğini düşündüm.

Kitap bana biraz Dan Brown havası verdi. O macera, koşuşturma, kayıp bir şeyi arama, federal ajanlar, gizli bilgiler… Arka kapakta Stephen King’in korku ögelerinden de bahsetmiş ama kitap korkunç değildi. Belki bir tutam gerilim…

Tiranozor Kanyonu akıcıydı, böylece beklentimi karşıladı. Sonunu biraz zayıf buldum, bunun dışında keyifle okudum.


15 Ağustos 2019 Perşembe

KÜÇÜK KADINLAR - LUISA MAY ALCOTT

61
Nurdan Yayınları
Çeviri: Gökçe Çil
120 sayfa


“Dışarıda sessiz sessiz kar yağarken, içeride şöminede çatırdayan alevlerin ışığında, yün ören dört kız kardeş, konuşuyorlardı. Oturdukları oda eski fakat, rahat bir odaydı. Yerdeki halının rengi soluk, eşyalar basitti. Odanın duvarlarında iki güzel tablo asılıydı. Raflar kitapla doluydu.”

Çok huzurlu bir giriş paragrafı değil mi sizce de? Okuyucuyu hemen içine alıyor ve dört kızla fısıldaşmaya başlıyorsunuz –ya da bana öyle geldi, bilemiyorum.

Küçük Kadınlar filminin –canım Timothée Chalamet ve pek sevdiğim Emma Watson’ın oynadığı- fragmanı çıkınca, kitabını tekrar okumaya karar verdim. Çocukken birkaç kez okuduğumu hatırlıyorum ama bendeki versiyonu tabii ki çocuklar için kısaltılmış hali…

Eserin tam metin hali için internette araştırma yaptım ve gördüm ki hepsi tükenmiş. Fazla yayınevi tarafından da basılmamış zaten… Bu bir dram, yayınevlerinin utancı olmalı bence.

Sonuçta çocukluk kitabımı okumaya karar verdim. Küçüklüğümden beri beğenilerim çok değişmemiş galiba, o zaman da favori kız kardeşim Jo’ydu, hala öyle. (Filmi izleyince kararım değişebilir ama Saoirse Ronan hayalimdeki Jo’yla uyuşmuyor maalesef.)

Çok naif ve mutlu eden bir kitap Küçük Kadınlar… Umarım bir gün tam metnini de okuruz.

“Her zamanki gibi işlerinizi yapın. Çünkü çalışmak en iyi tesellidir. İyi şeyler ümit edin.”



13 Ağustos 2019 Salı

YEDİ GECE - ANNA CAMPBELL

60
Epsilon Yayınları
Çeviri: Zeynep Okan
462 sayfa

Kitap okuyamamaktan yakındığımı biliyorum buna rağmen kitap bitirdiğimde üşengeçlikten yorum yazmayı erteledim. Kendimi üşeniyaaan diyen Fırat karikatürü gibi hissediyorum. Sizce de çok komik ve tatlı değil mi?


Fırat’ı çok severim, hatta civcivli bir karikatürü vardı, ona tüm gün güldüğümü hatırlarım. Neyse, konumuz Fırat değil tabii ki.

Uzun zamandır historical okumamıştım, bloglarda da görünce canım çekti ve Anna Campbell’in Yedi Gece kitabını okumaya karar verdim.

Yaralı bir adamı iyileştirmeye çalışan bir kadının biraz klişelerle bezenmiş aşk hikayesi… Sevdim mi? Sevdim. Historical okumayı özlemişim. Yine de bana göre sonu bu kadar hızlı bitmeseydi daha güzel olabilirdi.

*Bu arada, Yeditepe İstanbul’da on birinci bölüme geldim ve sanki asıl olaylar altıncı bölümden sonra başladı. Avukat ve senetçi dışında tüm karakterleri ayrı ayrı sevdim ama şimdilik Ali favorim. Her karakterin ayrı bir hayat hikayesi var, yer yer yürek burkucu olsa da yaşadıkları mutluluklar beni sevindiriyor. Felaketlere rağmen ayakta kalıp, birbirlerine destek oluyorlar ve hala gülüyorlar. Bu da bana dizilerde önemli olanın kaliteli görüntü veya daha ileri teknoloji kullanılması değil, samimi bir hikaye olduğunu anımsatıyor. Size diziden bir alıntı bırakarak postumu bitireyim:

“Dalgınmışım, sözler birikmiş içimde. Hepsini yarına bırakmışım, yarına; eskimeye. Şimdi baksam gözüme çarpar mı aşkı gösteren işaretler?”


10 Ağustos 2019 Cumartesi

Yaşamdan Kareler: Gezdim Gördüm Yazdım


Merhaba blog ahalisi! Bir süredir yoktum çünkü tatildeydim, öncesinde de kitap okuyamadığım için çok post giremedim. Nedense üzerimde bir üşengeçlik hali var. Umarım yakın zamanda geçer.

Karma bir yazı sizi bekliyor: Gezdiğim bazı yerlerden fotoğraflar, Oruç Aruoba’nın Yürüme kitabından alıntılar, birazda benden durum raporcukları…

Not: Fotoğraflar bana aittir, kullanılmazsa sevinirim.

(Güre↓            Kavurmacılar↓)


Yeditepe İstanbul dizisini izlemeye başladım. 2001-2002 yıllarında yayınlanmış, sanıyorum ki o dönem izlemedim –hoş, izlemiş olsam bile hatırlamam muhtemelen-. Altıncı bölüme geldim, karakterleri sevdim. Umarım devamında da tutturdukları kaliteyi sürdürürler.

Kavurmacılar

Badavut Plajı

“Hep, olmamız gerektiğini düşündüğümüz kendimiz ile –hep biraz ‘şaşarak’- olmakta olduğumuzu gördüğümüz kendimiz arasındaki ayrılık, sanki, orası burası delik bir şemsiyeyle sağanak altında çıkmışız gibi bir etki bırakır üzerimizde.” /OA

Şeytan Sofrası

(Ayvalık↓) 



Eğer biyografi filmlerini seviyorsanız ve orkestra şefi olmak için çabalayan bir kadının hikayesini izlemek isterseniz De Dirigent filmini size önerebilirim.

(Cunda Adası ↓)



“Yaşamın belirsizlikleri acı verir bize; ama, bunları, yaşamın daha hala belirlenebilecek –hem de, bizim belirleyebileceğimiz- yanları olarak görüp, bunlardan mutlu bile olabiliriz.” /OA

Tuncel Kurtiz'in Mezarı / Çamlıbel

Assos Sivrice


Ne okuyorum? Tiranozor Kanyonu adında bir macera kitabının yanında, Oruç Aruoba’nın Yürüme kitabına ve Bilge Karasu’nun Ne Kitapsız Ne Kedisiz’ine devam ediyorum. Üstte de belirttiğim gibi aslında çok okuyamıyorum, macera-historical gibi türlerle düzene sokmaya çalışıyorum.

Assos Antik Kenti

Troya Antik Kenti

“Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir.” /OA

1 Ağustos 2019 Perşembe

İSKANDİNAV MİTOLOJİSİ - NEIL GAIMAN

59
İthaki Yayınları
Çeviri: Alican Saygı Ortanca
309 sayfa

“İskandinav mitleri, upuzun kış geceleri ve bitmek bilmeyen yaz günleriyle soğuk yerlerin mitleridir, tanrılarına saygı duysalar ve onlardan korksalar bile onlara tam manasıyla güvenmeyen ve hatta onları sevmeyen insanların mitleridir.”

Şu an yorumu yazarken burada gök gürültüsü duyuluyor ve aşırı yağmur var. Sanıyorum ki Thor devlerle savaşıyor ehe. :D

İskandinav Mitolojisi, İskandinav tanrılarının hikayelerini anlatıyor. Asgard’ın oluşmasından başlayıp tanrıların nihai kaderi Ragnarök’le sonlanıyor.

İçindeki hikayelerin bazılarına aşina olsam da keyifle okudum. Neil Gaiman’ın çok başarılı bir dil kullandığını belirtmeliyim. Bana Tolkien’in Silmarillion’unu anımsattı. Bu tarz kitapları okurken kullanılan dilde epik esintiler hissetmeyi seviyorum.

Kitaptaki maceralar, tam da Gaiman’ın dediği gibi sakin bir gecede arkadaşlarla otururken anlatılacak türden: “Bu kitaptaki öyküleri okuyun, ardından sahiplenin ve karanlık, ayazlı bir kış akşamında ya da güneşin batmayacağı bir yaz gecesinde Thor’un çekici çalındığında neler olduğunu veya Odin’in, tanrıların bal şarabını nasıl geri aldığını arkadaşlarınıza anlatın…” Böyle bir gece ne zaman olur bilmiyorum ama hey, hikayelerim hazır!

“Ölümün ardından her zaman diriliş gelir.”



30 Temmuz 2019 Salı

ZOR OLSA DA HAYAT DEVAM EDİYOR - RÖVŞEN ABDULLAOĞLU

58
Destek Yayınları
271 sayfa


Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor, gerçekten ediyor.

Rövşen Abdullaoğlu, Azerbaycan’ın çok satan yazarlardanmış; filozof, doğubilimci ve psikologmuş. Kitap, yayınevinin Motivasyon Psikolojisi Serisi’nden çıkmış, yani kişisel gelişim türünde.

Bu tür hakkındaki düşüncelerimi biliyorsunuz ama bazen unuttuğumuz şeyleri hatırlatması güzel oluyor. Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor’da ders çıkarılacak hikayeler, hayattan örneklerle bakış açısının önemini anlatıyor.

Ayrıca kitapta ayetler ve peygamberlerin yaşamından kesitler de vardı. Ben bu tür kitapları, bilimsel açıklamalarla donatıldığında daha çok seviyorum.

Umarım motivasyonum yükselmiştir. Keyifli okumalar!

“Yaşadıklarınızı nasıl tanımlarsanız tanımlayın, yanılmış olmazsınız çünkü hayata hangi pencereden bakarsanız bakın, göreceğiniz şey aslında görmek istediğinizdir.”

“Hakaret içeren davranışlar aslında karşıdakinin kendi içinde yaşadığı psikolojik sorunların bir yansımasıdır.”


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...