20 Temmuz 2019 Cumartesi

GENÇ BİR ŞAİRE MEKTUPLAR - RAINER MARIA RILKE

56
Cem Yayınevi
Çeviri: Kamuran Şipal
103 sayfa


 “Bizlere gereken yalnızlıktır, büyük, içsel bir yalnızlık. Kendi içinde yürümek ve saatler boyu kimselere rastlamamak…”

Rilke bir süredir okumak istediğim bir şair. Genç Bir Şaire Mektuplar ise yazarın Franz Xaver Kappus’a yazdığı on mektuptan oluşuyor.

İlk defa okuyacağım yazarlara mektuplarıyla başlamayı seviyorum. Böylece iç dünyasını daha iyi anlayabildiğimi düşünüyorum.

Kitabın ilk 58 sayfası mektuplardan oluşuyor, kalanı ise şairin yaşamöyküsü.

Rilke’nin mektupları çok içten, her konuda fikirlerini içeriyor. Şairi tanımak isteyenler keyifle okuyabilir.

“…tarifsiz yalnızlıklar içinde yaşayıp gidiyoruz, özellikle en derin ve en önemli konularda hepsinden çok büyüyor yalnızlığımız.”



18 Temmuz 2019 Perşembe

FANGIRL - RAINBOW ROWELL

55
Pegasus Yayınları
Çeviri: Müge Kocaman Özçelik
355 sayfa


Rainbow Rowell’dan daha önce Elenor&Park’ı okumuştum. Bir şeyler eksik gibi gelmişti, o yüzden uzun süre başka kitabını okumadım. Sonra sevgili İlkay’ın blogunda Fangirl’ün yorumuna rastladım, benim seveceğimi düşündüğünü söylemişti. Ben de kitaba başladım.

Kahramanımız Cath, Harry Potter’a aşırı benzeyen Simon Snow serisi fanı ve hayran kurguları yazıyor. Lincoln Üniversitesi yurduna taşınırken hikayemiz başlıyor.

Daha önce söylemiş miydim bilmiyorum ama ortaokul-lise dönemlerinde benim de hayran kurgusu yazdığım zamanlar olmuştu. :D Şimdi ne hangi sitede yazdığımı ne de kullanıcı adımı hatırlıyorum. :D

Fangirl’deki karakterleri sevdiğim için sanırım, kitabı keyifle okudum. Levi gibi bir arkadaş kim istemez ki? Kitabın başından beri tabiri caizse kendisine “düştüm”. Canım Levi, çevremizde böyle insanlara ihtiyacımız var.

Kitapta Simon Snow serisinden ve Cath’in hayran kurgusundan parçalar vardı. Bu kısımlar uyumsuzdu çünkü bir düzen halinde değildi. Yine de yazar bir şekilde bu seri hakkında bilgi sahibi olmamızı istemiş.

Fangirl’ü bitirdikten sonra küçük bir araştırma yaptım ve gördüm ki Asla Vazgeçme kitabı Simon Snow’u konu alıyormuş. Belki ileri de onu da okurum.

İlkay’a teşekkür ediyorum buradan, o seveceğimi söylemese muhtemelen kitabı okumazdım. Blogger’ın en güzel yanlarından biri de bu değil mi? Birbirimize tavsiye verebilecek kadar kitap zevklerimizi bilmek ve hakkında sohbet edebilmek.

Eğer içinizi ısıtacak, gülümsetecek bir çerez kitaba ihtiyacınız varsa Fangirl’ü tercih edebilirsiniz.

“Sihir senin içindedir.”

“Ayrıca bazen hala hayatta olduğunuzu ispatlamak ve birilerinin buna tanıklık etmesini sağlamak için yanınızdakinin elini tutardınız.”

16 Temmuz 2019 Salı

UĞULTULU TEPELER - EMILY BRONTE

54
Koridor Yayınları
Çeviri: Handan Ünlü Haktanır
476 sayfa


Sevdiği klasikleri tekrar okuyan Salıncak’tan merhabalar! Ortaokuldayken kitabı ödünç alarak okumuştum, kitaplığımda da olmasını istediğim için alıp okunacaklar kısmına koymuştum. Cansu’yla ortak kitabımızdı, beraber okuduk.

Hep sorarlar ya, Jane Eyre mı yoksa Uğultulu Tepeler mi diye. Ben Uğultulu Tepeler tarafındaydım. Karakterlerin çoğunu sevmediğimde genelde kitaba karşı da olumsuz duygular hissedebiliyorum. Uğultulu Tepeler ise istisnalarımdan birisi.

Karakterlerden neredeyse nefret ediyorum, olumlu hisler beslediğim birkaç kişi var. Yine de yazar kitap boyunca karakterlere karşı umudumu kesmemi sağladı . Hayal kırıklığına uğrayıp ardından “belki aslında öyle değildir” bataklığına saplandım. İkinci kez okuduğum için de bakış açımdaki farklılıkları gördüm.

Belirtmeliyim ki Uğultulu Tepeler aşk kitabı değil, bence daha çok nefret ve intikam temalı… Emily Bronte’nin kalemiyle unutulmaz bir klasiğe dönmüş.

“’İyi bir yüreğin varsa eğer, kapkara bir marsık bile olsan, yüzün sevimli görünür,’ diye devam ettim. ‘Kötü bir yürek ise, en güzel yüzü çirkinden de beter eder.’”

“Dünyadaki her şey yok olsa ve bir tek o kalsa, benim varlığım devam ederdi, ama her şey yerli yerinde kalsa da o yok olsa, evren benim için bir yabancı olur ve kendimi onun bir parçası olarak görmezdim.”

“…ihanet ve şiddet, iki ucu keskin bir mızrak gibidir. Onu elinde tutanların canını, incitmek istedikleri kişilerden daha çok yakar.”



13 Temmuz 2019 Cumartesi

"TUTUNAMAYANLAR"IN POLİTİK PSİKOLOJİSİ - SEROL TEBER

53
Okuyan Us Yayınları
366 sayfa


Tutunamayanların Politik Psikolojisi’’ni Bilge’yle Eskişehir’den almıştık. Sahafta kitaplara bakarken, sahibiyle sohbet etmiştik ve bize bu kitabı önermişti.

Serol Teber kitabın ilk metnini editörü Ayşen Anadol’a getirdiğinde, üzerinde tartışarak ilerlemeye karar vermişler ancak bir hafta sonra yazarın ölüm haberi gelmiş.

Biz de okumaya yazarın son kitabından başlamış olduk.

Tutunamayanların Politik Psikolojisi, bazı eserlerden yola çıkarak toplumun psikolojisini inceliyor. Osmanlı dönemine hatta Orta Asya Türklerine kadar uzanıyor.

Tarafsız bir kitap değil. Yazarın çıkarımlarına katıldığım yerler de var, araştırmaya karar verdiğim konular da var. Beni şaşırtan bilgiler de kitapta mevcut.

Arka kapakta belirtildiği gibi: “Bu kitap herkesin kızacağı ve herkesin rahatını bozacak, kimsenin memnun olmayacağı ama okuyanları sarsarak uyandıracak, başka türlü bakmayı öğretecek bir eser.”

Kitaplı günler!

“Ulus devlet oluşturma genellikle “Aydınlanmış” rasyonalizmin irrasyonalizm boyutuna ulaşmasıyla sürer.”

“İnsanlar, devletin her alana nüfuz etmeye çalıştığı ve siyasal muhalefetin son derece zor olduğu zamanlarda –ki bu zaten hep böyle olmuştur- en ufak bir muhalefet odağı belirdiğine onun yanında yer almışlardır.”

“… bütün ideolojiler kendilerine uygun, kendilerini yeniden çoğaltacak, resmi yurttaşlar üretmeye çalışır.”


9 Temmuz 2019 Salı

BENİM ADIM ATATÜRK - MURAT ÇAVGA

52
Puslu Yayıncılık
125 sayfa

Benim Adım Atatürk, çocuklar için yazılmış Atatürk’ün hayatını anlatan bir kitap.

Seveceğimi düşünmüştüm ama beni yanılttı. Öncelikle yazarın birinci tekil şahıs anlatma yöntemini kullanmasını beğenmedim. Kitaptaki bazı yerler MEB ders kitaplarının tekrar gibiydi.

Feminist damarımı kabartan bir alıntıyı paylaşayım sizlerle: “Ailenin tek erkek çocuğu olduğum için annem, beni daha da özenle büyüttü.” Böyle bir ayrım gözetildi mi bilmiyorum ama çocuk kitabında yer almamalıydı bence.

Ayrıca kitapta Atatürk’ün kardeşi Makbule Hanım’ı “Makbuş” diye çağırdığı da yazıyor, hiç duymamıştım. 

Atatürk hakkında kitaplar yazılmalı, okunmalı, çocuklara yönelik de çalışmalar yapılmalı, fikirleri öğretilmeli ancak bu kitapların daha ciddi olması gerektiğini düşünüyorum. MEB kitaplarındaki hataları, çıkarılan konuları hepimiz haberlerden gördük. Çocuklar, özenli bir araştırmanın ürünü, yaşlarına uygun gerçek bilgiler ve anılarla dolu Atatürk kitaplarını hak ediyorlar.

“Başarının temel koşulu başarıya inanmaktı.”



Durum Raporu: Bir zamanlar arada durum raporu yazardım, eski yazılarıma göz atarken gördüm ve buradayım. :D

Bugün Cansu’yla Uğultulu Tepeler’e başladık, sanırım ortaokulda okumuştum Bordo Siyah Yayınları’ndan. Tekrar okumamın zamanı gelmişti, unutkanlık başa bela. Bilge’yle de Tutunamayanlar’ın Politik Psikolojisi’ni okuyoruz.

İzlediklerime değinecek olursam, dün Harry Potter ve Ölüm Yadigarları 1-2’yi izledim. Asla bıkmıyorum, evet :D Stranger Things’in yeni sezonuna başladım, özlemişim. Keşke bu kadar kısa olmasaydı, daha çok bölüm çekselerdi. Bu sıralar dizilerden çok filmlere ağırlık verdim. Son izlediğim filmler: My Own Private Idaho, The Aftermath, Leviathan, Milk. Genel olarak hepsini beğendim.

Bende durumlar böyle. Ah, son olarak Sarman yavrularını dışarıya çıkarmaya başladı. Zeytin ve Peynir’e merhaba deyin! Yalnız gündöndümüzü de es geçmeyin. :D 




6 Temmuz 2019 Cumartesi

PARILTI - MARGARET MAZZANTINI

51
Doğan Kitap
Çeviri: Eren Yücesan Cendey
358 sayfa


“Ne çok yol var dünyada, ne çok engel ve yokuş, ne çok hoş iniş. Kendimizi bir umut kulesine kapatmalı ve orada kalmalıyız, çünkü yaşadıkça zedeleniyoruz.”

Parıltı’yı okumaya başlamam Pride haftası civarlarına denk geldi, tesadüftü ama hoş oldu. Böyle rastlantıları severim.

İlk defa Mazzantini okudum. Parıltı bana sıcak, sarı bir İtalya havasını ve içerdiği o bunalmış sızıyı hissettirdi. Konum olarak sadece İtalya’da geçmedi, mevsim hep yaz kalmadı ama bana verdiği his değişmedi. Londra yağmurunda veya Yunanistan melteminde de güneşin kavrukluğu ve iç sızısı vardı.

Kitap iki oğlanın beraber büyümesini, arkadaşlığını, birbirlerine olan aşkını anlatıyor. İtalya’dan Yunanistan’a, İngiltere’ye uzanan bir hikaye… Toplumun kurallarına hatta kendi yaşadıkları hayata aykırı bir şekilde büyüyen bir sevgi… Ayrıca ebeveynlik hatalarına da değinmiş yazar.

Herkes sever mi kitabı bilmiyorum. Ben konusunu da yazarın kalemini de etkileyici buldum.

Nefretin değil, sevginin hakim olduğu bir dünya dileğiyle…

Not: Arka kapak yazısı resmen özet niteliğinde. Kitap hakkında fikir vermekle yetinmeleri gerekirken, olayların gelişimini ve sonunu dahi anlatmışlar. Spoilersız okumak istiyorsanız, arka kapağı es geçin.

“Kendime doğru bir adım atıyorum. Kendi bedenime sığınıyorum. Hayatta kaç adım atacağım kendime doğru?”

“Hayatın en iyi yanı yaşayamadığımız yanıdır Guido.”

“Çok iyi biliyordum ki sevgi hiç beklemediğin anlarda gelen lokmalarla beslenir, direnmeni sağlayan, dişlerinin altındaki hasrettir.”

“Önemli yolculuklar için kestirme yollar yoktur. Geniş dönemeçler kader küreleridir, pek çok atın düşürdüğü naldır.”



4 Temmuz 2019 Perşembe

MASUMİYET VE TECRÜBE ŞARKILARI - WILLIAM BLAKE

50
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar
66 sayfa


William Blake, romantizmin öncülerinden.

Şiirlerini okumak aklımda yoktu ancak Liberal Arts filmini izlerken adı geçti, ben de sepete ekledim. Filmin etkisi geçmeden okuyayım dedim.

Blake’in üslubu yalın olsa da şiirlerinde semboller var. Okumadan önce araştırmak faydalı olacaktır. “Birçok şiirinde ‘kaplan’ yaratıcı enerjinin, ‘kuzu’ ve “çocuk”, İsa’nın ve masumiyetin, “ağaç” öfkenin, düşmanları alt etme arzusunun ve insan doğasının karanlık yüzünün sembolüdür.” (Nazan Tutaş (2014), William Blake’de Masumiyet ve Tecrübe: Kuzu ve Kaplan)

Çeviri şiirlere karşı görüşlerimi biliyorsunuz. Bu sefer bir kısmını İngilizce olarak da okudum. Sanırım yerli şiirleri daha çok seviyorum.

Kitaptaki favorilerim: Gece, Kesek ve Çakıl, Baca Temizleyicisi, İnsani Soyutlama

“Aşk uğraşmaz memnun etmeye Kendini,
Ne de birazcık özenir kendine;
Ama başkası için bozar keyfini,
Cehennemin yeisinden bir Cennet kurar.”

“Merhamet diye bir şey olmazdı,
Biz Fakirleştirmeseydik insanları:
Rahmete de gerek olmazdı artık,
Herkes mutlu olsaydı bizim gibi”   


2 Temmuz 2019 Salı

ALO, HARİKA HANIM, NASILSINIZ? - TARIK DURSUN K.

49
Yapı Kredi Yayınları
165 sayfa

“Sorduk mu birbirimize, nasılsınız dedik mi bugün?”

Bu kitabı Satır Arası blogunda görmüştüm, kitabın ismini çok beğendiğimi belirtmiştim yorum olarak. Sizce de çok güzel değil mi?

Kitap bir kadının telefon başına geçip, bilmediği numarayı çevirmesiyle başlıyor ve diyaloglar halinde devam ediyor. Konusu çok hoşuma gitti, yaratıcı bence.

Yalnız iki insan ve bu farklı hayatları birbirine bağlayan bir telefon. Belki alakası yok ama aklıma Kaybedenler Kulübü’nün repliği geldi okurken: “Bunca insan yalnızken neden bunca insan yalnız?”

Yazardan okuduğum ilk kitap ama görülüyor ki son olmayacak.

Kitaplı günler!

“Herkesin bir yoldan kendini savunma biçimi vardır.”

Haklı olmak, çoğu kez bir şeyi değiştirmiyor. Hiçbir şeyi değiştirmiyor.”



30 Haziran 2019 Pazar

AMERİKAN TANRILARI - NEIL GAIMAN

48
İthaki Yayınları
Çeviri: Niran Elçi
708 sayfa


Neil Gaiman okumayı özlemişim. En son ne zaman okudum diye blogumun tozlu arşivine göz attım, Temmuz 2018’de Yıldız Tozu’nu bitirmişim.

Amerikan Tanrıları hakkında iki görüş varmış: okuyanlar ya çok seviyor ya da nefret ediyormuş. Bilin bakalım ben hangi gruptayım? Tabii ki de sevdim, ehe!

Mitoloji okumaktan hoşlanan biri olarak keyif alacağımı biliyordum ama bu kadar akıcı olmasını beklemiyordum. Kitap boyunca tanrıları tahmin etmeye çalışmak güzeldi ve doğru bildiklerim beni sevindirdi. Bendeki basımın arkasında tanrılar sözlüğü var, okurken dönüp bakılabilir ama açıkçası ben sonda okudum.

Böyle güzel bir basımda olmamasını umduğum hatalar mevcuttu kitapta. Örneklerle açıklayayım. Çeviri hataları, mesela lakabı Türkçeye çevrilmiş kahramanın bir paragraf sonra lakabının İngilizce olması. İsim yanlışlıkları, Harry yazılacağına Henry yazılması gibi… Aşırı rahatsız olmadım ama basıma yakışmamışlardı.

Sözün özü, Amerikan Tanrıları’nı beğendim. Enteresan bir kurgusu vardı ve yolda geçen kitapları da severim.

Bu kitabı bitirmemi kahramanımız Gölge’ye adıyorum: Gölge adına!

“Geçen her saat yaralar. Sonuncusu öldürür.”

“Tanrılar ölür. Ve gerçekten öldüklerinde, yasları tutulmaz ve anılmazlar. Fikirleri öldürmek, insanları öldürmekten daha zordur, ama sonunda onlar da öldürülebilir.”

“Bütün gerçek savaşlar haklı olduklarından kesinlikle emin olan iki taraf arasında verilmiştir. Gerçekten tehlikeli insanlar, yaptıkları şeyi yalnız ve yalnız, şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğru şey olduğu için yaptıklarına inananlardır.”


27 Haziran 2019 Perşembe

Y'OL - BİRHAN KESKİN

47
Metis Yayınları
73 sayfa


“Bir cümledir insan
arşla ferş arasında ve hep haklı
Vardım işte demek için
ömür denen cisimde saklı.”

Mezuniyetimden bahsetmiştim sizlere birkaç post önce. Bu çok sevdiğim kitap ve kedili ayraç da bana Öykü’nün mezuniyet hediyesi. Havuzlu Bahçe’de otururken beni şaşırttı ve sevindirdi.

Kuzguncuk’a gittik sonrasında. Daha önce hiç gitmemiştim, oysaki İstanbul’da beni yansıtan yerlerden biriymiş. Evleri, sokakları, kedileri, kafeleri ve bostanıyla (şehrin içinde köye dönmek gibi bir his, çok güzel)… Sevimli bir olay da oldu. Apartmanın önünde yatan bir kediyi severken, bunu gören ev sahiplerinden biri bana evdeki kedisini de gösterdi. Sıcacık bir davranıştı, içimi ısıttı.



Biliyorsunuz ki Birhan Keskin’in tüm kitaplarını okumuştum ama bu vesileyle Y’ol’u tekrar okudum. İçindeki Taş Parçaları şiirini zaten sık sık dinlerim: okula giderken, dönerken, uyumadan önce, canım ne zaman çekerse.

Kitapları tekrar okumayı ve zaman içinde değişen bakış açımla yorumlamayı seviyorum. Mesela Taygam şiiri daha anlamlı geldi bu kez bana.

Ayrıca küçük bir ayrıntı, bu sefer Y’ol’u yoldayken okudum. Memlekete dönerken, otobüste…

Birhan’ı, şiirlerini, y’olu, yolda olmayı ve okumayı seviyorum.

Teşekkürler Öykü, hediyelerin için, tekrar okumama vesile olduğun için!

Önceki Y’ol yorumum için tık.

“Her gün karşımda duran fotoğraflarına baktım. Bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. Her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. Belki de her şey.”

“Biz iyileşmeyiz diyor İlhan
Biz iyileşmeyiz bunu bil, diyor.
Biliyordum: ağırdı
Biliyordum: çok ağrıdı
Biliyordum: adım adım”



24 Haziran 2019 Pazartesi

ŞİDDET, SİYASET VE MEDENİLİK - ETIENNE BALIBAR, AHMET İNSEL, PINAR SELEK

46
Karabasanlar İçinde Türkiye
Derleyen: Marie-Claire Caloz-Tschopp
İletişim Yayınları
80 sayfa


Kitabı geçen sene İletişim Yayınları’nın Cağaloğlu’ndaki kitapevinden almıştım. Daha önce hiç görmemiştim ve dikkatimi çekmişti.

Şiddet, Siyaset ve Medenilik 2014 yılında İstanbul’da düzenlenen Günümüz Dünyasında Şiddet, Siyaset ve Sürgün/Sürgünü Bozma konulu konferans için yayınlanmış. 3 tane makaleden oluşuyor:
1) Ahtapota Karşı Kesişen Mücadeleler: Türkiye’de Feminist ve Anti-Militarist Hareketler /Pınar Selek
2) Otoritarizm ve Şiddet: İblisleri Karşısında Türkiye / Ahmet İnsel
3) Şiddet ve Siyaset: Bazı Sorular /Etienne Balibar

En çok beğendiğim makale Pınar Selek’inki oldu. Diğerlerinde katılmadığım düşünceler de mevcuttu ama farklı bakış açıları görmek ufuk açıcı olabiliyor.

“Felsefe herkese aittir. Fikir emekçileri ve yaratıcılar sadece üniversitede yaşamazlar ve aktif olmalarına rağmen çoğu zaman görünmezdirler.”

“Modern yaşamın en derin sorunları, toplumun egemen güçlerine karşı, tarihsel mirasın, kültürün ve yaşam tekniğinin ağırlığına karşı, bireyin kendi varoluş bağımsızlığını koruma çabasından doğar.”

“Devlet savaşla kurulur, kazanılmış savaşı kurumsal olarak sürdürür, sistemleştirir; böylece savaş devletleşir.”



22 Haziran 2019 Cumartesi

EMILE - J.J. ROUSSEAU

45
“bir çocuk büyüyor”
Selis Kitaplar
Çeviri: Ülkü Akgündüz
254 sayfa


Emile, Jean-Jacques Rousseau’nun eğitim psikolojisi alanında yazdığı eseri. Hayali bir çocuk olan Emile’i ele alarak bebeklikten gençliğe kadar eğitiminin nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Aslında bir nevi eğitim ütopyası.

Rousseau bu fikirlerini kendi hayatında pratiğe dökememiş olsa da, son bölüme gelene kadar kendisine hak verdim hatta çocuk sahibi olmadan okunması gerektiğini düşündüm. Genç Adam: Hayata Giriş bölümünü kitaptan çıkarırsak beğendiğim bir eser diyebilirim; ancak bu bölümle birlikte, kadına olan bakış açısı sakinliğimin sınırlarını zorladı. Yaşadığı dönem öyleydi, bu böyleydi, ondan bu düşünceleri normal diyebilirsiniz ama bu konuda mazeret duymak istemiyorum artık. Rousseau bile olsa, mazeretleri geçerli sayılabilse de, bu bakış açısına saygı gösteremem.

Bölüme göz atalım. Kadın ve erkeğin farklılıkları olsa da bu birinin diğerinden üstün olmadığını savunduktan sonra, konunun “Kadınlar olmazsa biz erkekler yaşayabiliriz; ancak kadınlar aynı konumda değiller.” noktasına gelmesi enteresan. Kadınların görevini de duymak ister misiniz? “Erkeklerin hoşuna gitmek, onlara faydalı olmak, kendilerini onlara sevdirmek ve saydırmak, küçükken büyütmek, büyüyünce onlara bakmak, nasihat vermek, teselli etmek, hayatı zevkli ve sevimli bir hale koymak…” Sürekli uysal ve itaatkâr olmaları gerektiğini de es geçmemeli.

Öyle bir ideal kadın resmi çizilmiş ki gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Hani çocuğu özgür yetiştiriyorduk? Toplum tarafından kabul edilmiş roller, ah bu toplumsal roller! En acısı da şu ki 300 yıl önce yazılmış bu kitaptaki düşüncelerin, ülkemizde hala geçerli olabilmesi! Çok üzücü.

Neyse. Gelin iyi tarafına bakalım. Güzel çıkarımlar var kitapta; ailenizdeki, çevrenizdeki ve kendinizdeki bazı gerçekleri anlayabileceğiniz. Süzerek okunmalı, faydalanmalı.

“Yaratıcı’nın elinden çıkarken her şey iyidir; ama insan ne canlıların ne de eşyanın ilk haliyle kalmasına izin verir; her şeyi değiştirmek ve dönüştürmek ister.”

“Hem yaşamak yalnızca nefes almak değildir ki; işlemektir; uzuvlarımızı, kendimize özgü yanlarımızı, alışkanlıklarımızı, bize var olduğumuz hissi veren bütün donanımımızı kullanmaktır. En çok yaşayan insan en çok yıl saymış olan değil, hayatı en çok hissetmiş olandır.”

“İnsanlar! İyi kalpli olunuz; bu sizin ilk görevinizdir. Irk, din, dil gözetmeden tüm insanları seviniz.”

“Mutluluğumuzu arttırmak için çırpınırken mutsuzluğa düşüyoruz. Sadece yaşamak isteyen herkes, mutlu yaşayacak, sonuçta iyi yaşayacaktır(…)”

“Sevinç ve keder hep kol kola dolaşır ve biz onları her an bulabilir, her an kaybedebiliriz.”

“Kuruntularınızdan kurtulmadıkça cesur olamazsınız.”



20 Haziran 2019 Perşembe

SİSLİ ORMAN'IN PERİ HAYVANLARI KEDİ CHLOE - LILY SMALL

44
Artemis Çocuk
Çeviri: Seçil Ersek Ümitvar
92 sayfa

Bu kitap benim için Erasmus+dostluk+mezuniyet üçlüsü anlamına geliyor. Blogumda yazmadım ama geçenlerde mezuniyetim vardı. Aslında tam olarak mezun sayılmam, daha önümde okulda geçecek uzun yıllar var. :D Neyse, Erasmus’tan arkadaşım Canan’da mezuniyetime geldi ve bana bu tatlı kitabı almış. Neyi okuyup okumadığımdan emin olamamış, böylece Kedi Chloe’yi gördüğünde kesin okumamıştır demiş. :D Beni çok sevindiren iki hediyeden biriydi. Diğeri ise Eylemcan’ın bana aldığı Küçük Prens’li kitap kılıfıydı. Buraya hediyeleriyle mutlu bir Elif bırakayım.

Kitaba gelirsek, Sisli Orman’da yaşayan her peri hayvanının belli bir görevi var ve bizim kahramanımız Kedi Chloe de örümcek ağlarına çiy dizmek zorunda. Bir gün görevini yaparken ailesini kaybetmiş yavru bir fareyle karşılaşıyor ve olaylar gelişiyor.

Sevimli bir kitaptı. 

Not: Fotoğraftaki unicornumun adı Matilda, onu da Floransa'dan almıştım. Kendisini çok severim, Erasmus süreci boyunca yanımızdaydı :D



18 Haziran 2019 Salı

1984 - GEORGE ORWELL

43
Can Yayınları
Çeviri: Celal Üster
350 sayfa

1984, okumaya geç kaldığım bir distopya.

Neden derseniz, öncelikle yaz mevsiminde değil, kışın okumam gerekiyormuş. Bence tam bir kış kitabı. Diğer geç kalmışlığım ise şu: Distopya türünü okumaya başladığımda 1984’ü okumalıydım. Çok fazla distopya okuduğum için yeterince etkilenmediğimi düşünüyorum. Hayvan Çiftliği benim için daha vurucuydu.

Bireyselliğin olmadığı, geçmişin, şimdinin hatta geleceğin yönetildiği, düşünmenin suç olduğu bir dünya… Ürkütücü değil mi? Aynı zamanda kulağa olabilir gibi geliyor. Celal Üster’e göre 1984 geleceğe ve şimdiye uyarı niteliğinde: “Belki de, gelecek şimdi olduğunda artık çok geç olacağına ilişkin bir uyarı.”

Siz benim yaptığımı yapmayın, geç olmadan okuyun. Kitaplı günler!

“Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir.”

“Özgürlük, iki kere iki dört eder diyebilmektir.”

“Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi.”

“Bazı şeyler geri gelmiyordu, insan bir daha geriye dönemiyordu. İnsanın içinde bir şeyler ölüyor, yanıp kül oluyordu.”



16 Haziran 2019 Pazar

BİR AŞK ÇARPINTISI - MARIE FORCE (Gansett Adası #1)

42
Novella Yayınları
Çeviri: Nilgün Birgül
320 sayfa

Bir Aşk Çarpıntısı pembe dizi ayarında, tam bir yaz kitabı. Ayrıca en önemli kısmını söylüyorum, olaylar bir adada geçiyor: Gansett Adası. Bu yüzden kitaba yanlı yaklaşıyor olabilirim çünkü bilirsiniz ki adaları severim.

Kitap, kötü dedikodulara maruz kalan Maddie ile adanın zengin ailesinin oğlu Mac’in tanışmasıyla başlıyor ve ilişkilerini anlatıyor. Oldukça hızlı okunuyor.

Garipsediğim yönleri de vardı tabii tüm olaylar çok kısa sürede gerçekleşiyor: yıllarca saklanan sır yeni tanınan yabancıya söyleniyor, üç günde aşk… Bir gün, bir hafta tadında yaşanıyor. Neyse mana bulmayayım çünkü aşk… Ayrıca Mac’i de sevdim.

Güzel bir çerezdi J

“Bilirsin, bazen hayat ait olduğun yeri göstermek için yoluna bazı şeyler çıkarır.” /46

13 Haziran 2019 Perşembe

JANE AUSTEN'LA ÇAY SAATİ - KIM WILSON

41
Martı Yayınları
Çeviri: Nihan Çevirgen
167 sayfa


Jane Austen’la Çay Saati’ni birkaç yıl önce kitap fuarından almıştım ama okumak için Jane’in tüm kitaplarını bitirmeyi bekledim.

Kitap Jane Austen’in yaşamında ve eserlerinde çayın yerini anlatıyor, çayın yanında yenen atıştırmalıkların tariflerini veriyor. 1800’lerdeki tarifler beni gülümsetti. Aynı zamanda yazar içeriği resimlerle, Jane’in kitap ve mektuplarından alıntılarla zenginleştirmiş.

Dönemin İngiltere’sindeki çay kültürü hakkında ilginç bilgiler de içeriyor. Mesela 1700’lerin başlarında Kraliçe Anne’in kahvaltıda çay içme adetini başlattığını biliyor muydunuz ya da “beş çayı” modasının Victoria döneminde akşam yemeklerinin giderek geç saatte yenmesiyle başladığını?

Kitabın hoşlanmadığım yönü ise Jane ile ilgili bazı cümlelerde kesinlik olmaması. “Böyle olduğunu düşünüyorum”la biten bir sürü tahmin var. Ayrıca zaman zaman aynı bilgiyi bir sürü yerde tekrarlamıştı, bu da biraz sıkıcıydı.

Jane Austen’la Çay Saati bana enteresan gelen bilgiler içerse de, okunması elzem mi derseniz, hayır değil. Ben Jane’i ve dönemin İngiltere’sini sevdiğim için keyif aldım.

“Çayın, İngilizlere özgü bir mekan ve ruh halini çağrıştırdığını söyleyebiliriz.”



10 Haziran 2019 Pazartesi

KURTLARLA KOŞAN KADINLAR - CLARISSA P. ESTES

40
Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler
Ayrıntı Yayınları
Çeviri: Hakan Atalay
542 sayfa


“Öyküler ilaçtır. İlk öykümü duyduğumdan beri onların büyüsünden kurtulamadım. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar; sadece dinlememiz yeterlidir.”

Kurtlarla Koşan Kadınlar hakkında uzun uzun konuşulabilecek, yazılabilecek, sindirilmesi zaman alacak kitaplardan biriydi benim için. Uzun zamandır Bilge’yle okumak istiyorduk ve Nisan ayında başladık. Tam olarak bugün kitabı bitirdim ama kapağını tekrar tekrar açacağım gibi görünüyor.

Yazarımız Clarissa P. Estés bir şair, psikanalist ve cantadora yani eski öyküleri toplayıp saklayan kişi. 20 yıl boyunca öyküler toplamış ve bu kitabında psikolojik olarak incelemiş.

Kurtlarla Koşan Kadınlar 16 bölümden oluşuyor, her bölüm farklı bir konuyu ele alıyor: Erginlenme, aidiyet, yaşlanma, bilgelik, annelik, cinsellik... Kısaca insanın doğasını ele alan öyküler… Kitapta bildiğim hikayeler kadar bilmediklerim de vardı. Söylemeliyim ki bildiğim hikayelere hiç bu gözle bakmamıştım.

Kitabın dili alışana kadar biraz zorladı ama ilerledikçe ya kolaylaştı ya da ben alıştım. Akademik bir dili var. Kitabı okumak için psikanaliz konusunda da bilgi sahibi olmanın önemli olduğunu düşünüyorum. En azından Freud ve Jung’un bilinmesi gerek çünkü yazar yer yer göndermeler yapıyor, eleştirilerde bulunuyor.

Kitabı okudukça bazen çevremdeki insanların davranışlarının bazen kendi davranışlarımın temelini anladığımı hissettim. Artık masalları daha dikkatli okuyacağım.

Zaman zaman unutsak da içimizde var olan ve bize güç veren özümüzü daha sık hatırlamamız dileğiyle… Keyifli okumalar!

“Uyum göstermek, tüm kadınlar tarafından akılda tutulması gereken sarsıcı bir kavrayışa yol açar. O da şudur: Kendimiz olmamız, diğer pek çok kişi tarafından dışlanmamıza neden olur, buna karşılık başkalarının isteklerine boyun eğmemiz de kendi kendimizden sürgün edilmemize yol açar.”

“Vahşi Kadın, cesaret eden, yaratan ve yıkandır. Bütün yaratıcı eylem ve sanatları olası kılan ilksel ve buluşçu ruh odur. O, etrafımızda bir orman yaratır ve biz de hayata bu yeni ve özgün açıdan bakmaya başlarız.”

“Sevginin bir bedeli vardır. Bu bedel, cesarettir. Göreceğimiz gibi, bu bedel uzaklara gitmektir.”

“Yeni bir şeyi tekrar ekmek ve büyütmek için en iyi topraktır dip. Bu anlamda dibe vurmak, son derece acı verici olsa da, aynı zamanda tohum ekmenin zeminidir.”

“Bağımlılık, hayatı daha iyi “gösterirken”, onun içini boşaltan her şeydir.”

“Benim için yalnızlık daha çok kendimle birlikte her yere taşıdığım ve ihtiyaç duyduğumda etrafıma açtığım katlanmış bir orman gibidir.”

“Çoğu zaman başkalarını, kendimizin yaralanmış olduğumuz yerden ya da onun çok yakınından yaralarız.”

“Bütün mesele de budur… devam etmek. Bilgelik yazgımıza doğru devam etmek.”


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...