18 Mart 2019 Pazartesi

ÇOCUK YASASI - IAN MCEWAN


11
Yapı Kredi Yayınları
Çeviri: Roza Hakmen
148 sayfa


Çocuk Yasası’nı bana hediye ettiği için Gülüzar’a kocaman teşekkür ediyorum. Sayesinde hem güzel bir kitap okudum hem de sevdiğim yazarlar listesine bir isim daha eklemiş oldum.

Tabii tahmin edebileceğiniz üzere, hediyemi aldığım gibi okumaya başlamadım. Çocuk Yasası Ankara’da sıcak bir ağustos gününden bu yana; Erasmus’tan dönmemi, ardından da kitabı Cansu’nun elinde görmemi bekledi. Burada bir parantez açalım. Cansu’yla okumak istediğimiz birkaç ortak kitap olduğunu fark ettiğimizde bir whatsapp grubu kurduk ve konuşmalarımızın arasında geçen kitaplardan liste oluşturduk.



Okulda bir sabah, doğru hatırlıyorsam Maliye Politikası dersinde, Cansu’nun önünde Çocuk Yasası’nı gördüm. “Aaa bende de var” demem üzerine ben de okumaya başladım.

Öncelikle söylemeliyim ki hukuk öğrencilerinin bu kitabı okuması gerek. Anglosakson hukukunun hem uygulanışı görüp, hem de değişik davalar okumak bir hukukçuya daha çok keyif verecektir.

Çocuk Yasası, Yüksek Divan Aile Hukuku Dairesi hakimlerinden Fiona Maye’in özel hayatı ve iş hayatını anlatıyor. Başka davalar içerse de ana konumuz, lösemi hastası bir çocuğun dini inancından dolayı kan naklini reddetmesi ve 18 yaşından küçük olduğu için bu olayın Fiona’nın önüne gelmesi.

İnanç ve mantığın çatışmasını, Fiona’nın gel gitlerini, hislerini okumayı sevdim. Erkek bir yazarın, kadın bir karakteri böylesine anlayarak yazması beni etkiledi. Ayrıca konum itibariyle de Londra burnumda tüttü.

Çocuk Yasası, düşündüren, sorgulatan, zaman zaman kalp kıran bir kitap. İnce ama oldukça yoğun.

“Zenginlik genellikle uzun süreli mutluluk getirmiyordu. Anne babalar kısa sürede hukukun yeni lügatini ve sabırlı süreçlerini öğreniyor, kendilerini bir zamanlar aşık oldukları insanla kıyasıya çarpışır halde bulup serseme dönüyorlardı.”

“Dinler, Fiona’nınki de dahil ahlaki sistemler, çok uzak mesafeden görünen sıkışık bir dağ sırasındaki zirveler gibiydi; biri diğerinden gözle görünür biçimde daha yüksek, daha önemli veya daha doğru değildi.”

“Dünyadan kaçma güdüsünü herkes bilir, pek az kişi yapmaya cesaret ederdi.”


15 Mart 2019 Cuma

ŞİMDİKİ ZAMANIN KUSURSUZLUĞU - ALISON G. BAILEY


10
Yabancı Yayınları
Çeviri: Seda Yuvarlak
405 sayfa

Bu sıralar hızlı okunan kitaplar okumayı tercih ediyorum. Şimdiki Zamanın Kusursuzluğu’da akıcı young adult romanlarından biri.

Ana karakterimiz Amanda’nın kendine güvensizliklerini, ailesini ve aşkını konu alıyor kitap. Zaman zaman Amanda’ya sinirlenmemek de elde değil.

Şimdiki Zamanın Kusursuzluğu’nun ikinci yarısını daha çok sevdim. Şaşırtıcıydı.

Şimdiki anı yaşamayı unutmayın, kitapla kalın!

“Çikolatalı kek acıları dindirir ve her şeyi daha iyi bir hale getirir.”

“İnsanların bizim için ne düşündüğünü umursamayabiliriz, ama birkaç kelimeyle bizi bir araya getiren ya da darmadağın eden biri mutlaka vardır.”

“Sırf benim hayatım sona yaklaştı diye diğer insanlar yaşamayı bırakamazlar.”

“Herkes bir teşekkürü ve elvedayı hak eder.”

11 Mart 2019 Pazartesi

Film: Us and Them


Demiş ki Birhan Keskin: “Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir.” Belki filme tamamen uygun olmayabilir ama yorumumu ve filmi düşünürken aklıma gelen mısra bu.

Bazen insanlar aşık olur ama koşullar uygun değildir, bazense koşullar iyidir ama insanlar hazır değildir.



Us and Them, Çin Yeni Yılı için evlerine dönmek üzere trene binen ve böylece tanışan iki genci anlatıyor. Film, 10 yıl önce ve 10 yıl sonra olarak eş zamanlı ilerliyor.

Home for Chinese New Year kitabından uyarlanan gülümseten, eğlendiren ama aynı zamanda kalp kıran film; dram ve romantik türünde. Klişe bir konusu var, fakir iki genç ve aşk. Yine de konunun işlenişini, oyuncuları, gelecekteki sahnelerin siyah beyaz çekilmesini –nedenini filmin ortalarında anlıyorsunuz- sevdim.



Asya filmlerinin çok izlendiği günlerde Us and Them neden arka planda kalmış anlamadım ya da ben hiç rastlamamışım. Eylemcan’la rastgele bulduk, beğendik. Birkaç kere daha izleriz.

Biliyorsunuz, bir şeyi sevdiysem defalarca izlerim ya da okurum ve böyle film bulmak da çok kolay değil. Aşık olmak kolay değil. Aşık kalabilmek kolay değil. Sevebileceğiniz bir aşk filmi bulmak da kolay değil.

Bulmuşken bloga yazayım dedim, kötü mü ettim?

Keyifli izlemeler! 



8 Mart 2019 Cuma

BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR? - İLBER ORTAYLI


9
Kronik Kitap
Söyleşi: Yenal Bilgici
285 sayfa


İlber Ortaylı’nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kitabının çıktığını gördüğümde, böyle bir kitaba ihtiyacım olduğunu biliyordum. Size de oluyor mu bilmiyorum ama bazen amaçlarımı kaybettiğimde beni silkeleyecek bir şeye ihtiyaç duyuyorum.

Elimdeki kitap Yenal Bilgici tarafından İlber Ortaylı ile gerçekleştirilen bir röportaj. Eğitim, seyahat, kitaplar, filmler, müzikler, şehirler genel olarak hayat hakkında konuşmuşlar.

İlber Ortaylı’yı takip ediyorsanız, kitapta bahsedilen konular hakkındaki görüşlerine aşinalığınız vardır.

Keyifli bir söyleşi ve oldukça akıcı. Hocanın verdiği tavsiyeleri ve örnekleri beğensem de herkesin aynı olasılıklara sahip olmadığı bir gerçek. Elimizden geldiğince, çabalayarak, yaşayabildiğimiz kadar…

Kişisel gelişim kitabı okumak yerine İlber Ortaylı’nın tecrübelerini okumak daha faydalı sanki, benden söylemesi.

“Bunca yıldan, bunca tavsiyeden çıkardığım kanaat şudur: Özel hayatınızla ilgili kimseyi dinlemeyeceksiniz! Anne babanız dahil.”

“Hayatta en önemli şeylerden biri de insanın kendisi için en doğru kararı alabilmesidir, ortada bir sıkıntı varsa sürdürmeyeceksin.”

“Sevginin olmadığı yerde hiçbir şey kurulamıyor.”

“Çocuğunuzu,sadece kendisi olduğu, çocuğunuz olduğu için sevin. Bizdeki büyük yanılgılardan biri, insanlarımızın kendi başaramadıkları şeyleri çocuklarından beklemesidir. Bunu yapmayın, çocuklarınıza kendi yükünüzü yüklemeyin.”

“Bana göre Venedik, Napoli, İstanbul ve Kahire’yi yaşamamış insanların aydınlanması zordur. Çok derin, çok bilgili, çarpıcı olabilirler. Ancak insan sıcaklıkları olmaz.”

“Bizde kimse yerinden kıpırdamaz. Halbuki değişmeyi, değiştirmeyi bileceksin. Konforundan vazgeçmeyi göze alacaksın. Kendi dünyanı yerinden kendin oynatacaksın. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır.”

“Gezmek emek ister.”




5 Mart 2019 Salı

Mim: Hangisini Tercih Edersin?


Sevgili Şule, beni bu mime davet etmiş, kendisine teşekkür ediyorum. Mime başlamadan önce söylemeliyim ki ben kararsız biriyim ve iki seçenek arasında kalınca çok zorlanırım. :D



1- Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğinin olmasını mı yoksa su altında da nefes alabilmeyi mi? Neden?

Uçmayı tercih ederim çünkü insanı özgürleştireceğini düşünüyorum.

2- Hangisini tercih edersin? Sonsuza dek etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı yoksa evcil hayvanlarla mı? Neden?

Bu biraz zor bir soru oldu, kitapları da hayvanları da çok severim. İllaki seçmem gerekiyorsa şu an evcil hayvanım yok, o yüzden kitapları tercih ediyorum.

3- Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?

Sıcak çikolata neden seçeneklerin arasında değil ki? :D Kahveyi seçerdim ama çayı da seviyorum.



4- Hangisini tercih edersin? Saçsız, tüysüz (kaşlar ve kirpikler de dahil) olmayı mı yoksa çok kıllı olmayı mı? Neden?

Garip bir soru :D Tüysüz olmak diyeyim ama ikisi de zor bence.

5- Hangisini tercih edersin? Sınırsız döner mi yoksa sınırsız kokoreç mi? Neden?

Kokoreci de severim ama sınırsız olmasına gerek yok, bu yüzden döneri tercih edeceğim.

6- Hangisini tercih edersin? Ölüm saatini bilmeyi mi yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi? (Ölüm tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun.) Neden?

İkisini de bilmek istemezdim. :D Bazı şeyleri bilmemek daha güzel, boşuna cahillik mutluluk getirir dememişler. :D


7- Hangisini tercih edersin? 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı? Neden?

Geçmişte yaşamak isterdim ama lütfen şatom falan olsun. Bir de kulesi olursa daha makbule geçer.


8- Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslararası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içinde geçerli sınırsız uçak bileti mi? Neden?

Uluslararası bir uçuş bileti tabii ki, daha görülecek koskocaman bir dünya var!

9- Hangisini tercih edersin? Dişsiz olmayı mı yoksa saçsız (kel) olmayı mı? Neden?

Dişsiz yemek yiyebileceksek, saçlarımdan vazgeçmek istemem :D

10- Hangisini tercih edersin, daha çok dinlemeyi mi, konuşmayı mı?

Rahat hissetmediğim veya yeni tanıştığım insanların yanında pek konuşmayı tercih etmem, dinlemek diyeyim.


11- Sadece blog yazabilmek mi yoksa blog okuyabilmek mi?

Blog yazmak. 


12- Çok güzel yemek yapıp yemeklerin tadını alamamak mı yoksa yemek yapamayıp yemeklerden tat almak mı?

Yemek yapamayıp yemeklerden tat almak tabii ki, soru mu bu? :D

13- Yazın sürekli terlemek mi yoksa kışın sürekli üşümek mi?
İkisi de değil. Bu yıldan önce bu soruyu sorsaydınız kışın üşümek derdim ama erasmusta çok üşüdüm, o yüzden ikisini de istemiyorum. 


14- Birden fazla dili başlangıç seviyesinde konuşmak mı yoksa sadece bir dili ileri seviyede konuşmak mı?

İleri seviyede konuşmayı tercih edeceğim :D



3 Mart 2019 Pazar

İLK AŞK - JAMES PATTERSON & EMILY RAYMOND

8
Nemesis Kitap
Çeviri: Nihal Akcan
301 sayfa

Fazla tozpembe ve çerez bir kitapla merhaba!

Kitap Axi ve Robinson adındaki iki gencin evden kaçarak seyahat etmelerini anlatıyor. Yolculuğa çıkmaları güzel, kim istemez ki… Ama çalıntı motorla olmasaydı keşke.

Bana, yazar “hayatı yaşamak” kavramını uçlarda yaşamayla özdeşleştirmiş gibi geldi. Tozpembe diye tabir ettiğim kısım, bu yolculukları süresince ultra şanslı olmaları. İlerleyen sayfalar için aynısını söyleyemem tabii.

Gezmeyi sevdiğim için kitabın mantıksız kısımlarını görmezden geldim. Hızlıca bitti.

“Hayatın dereceleri vardır. Hayatını iyi bir şekilde ya da yarı uykulu bir halde geçirebilirsin.”

“Eller bunun dışında ne için yaratılmış ki? El ele tutuşmak için. Tutunmak için.”

28 Şubat 2019 Perşembe

HARAÇ - FÜRUZAN / Füruzan ile Türk Edebiyatını Tanımak: İstanbul, Hayat ve Edebiyat

7
Notos Kitap
85 sayfa


Füruzan daha önce hiç okumamıştım. Eylemcan’ın bana tavsiye ettiği, okumaya niyetlenip yine ertelediğim bir yazardı.

Hata etmişim. Ertelemeyin. Üşengeç olmayın.

Okulun Şehir ve Toplum kulübü Türk Edebiyatını Tanımak başlığı altında yazarlar davet ediyormuş. Benim de bundan haberim, arkadaşım afişini gönderince oldu. 27 Şubat’ta gelecek olan konuk ise Füruzan’dı.

Eylemcan sever diye düşünüp ona attım ama dersleriyle çakıştığı için gelemedi, bana “Kesin git” dedi. Ben de hiç kitabını okumadım diye mıyıklandım ve sonra Haraç’a başladım.



Haraç aslında Parasız Yatılı kitabının son hikayesi ama ben ayrı basımını okudum.

Kitap, çocukken bir konağa hizmet etsin diye verilen Servet’in hayatını konu alıyor. Konaktaki hayatı, konaktan sonraki hayatı, topluma adaptasyon süreci… Yürek burkucu bir öykü ama yazarın kalemi sayesinde acıdan kendinizi yerden yere vurmuyorsunuz. Yine de o hikaye kalbinize oturuyor.

Sonuç olarak efem –kitaptan esinti- 27 Şubat saat 5’de Edebiyat Fakültesi Kurul Odası’nda Cansu ile yerimizi almıştık. (Çevremde kitap okuyan insanlar olunca çok mutlu olduğumu biliyor muydunuz? O zaman buradan Cansu’ya not: darısı diğer güzel etkinliklere ve kitaplara :D) Etkinliğin konusu Füruzan ile Türk Edebiyatını Tanımak: İstanbul, Hayat ve Edebiyat idi.

Yazar öncelikle İstanbul’daki çocukluğundan, anılarından ve sevdiği yazarlardan bahsetti. Ardından soru cevap şeklinde ilerledi. Gelen soruların çok saçma olduğunu belirtmek istiyorum.



Kitapların imzalanmasıyla etkinlik son buldu. Biz de biraz Edebiyat Fakültesi’nin içinde gezindik. Eskiliğine, yaşanmışlığına hayran olmamak elde değil. Amfilerinin adları bile insanı heyecanlandırmak için yeterli: Fuat Köprülü, Yahya Kemal, Ziya Gökalp… (Acaba Edebiyat Fakültesi’nde daha mı çok zaman geçirsek Cansu hııı?)


“Efem, Allah’ın kullarını beş parmak gibi ayrı yarattığını hepimiz biliriz. Güzellik geçicidir. Kalıcı olan çalışkanlık, iyi huy, dürüstlüktür, di mi efem?”

“Düşünmüştüm, doğruydu; çirkindim, köylüydüm.
Belki de köylülüğümden çirkindim.”

“İnsan ömrü bir rüya, göz açıp kapayıncaya bitiveriyor.”



26 Şubat 2019 Salı

MASAL TERAPİ - JUDITH MALIKA LIBERMAN


6
Doğan Yayıncılık
Çeviri:İstem Erdener
285 sayfa


Masal okumayı sever misiniz? Ben hala çok severim.

Masal Terapi, 54 masaldan bir derleme. Her masalın sonunda mesaj, seyir defteri, alıştırma ve alıntı bölümleri var. İtiraf ediyorum ki çoğu alıştırmayı yapmadım. :D

Ben kitabı bazen her gün bir masal olarak okudum, bazen ara verdim, bazen günde iki tane okudum… Şaşırtıcı olan şuydu ki okuduğum masal genelde o gün ihtiyacım olan öğüdü bana verdi.

Sevdim.

“…insan yalnızca kalbinde taşıdığını görür.”

“Bir çatlak var her şeyde, ışık işte böyle girer içeriye. / Leonard Cohen”

“Dünya içimizde taşıdığımız korkuların aynasıdır.”

“İki ayağın olduğuna göre seni beslemeyen veya sana ihtiyaç duyulmayan bir yerde durman gerekmez. O zaman yürü! Sana zarar verecek şeyden kaçınmak aslında bir sevgi eylemidir. Kendine ve evrene özen göstermenin bir yoludur.”

“En derin korkumuz yetersizlik değildir. En derin korkumuz haddinden fazla güce sahip olmaktır. Bizi en çok korkutan karanlığımız değil ışığımızdır. Kendimize sorarız; “Ben kimim ki zeki, muhteşem, yetenekli, şahane olayım?” Aslında sen olmayacaksın da kim olacak? Sen Tanrı’nın çocuğusun. Küçük oynamanın dünyaya bir yararı yok. / Marienne Williamson”

“Her ne kadar kendimizi başkalarının eleştiri ve onayına fazla önem vermediğimize inandırmaya çalışsak da sözler bacaklarımızı kesebilir ve kanatlarımızı koparabilir. Seçerek duyma sanatını uygulamaya çalış; seni koruyan ve cesaretlendiren sözcükleri gerçekten duy, seni aşağı çekenlere sağır ol.”

“Eğer hayatta daha fazlası olduğunu hissediyorsanız, eh, olduğu doğru, gidip arayın.”

24 Şubat 2019 Pazar

KUZEY VE GÜNEY - ELIZABETH GASKELL

5
Altın Bilek Yayınları
Çeviri: Derman Kızılay
649 sayfa


Uzun süreli okumalarımdan biri olan Kuzey ve Güney’e neden başladım? Çünkü Gurur ve Önyargı’ya benzediğini duymuştum. Kitabın iskeleti gerçekten Gurur ve Önyargı’yı andırıyor. Maalesef ki yazar gözümde bir Jane Austen olamadı.

Sanayi Devrimi döneminde geçen kitap işçi-patron ilişkilerine, grevlere değinmiş. İlk bakışta bir aşk romanı gibi görünse de öyle olmadığını belirtmeliyim. İngiltere’nin kuzey ve güney bölgelerinden o dönemin toplumuna ve sorunlarına bir bakış diyebilirim.

Kuzey ve Güney benim için çok akıcı değildi. Zevkle okuduğum kısımları olduğu kadar bitirmek için okuduğum bölümleri de oldu. Üzerine birçok kitap bitirdim, kendisini bitiremedim, uzun zamanımı aldı. :D

Klasik kitaplarla bir sorunum olmadığını hatta sevdiğimi bilirsiniz. Buna rağmen Kuzey ve Güney’i çok beğenmedim, yazıldığı döneme bakarak hakkını yemek istemiyorum ama bana biraz amatörce geldi. 649 sayfa kitabın beklenilen sonunun 2 sayfaya sıkıştırılmış olması “Eee ne oldu şimdi?” gibi bir tepkiyle kitabı kapatmama neden oldu.

Son olarak Kuzey ve Güney’in dizisi de varmış, izlemek isterseniz aklınızda bulunsun.

“Fakat zihin uzun süreyle tek bir konuya odaklanırsa tıkanır, körelir ve başka şeylere ilgi göstermekte de güçlük yaşar.”

“Dünya üzerinde hiçbir gülüş yoktur ki,
Gözyaşının kardeşi olmasın. /Elliott”

“Hayatımda daha evvel hiç aşık olmadım. Hayatım boyunca her zaman çok meşguldüm ve zihnim hep başka şeylerle doluydu. Şimdi ise birini seviyorum ve hep seveceğim.”

“Tek korkum bu aslında, bunu o kadar derinden o kadar yürekten istiyorum ki kesin gerçekleşmeyecek.”

21 Şubat 2019 Perşembe

Mim: Blog Yazarlarını Tanıma Mimi

Uzun zamandır mim yazısı yazmıyordum. Özlemişim, umarım siz de özlemişsinizdir. :D Fatih Pınarca’ya beni mimlediği için teşekkür ediyorum.



Haydi Kağıt Salıncak’ı tanımaya geçelim, kimdir bakalım hmmmmm :D

Nerelisiniz?

Yarışmaya Trakya’dan katılıyorum, İstanbul’da okuyorum, sevgiler. :D


Burcunuz?

Yengeç. Yükselenimi merak ederseniz o da başak.

Bloglarda en çok ilginizi çeken şeyler?

Yazılar :D İlgi alanım dışında bile olsa farklı şeyler öğrenebilmek güzel.

En sevdiğiniz mevsim?


Kış!

Yabancı diliniz?

Sanırım sadece İngilizce’yi sayabiliriz. Tarihçe olarak bakarsak, lise de Almanca dersi, Burgas’da Bulgarca kursu, İtalyanca kursu…

Cevap İngilizce. Gelecek soruya geçelim. :D


Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Boş zaman derken neyi kastediyoruz? Okul dışında kalan zamanımsa, kitap okuyorum, geziyorum, arkadaşlarımla vakit geçiriyorum, blog yazıyorum ama bunları boş zaman olarak görmüyorum çünkü hepsine ayrı bir vakit ayırıyorum. Boş zamanım olursa mesela bazen duvara anlamsızca bakmayı severim :D 

En son okuduğunuz kitap?

Kuzey ve Güney -Elizabeth Gaskell en son bitirdiğim kitap, ek olarak Pireneler'deki Şato kitabını okuyorum, muhtemelen bu akşam yeni bir kitaba daha başlarım.

Hayatınızda pişman olduğunuz bir şey?


Ne yapıyormuşuz, geçmişten pişman olmak yerine ders alıp devam ediyormuşuz.

Tuttuğunuz takım?

Eskiden olsa Fenerbahçe derdim ama takımlarla alakam yok çok uzun zamandır.

Çantanızdan eksik etmediğiniz şeylerden bazıları?

Kitap, defter, kalem kutum, cüzdan, kartlık, anahtar, peçete… Bulduğumu taşıyorum. :D

En sevdiğiniz içecek?



Çay, kahve, sıcak çikolata, salep… Kararsızım, hepsini seviyorum bence onlar da beni seviyor :D

Ve son olarak blogunuzdan hiç para kazandınız mı?

Düşünmedim bile.


Bir süredir buralarda olmadığım için kimin yapıp yapmadığını takip edemedim, o yüzden tüm yapmayanlar mimlenmiş olsun :D


17 Şubat 2019 Pazar

GENÇ PRENS'İN DÖNÜŞÜ - ALEJANDRO GUILLERMO ROEMMERS


4
Timaş Yayınları
Çeviri: Deniz Torcu
128 sayfa


Küçük Prens büyüseydi ne olurdu düşüncesinden hareketle ortaya Genç Prens’in Dönüşü çıkmış.

Küçük Prensi günümüzde okumayan kalmamıştır diye düşünüyorum. Kendisini ben de çok severim hatta zaman zaman açıp tekrar okurum. Genç Prens’in Dönüşü’nü duyunca da heyecanlandım, e-book olarak hemen okumaya başladım.

Üzülerek belirtiyorum ki kitabı sevmedim. Tam bir kişisel gelişim kitabı olmuş. Patagonya’da bir araba seyahati esnasında geçen hikaye, şoförün anlattığı şeyleri Prens’in uygulamasını konu alıyor.

Verilen tavsiyeler o kadar klişe ki, keşke en azından yaratıcı olsaydı.

Kişisel gelişim seviyorsanız “belki” keyif alabilirsiniz ama bence Küçük Prens’de bu kitapta olduğu için üzülürdü.

“…yetişkinlerin bizi korumak amacıyla yaptıkları tüm uyarıların, verdikleri tüm nasihatlerin, bizi insanlardan ne kadar uzaklaştırdığını düşündüm. Öyle ki, birine dokunmak veya gözlerinin içine bakmak dahi içimizde nahoş bir duygu, huzursuzluk yaratıyordu.”

“Bana göre yaşamak, öğrenmektir.”

“İyilik yapma bahanesiyle hayallerini yıkanlardan uzak dur, çünkü genelde yıktıkları hayallerin yerine koyacakları daha iyi bir şeyleri yoktur!”

“Hepimiz prens olarak doğarız; bazıları bunu bilmez, bazılarıysa unutur… Benim krallığım yalnızca içimdedir.”

14 Şubat 2019 Perşembe

SEVME SANATI - ERICH FROMM

3
Payel Yayınevi
Çeviri: Yurdanur Salman
125 sayfa


Sevmek bir sanat mıdır?

Öncelikle kitap psikolojik bir eser. Sevmenin 5 yolu, karşındakini kendine aşık etmenin 8 yolu gibi reçeteler bulundurmamakta.

Aşk ve sevgi üzerine çıkarımlar içeren kitap, sade bir akademik dille yazılmış. Dört bölümden oluşuyor: Sevmek Bir Sanat mıdır?, Sevgi Kuramı, Sevgi ve Çağdaş Batı Toplumunda Sevginin Soysuzlaşması, Sevginin Uygulanması.

Sevgiyi, sevme sanatını dört maddenin birleşimiyle açıklar Fromm: İlgi, bilgi, saygı, sorumluluk. Sevginin türleri de detaylıca işlenmiş ve okurken aydınlanmaya neden oluyor. Ayrıca içinde bolca Freud eleştirisi mevcut.

Bence kitap ortaokul ve liselerde okutulmalı. Toplumca böyle kitaplar okumaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

“Sevgi ta derinden özlenen bir şeyken, öbür şeylerin hepsi sevgiden daha önemli sayılır. Başarı, ün, para, güç – bunları elde etmek için varımızı yoğumuzu veririz; sevmeyi öğrenmek içinse hiçbir şey yapmayız.”

“Birlikte yaşayarak bir olmanın tersine, olgun sevgi kişinin bütünlüğünü, bireyselliğini yitirmeden birleşmesidir. Sevgi insanlarda etken bir güçtür; kişiyi öbür insanlardan ayıran, duvarları yıkan, onu öbür insanlarla birleştiren bir güç.”

“Sevginin etkin özelliği en genel biçimde şöyle tanımlanabilir: Sevgi vermektir, almak değildir.”

“L’amour est l’enfant de la liberté (sevgi özgürlüğün çocuğudur); hiçbir zaman zorbalığın çocuğu olmamıştır.”

“Çocuk sevgisi şu yoldan gider: “Sevildiğim için seviyorum!” Büyüklerin sevgisi şu yoldan gider: “Sevdiğim için seviliyorum.” Olgunlaşmamış sevgi, “Seni, sana gereksinmem olduğu için seviyorum” der. Olgun sevgi, “Seni sevdiğim için sana gereksinmem var” der.”

“Kişi yaratıcı bir sevgiyle sevebiliyorsa, kendisini de sever; yalnız başkalarını seviyorsa, hiç sevemiyor demektir.”

“İnsanda bilinçli bir sevilmeme korkusu varken, gerçek ama çoğunlukla bilinçsiz olan korku, sevme korkusudur.”



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...