sezgin kaymaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sezgin kaymaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2019 Perşembe

UZUNHARMANLAR'DA BİR DAVETSİZ MİSAFİR - SEZGİN KAYMAZ

91
April Yayıncılık
323 sayfa

“Sen yaşamayı mı bilmiyorsun Musa?” dedi, “Onu mu merak ediyosun? Ondan mı hep roman hep roman?” /113

Okuduğum en enteresan kitaplardan biriydi Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir. Yazıldığı tarihi de göz önünde bulundurmak lazım: 1997.

Kitabı çok sevdim! Belki böyle bir kitap okumaya ihtiyacım olduğundan, konusundan ya da akıcılığından dolayı… Bir sürü neden sayabilirim burada.

Dili çok akıcı Sezgin Kaymaz’ın. Final haftam olmasına rağmen iki günde bitirdim. Konu merak unsuruyla sizi sarıp sarmalıyor ve sürüklüyor. Ayrıca çay içme isteği uyandırıyor çünkü kahramanımız Musa çay tiryakisi.

İtiraf edeyim, kitabın başında biraz korktum. Bu yüzden gündüz başlamak daha mantıklı bir hareket olabilir.

Kurguda tespit ettiğim küçük uyumsuzluklar vardı ama bence çok önemli değillerdi.

Sonuç olarak Sezgin Kaymaz’ın hikâyelerini sevdiğimi biliyordum, romanını da sevdiğimi görmüş oldum. Güzel bir dil ve konu eşittir güzel kitap, biliyorsunuz denklem kurmak önemli, özellikle de Uzunharmanlar’daysanız…

“İnsan korktuğu şeyleri düşünmeye başlayınca korkmadığı şeyleri düşünemez oluyordu. Korku, üstüne biri çıkmış ağır bir yün yorgan gibi kapanıyordu üzerine, yorganın üstünde seni boğan gene sen, dışarıda istediği kadar hava olsun, alamıyordun.” /105

“… bin türlü şey geçiyordu aklından, bin türlü şey geçince aslında hiçbir şey geçmemiş olur, sen o kafanın içini tıklım tıklım zannedersin, bomboştur…” /114

“Zaten bilemeyeceğini bildiğin bir şeyi bir türlü bilemediğin için üzülmek, zaten kaldıramayacağını bildiğin bir şeyi bir türlü kaldıramadığın için üzülmeye benzer. O da boş bu da boş.” /276



26 Ekim 2016 Çarşamba

69) BAKELE - SEZGİN KAYMAZ

kağıt salıncak, istanbul, haydarpaşa, kitap yorumu

April Yayıncılık
198 sayfa

 
Günlerden bir gün, yine hiç kitap okuyamıyorum diye geziniyordum. Kitap Eylemi’yle kitap bakıyoruz falan. Bunalımlı günler yani.

Kitap okuyamayınca hayat ne sıkıcıymış gibi düşünceler içindeyken, Kitap Eylemi Bakele’ye başla bakışı attı. Kaş göz işareti, anlarsınız.

Ben de anladım tabii ki. Leb demeden, leblebiyi de anlarım.

Bakele’ye başlayacağım gün, adaya gitme gibi bir planımız vardı. O yüzden Eminönü’ne giden tramvayda kitaba başladım.

Bakele’nin ne anlama geldiğini ilk hikayede öğreniyoruz ve ilk hikaye benim favorim oldu. Tramvaydaki standart kadın sesi Eminönü dediğinde, ben kendimi kaptırıp 3-4 hikaye okumuşum.

Durakta arkadaşımı beklerken de biraz okudum. Ada vapurunu da kaçırdık. Gidemedik.

Neyse.

Sonuç olarak, Bakele Sezgin Kaymaz’la tanışma kitabım oldu. Hikayelerini çok sevdim. Her kesimden karakteri uygun bir dille konuşturmak ve bunu ustalıkla yapmak hayranlık uyandırıcı.

Romanlarını da seveceğimi umuyorum…

“Aşk, aşık olduğunla yekvücut olmakmış.”

“İsyan dağarcığım; “Öyle değil işte yaa!” ve “Yaa bi git yaa!” gibi ana ve “Hiç de bile!”, “Sanne sanne!”, “Banne banne!” ve “Yek yee!” gibi tali feryatlardan ibaretti. Bir de gözyaşlarından.”

“Hemen hemen her konuda anlaşırız biz Hülya’yla. Ama aksak ritimli bir anlaşmadır bu. O önden gider, ben arkadan gelip anlaşırım. O anlaştığım yer de onun ilk başta başladığı başlangıç olur genellikle. İnsanlık mesela. Hep insandı Hülya. Ben sonradan geldim.”

“Hani söyleyecek çok şeyi vardır da nasıl söyleyeceğini bilemiyordur insan. Cümlelerini yarım bırakır hep. “Ben geldim de…” falan der.”

“İlk aşk olmaz. (…) İkinci, üçüncü aşk da olmaz, son aşk da olmaz. Aşk aşktır, sadece başlar. Bitmiş aşk olmaz.”

“İnatlaşmak için iki inatçı lazım… Kavga etmek için iki cahil, dövüşmek için iki aciz.”

“Diş ağrın gibidir mazin. Kaçamazsın.”

“O gitti her şeyimi alıp. Ben, kalan hiç’le kaldım.”