91
April Yayıncılık
323 sayfa
|
“Sen yaşamayı mı bilmiyorsun
Musa?” dedi, “Onu mu merak ediyosun? Ondan mı hep roman hep roman?” /113
Okuduğum en enteresan kitaplardan biriydi Uzunharmanlar’da Bir
Davetsiz Misafir. Yazıldığı tarihi de göz önünde bulundurmak lazım: 1997.
Kitabı çok sevdim! Belki böyle bir kitap okumaya ihtiyacım
olduğundan, konusundan ya da akıcılığından dolayı… Bir sürü neden sayabilirim
burada.
Dili çok akıcı Sezgin Kaymaz’ın. Final haftam olmasına rağmen
iki günde bitirdim. Konu merak unsuruyla sizi sarıp sarmalıyor ve sürüklüyor.
Ayrıca çay içme isteği uyandırıyor çünkü kahramanımız Musa çay tiryakisi.
İtiraf edeyim, kitabın başında biraz korktum. Bu yüzden gündüz
başlamak daha mantıklı bir hareket olabilir.
Kurguda tespit ettiğim küçük uyumsuzluklar vardı ama bence çok önemli
değillerdi.
Sonuç olarak Sezgin Kaymaz’ın hikâyelerini sevdiğimi biliyordum,
romanını da sevdiğimi görmüş oldum. Güzel bir dil ve konu eşittir güzel kitap,
biliyorsunuz denklem kurmak önemli, özellikle de Uzunharmanlar’daysanız…
“İnsan korktuğu şeyleri
düşünmeye başlayınca korkmadığı şeyleri düşünemez oluyordu. Korku, üstüne biri
çıkmış ağır bir yün yorgan gibi kapanıyordu üzerine, yorganın üstünde seni boğan
gene sen, dışarıda istediği kadar hava olsun, alamıyordun.” /105
“… bin türlü şey geçiyordu
aklından, bin türlü şey geçince aslında hiçbir şey geçmemiş olur, sen o kafanın
içini tıklım tıklım zannedersin, bomboştur…” /114
“Zaten bilemeyeceğini
bildiğin bir şeyi bir türlü bilemediğin için üzülmek, zaten kaldıramayacağını
bildiğin bir şeyi bir türlü kaldıramadığın için üzülmeye benzer. O da boş bu da
boş.” /276