dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2019 Cumartesi

Christmas Filmleri


Yaklaşık bir yıldır “Ne İzledim?” yazısı yazmıyordum. Baktım Christmas’a az kaldı, ee ben de bir miktar Christmas filmi izlemişim, neden bunları yazmayayım dedim ve bir neden bulamayıp şu an yazmaya başladım.


9 tane Christmas filmi izlemişim, filmlerin ortak özelliği insana mutluluk aşılayıp, her şey yoluna girer mesajı vermesi… Bu dönem biraz da bu filmlerle hayata tutunmuş olabilirim. Çok daha fazla izlemek isterdim ancak sınav zamanı geldi çattı; okunacak kitaplar, notlar, pratikler, slaytlar vs. var. (Buraya küçük gözyaşı damlası bırakayım)

Bakalım hangi Christmas filmlerini izlemişim:

 
The Holiday

Yaşam tarzları birbirinden farklı olsa da, dertleri benzeyen iki kadını anlatıyor. İkisi evlerini takas ediyorlar ve hikaye başlıyor. Sımsıcak bir film… Ayrıca Iris’in –Kate Winslet- evini çok beğendim.



I’ll Be Home for Christmas

Bekar bir annenin babasının Christmas’da onları ziyarete gelmesini anlatıyor. Aile filmi, çerezlik. Eh işte kategorisindeydi benim için.




Jingle All the Way

Ailesine çok vakit ayıramayan meşgul bir iş adamının sınırlı sayıda olan oyuncağı oğluna almak için verdiği çabayı anlatıyor. Film oldukça eğlenceli.




A Cinderella Story: Christmas Wish

Modern bir Cinderella uyarlaması. Normalde uyarlamaları severim ama bu biraz standartların altındaydı.




How to Grinch Stole Christmas

Şimdiye kadar bu filmi izlememe şaşırmış olabilirsiniz, neden bu kadar erteledim ben de bilmiyorum. Çok keyifliydi, izlemediyseniz sıcak çikolatalarınızı alın ve başlayın.



Klaus

Noel Baba’nın nasıl Noel Baba olduğunu anlatıyor. Son zamanlarda izlediğim en iyi animasyonlardan biri bence. “Yapılan iyilik başka bir iyiliği doğurur.”





Knight Before Christmas

Bir Ortaçağ şövalyesinin kendini günümüzde bulmasını ve yaşadıklarını anlatıyor. Film keyifliydi, erkek oyuncuyu beğendim, beklentilerimi karşıladı.




A Christmas Prince: The Royal Baby

Noel Prensi serisinin üçüncü filmi. Bu seride bir olmamışlık var ama yine de izliyorum. :D Filmin geçtiği krallık Aldovia’yı sevdiğim için izlemeye devam ediyor olabilirim.




It’s a Wonderful Life

Biraz fazla optimist bir film olsa da genel olarak sevdim. George Bailey ile empati kurabildim. “Bir insanın hayatı, birçoğunun hayatını etkiliyor. O olmayınca çevresinde kocaman bir boşluk kalıyor.”




Bonus: Dizi (Christmas temalı değil)

The Halcyon

İkinci Dünya Savaşı sırasında Londra’da bir lorda ait lüks bir oteli konu alıyor. Lordun ailesini, otelin çalışanlarını, dönemi, siyaseti ve ilişkileri anlatıyor. Eylemcan’la izledik, çok sevdik. Sadece bir sezon ve sekiz bölümden oluşuyor. Dizinin tüm bölümlerini Türkçe altyazılı bulamadık, o yüzden bir kısmını da İngilizce izledik.

🎄🎅

Evet, Christmas’a dair ben bunları izledim. Siz neler izlediniz? Önerilere açığım.



28 Mart 2018 Çarşamba

Ne İzledim? | Mart


Bu ay genel olarak dizi izledim. Mart ayı film ve kitap açısından pek verimli geçmedi. Ay sonunda da -tam olarak 31’inde- vizelerim başlıyor. Umarım dikkatimi toplayıp ders çalışmayı başarabilirim.
Bakalım Mart’ta ne izlemişim:

Film


The Shape of Water
Yönetmenin, Guillermo del Toro, daha önce Pan’ın Labirenti ve Kızıl Tepe filmlerini izlemiştim. Beğenmiştim. The Shape of Water’da Oscar alınca ve herkes tarafından sevilince beklentim yüksekti. Maalesef film beklentilerimi karşılayamadı, ben olsam Oscar’ı vermezdim.



No Regret
Kore filmi olmasına bakmayın, dizileri gibi toz pembe bir hayat sunmuyor. Zor bir yaşam ayrıca LGTB filmi. Sonuna doğru olayları biraz abarttıklarını düşünmüş olsam da film güzeldi. Ayrıca Yeppudaa’daki yorumlara aldanmayın, korkutup rüyanıza girecek bir film değil. Türü dram ve romantik, korku öğeleri barındırmıyor.



Dizi


Gilmore Girls / 4. Sezon 4. Bölüm – 6. Bölüm
Hala severek izliyorum. Beni mutlu ediyor, hatta Stars Hollow yaşamak istediğim bir yer haline geliyor. Keşke gerçek bir kasaba olsaydı. Rory’nin üniversitede yaşadıkları bana da ilk yılımı anımsatıyor. Fighting Rory!



Will / 1. sezon 7 bölüm

Tnt yapım Will, Shakespeare’in ünlü olmadan önceki hayatını anlatıyor. 1589’da Will’in Londra’ya gelmesiyle başlıyor. Diziyi Christopher Marlowe rolündeki Jamie Campbell Bower sayesinde keşfettim. Malumunuz, kendisini pek bir severim. Ayrıca dizi sadece 1 sezon ve 10 bölüm. Bitirmeme sadece 3 bölüm kaldı!


Together with Me

İki yakın arkadaşın birbirlerine aşık olmalarını anlatan Tayland BL dizisi. Aslında Bad Romance dizisindeki karakterlerden Korn ve Knock’un geçmişteki hallerini anlatıyor. Bad Romance daha önce çekilmiş olmasına rağmen, olayların kronolojik sırasına göre gittim ve ilk olarak Together with Me’yi izledim. Güzeldi, yer yer komikti. Kafa dağıtmak için Asya dizileri birebir oluyor.


Bad Romance

Üniversiteli bir grup arkadaşı anlatan Tayland dizisi. Together with Me’den sonra gelişenleri anlatıyor. İdare ederdi. Bazı yerlerini zıplayarak izlesem de sevdiğim olaylar da olmadı değil.






Lisedeyken çok sevdiğim ama şimdi de sık sık dinlemeye başladığım şarkıyı bırakayım buraya. Narnia sevenlere gelsin.



Sizin Mart ayınız nasıldı?


TV Time kullanıcı adım: catcomitissa

2 Mart 2018 Cuma

Ne İzledim? | Şubat


Dizi / film izleme oranım arttıkça okuduğum kitap sayısının düştüğünü fark ettiniz mi? Üzücü tespitten sonra bakalım şubatta neler izlemişim:

Film


Back to the Future 1-2-3


Bu seriyi izlemeyen tek ben kalmıştım sanırım. Keşke ertelemeseymişim. İkinci film biraz zorlama olsa da, birinci ve üçüncüyü çok sevdim. Keşke zaman makinemiz olsaydı ya da ışınlanma cihazımız, bazen bunların eksikliğini çekiyorum.


Out in the Dark

Filistinli bir öğrenci ile İsrailli avukatın aşkını konu alıyor. İmkansız aşkları sevdiğimi söylemiş miydim? Oyuncular mükemmel olmasa da, güzel bir LGTB filmiydi.





Maze Runner 1-2

Distopik bir seri olan Labirent’ten uyarlanmış. Kitapları okumadım. Filmleri beğendim, Eylemcan ile art arda izledik. Zaman zaman böyle filmlere ihtiyaç duyuyoruz.



The First Time

Maze Runner’ın Thomas’ını -Dylan O’Brien- incelerken bu filmde de oynadığını görüp izledik. Liseli iki gencin birbiriyle olan ilişkisini ve arkadaşlarını konu alıyor. Romantik komedi ve dram türünü sevip, liseli filmlerden hoşlananlar keyifle izleyecektir.



God’s Own Country

Afişiyle dikkat çeken film aslında Brokeback Mountain filminin İngiliz versiyonu gibi. Kırsalda ailesiyle yaşayan Johnny’nin, çiftliğe alından Romanyalı işçi ile arasında geçenleri anlatıyor. Brokeback Mountain filminin daha naif olduğunu belirtmek istiyorum.




Dizi

End of the Fucking World – 1. Sezon

Diziye başladım ve bitti. Bölümler ortalama 20 dk ve sezon sadece 8 bölüm. Psikopat olduğuna inan James ile kendine kurban olarak seçtiği Alyssa’nın maceralarını anlatıyor. Diziyi tek kelimeyle tanımlayacak olursam enteresan derdim. İzlenebilir.



I’m Not a Robot – 32 bölüm

Kore dizisi izlemeyi sevdiğimi biliyorsunuz. Bu dramamız insanlara alerjisi olan Kim Min-kyu ile evine aldığı robotu konu alıyor. Eğlenceliydi. Bölümlerin yarım saat sürmesi de ekstra güzeldi.





Shameless - 6. Sezon 3 – 6. Bölüm


Artık Shameless eski tadını vermiyor, izlemeyi bıraktığımda özlemiyorum. Giden karakterler dizinin ruhunu da aldı sanki.




Skam France - 1. Sezon 1-2. Bölüm

Norveç yapımı orijinal Skam’e bayılıyorum bu yüzden merakla beklediğim bir yapımdı. İlk iki bölümü aslının aynısıydı ama üçüncü bölümden sonra değişikliklerin olacağını bildirmişler. Eva’nın Fransız versiyonu Emma ve Isak rolünde Lucas dışındaki oyunculara pek ısınamadım. Noora = Manon karakterine alışabileceğimi düşünüyorum. Yine de belki ileride kopya olmaktan çıkıp, kendi yollarını çizebilirler ve ben de sevebilirim. Şans vereceğim.


Gilmore Girls – 2. Sezon 6 bölüm – 4. Sezon 3. Bölüm

GG sezonlarını devirdiğim bir ay olmuş şubat. Bu dizi beni mutlu ediyor ve gündelik hayatın sorunlarından uzaklaştırıyor. Geçen ay Jess yüzünden diziden soğur muyum düşüncesi taşıyordum, neyse ki büyük bir etkisi olmadı. 3. Sezon 22. bölüm, beni duygulandıran ve izlediğim en güzel GG bölümüydü. İyi ki izliyorum dediklerimden, siz de izleyin, herkes izlesin. Gilmore Girls is a lifestyle, it’s a religion. :D

Siz şubat ayında neler izlediniz?

TV Time kullanıcı adım: catcomitissa

31 Ocak 2018 Çarşamba

Ne İzledim? | Ocak

Blogumda hiç ne izledim yazısı yazmamıştım, bazen ayrı ayrı film dizi yorumladığım oluyordu ama aylık şekilde paylaşmıyordum. Ocak’ın yarısından beri tatilde olduğum için daha çok film/ dizi izleme imkanı buldum, liste yaptım. O zaman bakalım ne izlemişim?

Film


Justice League

Çıktığında sinemaya neden gidememiştik, hatırlamıyorum. Bu yüzden Kero’yla evde izledik. Kahraman filmlerini seviyorum ama haklarında her şeyi bilecek kadar da çılgınca değil. Justice League bence güzeldi, keyifle izledim. Sadece Ezra Miller’ı Flash olarak görmek için bile seyredilebilir.


Thor: Ragnorak

Thor, bu filmde Asgard’ı Ragnorak’tan kurtarmaya çalışıyor. Serinin diğer filmlerine göre daha çok espri yapılmış sanki. Güzeldi. Ayrıca Loki’yi özlemişim. 





 The Way He Looks

Kısa filmden uzun filme uyarlanan yapımda görme engelli Leonardo’nun ilk aşkı anlatılıyor. Dilimize Bu Gün Eve Yalnız Dönmek İstiyorum şeklinde çevrilmiş. Oyuncuları da, filmi de çok sevdim. Leo ve Gabriel çok doğal ve sevimli. İlerde tekrar izleyebilirim.



Lord of the Rings üçlemesi

Önce kitapları okumak için, film serisini yıllardır bekletiyordum. Sonunda izleyebildiğim için mutluyum. Filmde kitabı biraz daha yumuşatmışlar gibi geldi bana, daha duygusallaştırmışlar. Kitaplar daha güzel olsa da, film üçlemesini de sevdim. Bu efsane seriyi hala okumamış/izlememişseniz, daha fazla geç kalmayın derim.


Deliha 2


Deliha’nın yine falcıya gidip ideal mesleğinin aşçı olduğunu öğrenmesi ve bu alanda çabalamasını anlatıyor. Yemek yapma becerim Zeliha kadar olduğu için beni güldüren bir filmdi. Tabii değerlendirmeyi Türk komedi standardına göre yapmak gerek.




A Christmas Prince


Kariyerinde yükselmek isteyen gazeteci kızımızın, prensin taç giyme törenini haber yapmak için yurtdışına gönderilmesini konu alıyor. Evet, kraliyet filmlerini hala seviyorum. Disney filmini andıran Netflix yapımı Noel Prensi’de benim için kafa dağıtıcı, gülümseten bir film oldu.

Dizi


Eye Witness

Norveç dizisinden uyarlanma Eye Witness, iki arkadaşın –Philip ve Lukas- bir cinayete tanık olmasını, aralarındaki ilişkiyi ve devamında gelişen olayları anlatıyor. Sadece bir sezon ve 10 bölüm. 2 günde bitirmiş olabilirim. Philip rolündeki Tyler Young aşırı sevimli bence, şans verin derim.



Gilmore Girls

Sınavlarım varken ekşide ders çalışmakla ilgili entryleri okuyordum. Birisi her Gilmore Girls izleyişinde Rory bir şeyler okudukça kendisinin de çalışmak istediğinden bahsetmiş. Diziye böyle başladım ve şu an 2. sezon 6. bölümdeyim. Gilmore Girls, Stars Hallow kasabasında yaşayan Lorelai ve kızı Rory’nin hayatını konu alıyor. Sevmediğim karakter yok gibi. Oldukça sempatik, rahatlatıcı, sıcak çikolata kıvamında bir dizi. Size küçük bir detay vereyim, Rory okuyamayacağını bilse de her yere kitap götürüyor. Bu bile benim diziyi sevmem için yeterli. Gilmore Girls’de geçen 399 kitap için tık.


Gotham

Aslında sadece ilk iki bölümünü izledim. Bruce Wayne’in Batman olmadığı çocukluk yıllarında geçen dizi, Dedektif James Gordon’a odaklanıyor. İzlediğim iki bölümü güzeldi. Belki ilerde devam ederim.





Aralık ayında bunları izledim, siz neler izlediniz?

🎬

Not: TV Time kullanıyorsanız kullanıcı adım catcomitissa 

28 Temmuz 2017 Cuma

67) THIRTEEN REASONS WHY - JAY ASHER


10th Anniversary Edition
Razorbill – Penguin Random House
226 sayfa


“Everything affects everything.”

Thirteen Reasons Why ile tanışmam Netflix tarafından yayınlanan dizisiyle oldu. Değişik bir konusu vardı, her izleyen seviyordu ve sanırım ben de biraz karamsardım. Ruh halimin dizeye uygun olduğunu düşündüm, diziye başladım.

İlk bölümünü izleyince, o merakla devamı izleniyor. Oyuncuları da sevdim. Clay Jensen, Dylan Minette; Hannah Baker ise Katherine Langford tarafından canlandırılmış. Christian Navarro,  sevdiğim karakterlerden biri olan Tony’ydi. 

“The point is, when you hold people up for ridicule, you have to take responsibility when other people act on it.”

Konusuna çok kısaca değinirsem, Hannah arkasında 7 kaset 13 kayıt bırakıyor ve bu kasetlerin Clay’e ulaşmasıyla hikaye başlıyor.

dizi, kitap, yorum, blog yorumu, kağıt salıncak


“No one knows for certain how much impact they have on the lives of other people.”


Diziyi bitirdiğimde, kitabını da merak ettim. Sipariş verirken almayı planlıyordum. Ardından aklıma uzun süredir İngilizce kitap okumadığım geldi ve Harry Potter and the Goblet of Fire’a başlamaya cesaret edemedim, hem kalın hem yazıları küçük! E-book okusam daha kolay olur derken, Thirteen Reasons Why’a başladım. Böylece bitirdiğim ilk e-book oldu kendisi.

Dilimize Ölmek İçin On Üç Sebep olarak çevrilmiş.

“Sometimes we have thoughts that even we don’t understand. Thoughts that aren’t even true –that aren’t really how we feel- but they’re running through our heads anyway because they’re interesting to think about.”

İngilizceleri e-book olarak okumak gerçekten kolaylıkmış, kelimenin üzerine dokununca anlamı çıkıyor, böylece okuma aksamıyor. Baskılı kitap tadı da vermiyor tabii orası da ayrı…

Tony


Kitap diziyle birebir gitmiyor. Öncelikle daha detaysız, karakterler üstünkörü geçilmiş gibi. Bu nedenle belki de, dizi daha etkileyiciydi. Diziyi izlerken, Hannah’nın nedenlerini yeterli bulmamıştım. Kitapta daha basit kaldı. Dizi ve kitabın sonu da farklıydı.

“You can’t get away from yourself. You can’t decide not to see yourself anymore. You can’t decide to turn off the noise in your head.”

10. Yıl Özel Basımı’nı okuduğum için, içinde orijinal sonu ve kitaba eklenmeyen kısımları vardı. Orijinal son, editörler tarafından düzenlenmemiş, yazarın başta uygun gördüğü bitiş şekli.

Sonuç olarak, ben diziyi daha çok sevdim. Kitap geliştirip, daha etkili bir senaryo yaratılmış. 2. sezonu için beklemedeyim!


“You don’t know what went on in the rest of my life. At home. Even at school. You don’t know what goes on in anyone’s life but your own. And when you mess with one part of a person’s life, you’re not messing with just that part. Unfortunately, you can’t be that precise and selective. When you mess with one part of a person’s life, you’re messing with their entire life. Everything… affects everything.”


15 Nisan 2017 Cumartesi

Yaşamdan Kareler / Büyükada : Hatırla Sevgili


Baharda adalara gitmeyi herkes sever, kabul ediyorum ama ben bir başka seviyorum. Ada’ya gitmek bir tutku gibi bende; yaz, kış fark etmiyor.

İstediğim kadar gidemiyorum, planlarım sürekli engellere takılıyor. Yine de gittiğimde mutlu oluyorum.



Bu sabah, Bilge ve ben, saat 7’de yola çıktık ve 8 vapuruna yetiştik. Planımız, Hatırla Sevgili dizisindeki Yasemin -Beren Saat- ve Ahmet’in -Cansel Elçin- evlerini görmekti.



Hatırla Sevgili, 1960-70’leri anlatan bir dönem dizisi ve bence en iyi yerli dizilerden biri. Necdet -Okan Yalabık- karakterini de çok sevdiğimi belirteyim. Eğer izlememişseniz, tavsiye ederim.

Aşağı yukarı 1,5 saat süren yolculuğun ardından Büyükada’ya adımımızı attık. Çok kalabalık değildi ki ben adayı böyle severim.



Haritamızı açarak yola koyulduk. Yer-yön duygum pek olmadığından, harita okumayı Bilge’ye bıraktım. 😏

kağıt salıncak, gezi


Eğer köşkleri görmek isterseniz, Çankaya Caddesi’nde ikisini de karşı karşıya görebilirsiniz. Ayrıca köşklere giderken Mizzi Köşkü’nün de yanından geçiyorsunuz, şu an restorasyonda. Ada’ya ilk geldiğimde, satılık olarak gördüğüm ve benimsediğim köşk olur kendileri. 😜

Con Paşa Köşkü


Con Paşa Köşkü olarak bilinen, benimse Ahmetlerin evi olarak bildiğim yapı 1880 tarihinde Con Paşa tarafından yaptırılmış. Con Paşa, yöneticisi olduğu İdare-i Mahsusa ilk Kadıköy – Adalar seferlerini başlatmış.

büyükada, kağıt salıncak
Yalman Köşkü


Yalman Köşkü yani Yaseminlerin evi, Ahmet Emin Yalman’ın köşküymüş. Kendisi başarılı ve ödüllü bir gazeteci. Ayrıca Hatırla Sevgili'de, iç çekimlerde Meziki Köşkü kullanılmış.

Yasemin Sokağı 

Köşklerin ardından, bir kahve ve atıştırma molası verdik. Yeşillik, ağaçlık bir yere gitme kararıyla, yukarıya tırmanmaya başladık.


Rastgele yürüdüğümüz yol, aslında yetimhane güzergahına gidiyormuş. Biraz çimlere yatıp, dinlenip tekrar yetimhaneye devam edelim diye konuştuk. Papatyaların güzelliğine de dayanamamış olabiliriz.



O esnada ben de her “köpek var” yazan yerde, köpek olmadığını düşündüğümü Bilge’ye söylüyordum. O da köpeklerden korkuyor dolayısıyla laf lafı açtı. Biz anılarımızı didiklerken, arkamızdaki bayırda iri bir köpek havlamaya başlamaz mı?



Adalardan, köpeklerle ilgili bir atraksiyon yaşamadan dönemiyorum arkadaşlar. Heybeliada’da da peşimize takılmışlardı. Bu kez, olağünüstü bir hızla eşyalarımızı alıp, uçar adımlarla aşağı yürümeye başladık. Ben de aynı zamanda “canım kedileeeer” diye kendi kendime mırıldanıyorum.

Ada kedileri

Aşağıdaki yola vardık, bilin bakalım o da ne? Alman kurduna benzer bir köpek kenarda yatıyor. Geriye gitsek havlayan, ileri gitsek bu. Ne yapsak da bu zorlu durumdan kurtulsak derken, bir kedi –mucize kedi- köpeğin yanından rahatlıkla geçti. Biz de kediye dokunmayan, bizi de tınlamaz düşüncesiyle ilerlemeyi başardık.



Ada merkezine dönünce, bu olayın üstüne bir güzel midye tava ve kokoreç yedik. –balıksevmeyengiller- İstanbul’a giden vapuru bekledik.

Kaymakamlık

Böylece ada anılarımıza bir yenisini eklemiş olduk.




Son olarak, siz siz olun, adaya giderken güneş kreminizi sürmeyi unutmayın, yoksa benim gibi kızarmış yüzünüze aynada içiniz acıyarak bakarsınız.