Müjdemi isterim, Adalar sezonunu açtım! Adaya gitmek benim için
mühim bir tutkudur.
Havalar ısınınca Cansu’yla gitmeye karar verdik. Kendisinin ilk seferi oldu. Bu da bana ilk kez adaya gittiğim zamanı anımsattı. Daha
küçüktüm, Büyükada o zaman İstanbul’un küçük bir kopyası gibi değildi.
Ben Ada’dayken hissettiğim daha kültürlü, aydın havayı
seviyordum. İzlediğim dizi ve filmlerden de etkilenmiş olmam muhtemel tabii ki.
Adalar bozulan İstanbul’a rağmen eski günlerdeki seçkinliğini koruyor gibi
geliyordu bana.
Üzülerek belirtiyorum ki Adalar popüler kültürün kurbanı olmuş
veya olmak üzere. Hiç bu kadar kalabalığa rastlamamıştım. Sokaklar dopdolu,
bisiklet kullanacak alan bile sıkıntılı ve Ada kokuyor. Bunların dışında bir
yandan da atları gördükçe yüreğiniz burkuluyor.
Biz öncelikle Hatırla Sevgili evlerini ziyaret ettik: Con Paşa
Köşkü ve Yalman Köşkü. Ardından internette bakımsızlıktan harabe haline
geldiğini okuduğum Troçki köşküne bakmaya gittik. Hala zamana meydan okumaya
çalışsa da yıkılmadan görmek istedik. Yıkılmadan kelimesi de üzüyor beni, gönül
isterdi ki müze olarak kapılarını ziyaretçilere açsın.
| Troçki Köşkü |
Troçki’nin evinin adı aslında Sivastopol Köşkü. Mimar Konstandinos Dimadis tarafından yapılmış. Stalin’le olan mücadelesini kaybeden ve Rusya’dan sürgün edilen Troçki 1929-1933 yılları arasında Sivastopol Köşkü’nde yaşamış. Rus Devrim Tarihi ile otobiyografisini bu evde yazmış.
| Troçki Köşkü |
Ardından Aşıklar Tepesi’ne doğru yol aldık ve her yerin
özelleşmesine, doğayı ücretlendirmemize sinirledik. Dilburnu Tabiat Parkı
girişi 7 TL olmuş. Aşıklar Tepesi’nin fiyatını bilmesem de o da benzerdir. Aya
Yorgi’ye tırmandık. Tepe sesimi alıp götürecek kadar rüzgarlıydı, sayesinde
iletişimimi dumanla mı sağlasam diye düşünüyorum. :D
Kiliseye girerken sıra oluşmuştu, inanabiliyor musunuz? İçeriye
girebildiğimizde kilise tıklım tıklımdı. Kapıya fotoğraf çekmenin yasak
olduğunu belirten tabela asmalarına rağmen rahip sürekli uyarıda bulunmak
zorunda kaldı. Sessiz olup saygı göstermeyi bilmeyenler de cabası! Bunları
gördükçe gelin de eski Ada’yı özlemeyin…
| Rum Yetimhanesi |
Tepeden inince Büyükada Rum Yetimhanesi’ni de görmeden
dönmeyelim dedik. Bu yapı beni her gidişimde etkiliyor. Bu sefer daha yıkılmış,
daha kırgın ve daha kaderini kabullenmiş gibiydi.
Ada’da üzücü değişiklikler olsa da ben hala çok seviyorum. Her
şeye rağmen güzel. Evleri, denize çıkan sokakları, kedileri…
O zaman kısadan hisse, Büyükada gibi olalım. Dışarıdan gelen
etkilere rağmen kişiliğini ve güzelliğini koruyup, zamana karşı direnmeye çalışıyor.
Örnek alınması gereken bir durum, sizce de öyle değil mi?

