tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2020 Perşembe

ÖNEMSİZ BİR KADIN - OSCAR WILDE

39
Karbon Kitaplar
Çeviri: Selen Birce Yılmaz
97 sayfa


Önemsiz Bir Kadın’ı okumak hiç aklımda yoktu. Yarıyıl tatilinde kitap siparişimin yanında kampanya kapsamında geldi.

Karbon Kitaplar’dan daha önce hiç kitap okumamıştım. Bazı kitaplarında yazım yanlışları gibi sorunlar varmış ama Önemsiz Bir Kadın’ın çevirisi de güzeldi, rahatsız edici bir hata da yoktu.

Kitabın başında Oscar Wilde’ın biyografisi verilmiş ancak eşcinsel olduğunu yazmamak için sözü dolandırmışlardı. “Öte yandan giyim tarzı, muhafazakâr çevreleri rahatsız etti. Feminenliğe teşvik eleştirisinde bulunan…” Yazarın özel hayatını anlatmak istiyorlarsa, net olabilirlerdi. Oscar Wilde eşcinsel ve çok iyi bir yazar.

Biyografiden bilmediğim ilginç bir detay öğrendim: Wilde, Florance Balcomb’la evlenmek istemiş lakin Florance Bram Stoker’la evlenmeye karar vermiş.

Magazinsel detaylardan sonra, kitaba dönelim. Önemsiz Bir Kadın, Türk filmi tadında bir tiyatro eseriydi. Konuşmalar genellikle beni güldürdü. Pek çok alanla ilgili eleştiriler vardı: insan ilişkileri, toplumsal sınıflaşma, siyaset, ahlak… Tahmin edilebilir bir olay akışı olsa da, sonu beni tatmin etti.

Tiyatro okumayı özlemişim. Keyif aldığım bir okuma süreci oldu.

“Yaşam, umuttur.”

“Sıradan zevklere bayılırım. Karmaşadan kaçarken son sığınaktır.”

“Çocuklar, anne babalarını severek hayata başlar, zamanla onları yargılamayı öğrenir; nadiren onları affeder.”

“Anne sevgisi çok dokunaklı ama genellikle bencildir.”

“Bütün sevgiler trajedidir.”


16 Kasım 2019 Cumartesi

Tiyatro: Kendi Gök Kubbemiz


Bu sene tiyatro sezonunu Kendi Gök Kubbemiz ile açtım. Vizeler bitince kendimi ödüllendirmek istedim, böylece hala bilet olanlardan seçim yaptım.

Arkadaşlarıma teklif ettim ve Aslı benimle gelmeyi kabul etti. Kendisi edebiyatla pek ilgili değil, o yüzden konusunu sevip sevmeyeceğinden emin olmadığımı söylediğimde, bana önemli olanın beraber vakit geçirmek olduğunu söyledi. İyi ki var, iyi ki dünyada güzel insanlar var.

Kaynak: http://www.devtiyatro.gov.tr/DevletTiyatro/oyundetay/2448?a=kendi-gok-kubbemiz-yahya-kemal

Oyundan bir gün önce Yahya Kemal’in Kendi Gök Kubbemiz eserini okumaya başladım ve oyun öncesi de bitirdim.

Oyunu Mecidiyeköy Stüdyo Sahne’de izledik, biliyorsunuz yeni açıldı ve sahneyi hiç beğenmedik. Koltuk numarası yok, sıra olarak salona giriyorsunuz. 50 dakika önce binada bulunmamıza rağmen sıra vardı. Sahne zeminde ve amfi sistemi kullanılmamış, sanırım sadece üç tane basamak var, basamakların arka sıralarında oturanların sahneyi göremediklerine eminim. Ayrıca salon aşırı sıcaktı.

Kaynak: http://www.devtiyatro.gov.tr/DevletTiyatro/oyundetay/2448?a=kendi-gok-kubbemiz-yahya-kemal

Oyuna gelirsek, Yahya Kemal’in son gecesini konu alıyor. Öncelikle dekor çok güzeldi. Okday Korunan’da başarılı bir performans sergiledi, Yahya Kemal’in bilmediğim yönlerini öğrendim. Aralara serpiştirilen şiirleri sevdim. Edebiyat ve şiir severler için güzel bir oyundu ama eğer uzaksanız biraz sıkıcı olabilir. Oyun bana bile zaman zaman durağan geldi.

Yahya Kemal’den bir dörtlükle bitirelim o halde yazıyı:

“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”


10 Mayıs 2019 Cuma

Tiyatro: En Kısa Gecenin Rüyası



2016 yılında Cambridge Shakespeare Festival bünyesinde Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı izlemiştim. Kitabını da okumamın ardından, oyunu bir de Türkçe izlemeyi aklıma koymuştum. 2019’da bu isteğimi gerçekleştirmiş oldum! Ne demişler, geç olsun güç olmasın. :D

Moda Sahnesi’nde daha önce Shakespeare’den Hamlet’i izlemiştim ama modernleştirilmesinden çok hoşlanmamıştım. O yüzden En Kısa Gecenin Rüyası’na karşı temkinliydim.

Kaynak: https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/en-kisa-gecenin-ruyasi

Sonucu açıklıyorum size: Ba yıl dım! Bu sezon izlediğim en eğlenceli oyundu. Uyarlanmasına rağmen Shakespearevari havasını kaybetmeyip aynı zamanda bizim kültürümüzü de içinde barındıran bir yapım olmuş. Bir Shakespeare eseri nasıl Bergama köy oyunu oynanarak biter ve yadırganmaz? İzlemesem bunu anlamayabilirdim.

Basit bir dekorla güzel bir evren yaratılmış. Sadece oturduğumuz yerden, sahnenin kenarındaki kanepelere oturduklarında oyuncuları göremiyorduk.

Oyuncular demişken, Mert Fırat, Onur Ünsal, Melis Birkan, Beyza Şekerci… Özellikle de Mert Fırat çok iyiydi. Severim kendisini, biliyorsunuz.

Kaynak:https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/en-kisa-gecenin-ruyasi

Uyarlamada aşırı bulduğum yerler de oldu tabii ki… Köylü kumpanyasının şiveleri gibi, o sahneler daha kısa tutulabilirmiş. Shakespeare bu kadar yerelleştirilmeyebilirdi. Yine de dediğim gibi ben beğendim!

İzleyici kitlesine değinecek olursam, bu oyunda gerçekten rahatsız ediciydiler. Sahnenin dibinde oturan seyirci, gülünmeyecek yerlerde bile sesli kahkahalar atan, kıpırdanmalarıyla çok dikkat dağıtan biriydi. Çaprazımda oturan kız, ilk yarı boyunca instagramda gezinip, whatsapptan mesajlaştı. Telefonun ışığı aşırı rahatsız ediciydi. İkinci perdede bir seyirci bildiğiniz flashla fotoğraf çekti ve Timur Acar oyunun ortasında kendisini uyarmak zorunda kaldı: “Çekiyorsanız, en azından flash kullanmayın!”

Arkadaşım Emek çok güzel ifade etti durumu: “Hayvanlar alemi tiyatroya gitmiş bir tek ayının telefonu çalmış.” Tiyatro/sinema eğitimi şart azizim, şart!

Yazan: William Shakespeare
Çevirenler: Emine Ayhan-Aysun Şişik
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Işık Tasarımı: İrfan Varlı
Müzik: Can Güngör
Koreograf/Kondisyoner: Yeşim Coşkun
Afiş Tasarımı: Ethem Onur Bilgiç
Yönetmen Asistanları: Ferhat Asniya-Ahsen Özercan

Oynayanlar
Theseus-Oberon: Timur Acar
Hippolyta-Titania: Ezgi Coşkun
Lysander: Onur Ünsal
Demetrius: Mert Fırat
Hermia: Beyza Şekerci
Helena: Melis Birkan
Egeus-Peter Quince: Murat Tüzün
Philostrate-Puck: Alper Baytekin
Peri: Deniz Elmas
Nick Bottom: Caner Erdem
Francis Flute: Mert Şişmanlar
Tom Snout: Hasan Demirtaş
Snug: Alper Baytekin
Robin Starveling: Çağlar Yalçınkaya
Süre: 2 perde 145


25 Nisan 2019 Perşembe

Tiyatro: Bernarda Alba'nın Evi


Eskişehir’e gelmeden önce, Bilge’yle tiyatroya da gitmeye karar verdik ve sadece Bernarda Alba’nın Evi’ne bilet bulabildik.

20 Nisan gecesi Eskişehir Şehir Tiyatroları kapsamında oyunu izledik.

Dram olan oyunumuz, Bernarda Alba’nın kocasının ölümü üzerine yas sürecine girip, kızlarını ve kendisini eve kapatmasını anlatıyor. Dört kız evden dışarı çıkamazlar ve ev bir hapishaneye dönüşür. Despot bir annenin, erkek yüzü görmeyen genç kızların, baskının hikayesi bu.


Oyuncular çok iyiydiler ve dekoru da beğendim. Kasvetli havayı izleyiciye verdiğini düşünüyorum.  Sadece dört kızın kıyafetlerinde ayırt edici detaylar olsa daha iyi olurdu. Birbirleriyle karıştırmamak mümkün değil –belki sahnenin dibinde oturuyorsanız bir ihtimal. (Başlarındaki aksesuarları da sürekli taksalar olurdu.)

Türü dram olmasına rağmen, ben üzülmekten çok gerildim. Ayrıca tek perde olması da tam kıvamındaydı, daha uzun olsa sıkıcı olabilirdi.



Sonuç olarak, izlediğim enteresan oyunlardan biriydi.
Daha detaylı bir inceleme okumak isterseniz: tık

YAZAN: F.Garcia LORCA
ÇEVİREN: Turan OFLAZOĞLU
YÖNETEN: İpek ATAGÜN GEZENER
MÜZİK: Ekin ETİ
KOSTÜM TASARIM: Tülay KALE
IŞIK TASARIM: Mustafa KALA
HAREKET DÜZENİ: Aslı Güneş SÜMER
DEKOR REALİZASYON: Ahmet ERTAP
DRAMATURG: Sibel ARICAN
YÖNETMEN YRD.: Tolga TÜMER




10 Nisan 2019 Çarşamba

Tiyatro: Akciğer




Rastgele gözüme çarpan ve çok beğendiğim bir oyunla geldim bugün size: Akciğer. Amacım başka bir oyuna bilet almaktı ama yer kalmadığı için Moda Sahnesi’nin aylık çizelgesine göz attım.

Akciğer önce oyuncularıyla dikkatimi çekti: Engin Hepileri ve Nergis Öztürk (kendisi hala gözümde Hatırla Sevgili’deki Ayla). Sonra konusunu okudum ve izlemem gerektiğini anladım.

Çocuk yapmalı mı yoksa yapmamalı mı konusu ele alan oyun, bir çiftin gelgitlerini anlatıyor; kalabalık nüfus, yeni bir bebeğin yaratacağı karbon ayak izi gibi toplumsal çekincelerin yanında çocuk sahibi olmanın olumlu yönleri de tartışıyorlar. Oyun doğru ya da yanlış gibi bir sonuca ulaşmıyor ama konuyu sorgulamanızı sağlıyor.



Dekor olarak sadece ışıklar ve düz bir zemin kullanılmış. Bu zemin beyaz kalın bir çerçeveye sahip ve seyirciler yerlerine geçerken basmamaları konusunda uyarıldılar. Ardından oyun başlarken aynı uyarıyı oyuncular da aldı. Derin bir anlamı mı var yoksa bir mağazada olduklarını anladığımız oyunculara eşyalara dokunmayın gibi bir uyarı mı emin olamadım.

Sahnenin bu şekilde olması, oyunculara daha çok odaklanmama neden oldu ve gerçekten iki oyuncu da harika bir performans sergilediler. Nergis Öztürk’ün bu kadar başarılı olduğunu fark etmemişim.


Akciğer’de beni etkileyen replikler vardı ama en çok beğendiğim –kelimesi kelimesine yazamamış olabilirim-: “Ben senin yanında evimde gibiydim.”

Zaman zaman kalp kıran anlar olsa da bolca güldüğüm bir oyun oldu. Bu yıl çok tiyatroya gidemedim ama izlediklerimin içinde en beğendiğim diyebilirim.

Yazan: Duncan Macmillan 
Çeviren: Barış Arman 
Yöneten: Mehmet Birkiye 
Oynayanlar: Nergis Öztürk, Engin Hepileri
Süre: Tek perde 90'
+18


31 Mart 2019 Pazar

Tiyatro: Narnia Günlükleri


Gerçeklikten, kendi gerçekliğimden uzaklaşmayı seviyorum. Varoluş sancıları çekmediğim dünyalarda düşüncelerimi sakinleştirebiliyorum. Fantastik dünyalar, zihnimdeki savaşa bir dur noktası gibi. Nefes al. Evreninden uzaklaş.

Narnia Günlükleri’nin filmini izlemiştim –birkaç kere de izlemiş olabilirim-. Kitaplarını da okumak aklımdaydı. Arkadaşım müzikali olduğunu söyleyince biletlerimizi aldık ve ben kitaplara başladım (Prens Caspian’ı okuyorum şu an).



Konusuna kısaca değinirsem, savaş sırasında –adı belirtilmese de 2. Dünya Savaşı- Londra’ya yapılan bombardımanlar yüzünden, ailesi 4 ana kahramanımızı kırsalda yaşan bir profesörün evine gönderir. Lucy, Edmund, Peter ve Susan evi keşfederken buldukları dolapla Narnia evrenine geçiş yaparlar.

Müzikal, türü aile olarak görünse de beklediğimden daha çocuksuydu. İlk yarısında sıkıldığım yerler oldu. Uyarlamak için kitabı biraz değiştirmişler.



Edmund ve Susan rolündeki oyuncuları biraz isteksiz buldum, robotlaşmış hareketlerle oyunu sürdürdüler. Lucy ve Mr. Tumnus rolündeki oyuncuları beğendim.

Dekoru başarılı buldum,Narnia gibi bir evreni aktarmak kolay olmasa gerek. Kostümler güzeldi. Göz doyuran bir sahne vardı. Şimdi beni en mutlu eden olayı söylüyorum size: oyunda yapay kar yağdırdılar! Favori anlarım kar yağışının olduğu kısımlar tabii ki.



Ah unutmadan, filmi izlemişseniz de dikkatinizi çekmiştir; Edmund Cadı’dan yiyecek olarak Türk lokumu istiyor ve Aslan’ın adı Lion değil, orijinalinde de Aslan. Türk kültüründen esinlenmeler mevcut. (Bu konuya kitap serisinin yorumunda daha uzun değinmeyi planlıyorum)

Sonuç olarak, içimdeki çocuğa hitap eden bir müzikaldi. Kim bir dolabın içinden başka bir dünyaya geçmek istemez ki?

Yazan : CLİVE STAPLES LEWİS
Çeviren : ÇAĞMAN PALA
Oyunlaştıran : IRİTA KUTCHMY
Yöneten : SABRİ ÖZMENER




23 Kasım 2018 Cuma

Tiyatro: La Bastarda di Istanbul


Güneşli ama soğuk bir Floransa günüydü. 7-8 derece olan hava sıcaklığı insanın içini titretiyor ve neden beremi almadım diye vahvahlanmama neden oluyordu. Dersten çıkmış eve dönüyordum. Yolumun üzerinde olan ve genelde ilgimi çekmeyen pano duraklamama sebep oldu çünkü afişte Serra Yılmaz vardı!



Afişi arkadaşıma gönderdim, o başkasına gönderdi, o ona derken 3 Türk, 1 İtalyan ve 1 Ermeni oyunu izlemeye karar verdik.

La Bastarda di Istanbul Elif Şafak’ın Baba ve Piç romanından uyarlanmış. Kitabı henüz okumadım ama oyun İtalyanca olduğu için araştırma yaptım. Belirtmem gerekir ki tiyatro oyunu izleyecek kadar İtalyancam yok hatta neredeyse bende İtalyanca diye bir şey yok! :D

Neyse efendim, dün gece saat 9’da Teatro di Rifredi’de oyunu izledik. Tiyatroyu çok özlemişim, keşke İngilizce oyun da sahneleseler…

Baba ve Piç Elif Şafak’ın Ermeni tehcirini ve ensest ilişkiyi anlattığı kitabı. Tiyatroda böyle bir oyunu izlemek- hatta Doğu’nun hala onların toprakları olduğunu düşünen, ailesi tehciri yaşamış (ona göre soykırım) belgeleri okumak için Türkçe öğrenen bir kızla izlemek “ilginçti”.

 
(Paragraf arası notçuğu: Burada Türk siyasetine ve tarihimize dair çok fazla soruyla karşılaşıyorum. 1915 olayları ve tehcir ile soykırım arasındaki fark da bunlardan biri. Suriye politikaları, Doğu’daki olaylar, ekonomik kriz de merak edilenler listesinde başı çekiyor.)

Oyunda Sezen Aksu ve Tarkan’dan şarkılar duymak, Türk yemek isimlerinin geçmesi, arka planda görünen Beyoğlu olduğunu düşündüğüm manzara İstanbul’un burnumda tütmesine sebep oldu.

Kaynak: http://www.teatrodirifredi.it/it/stagione/spettacolo/bastarda-istanbul/

Üzülerek belirtiyorum ki, oyun esnasında kitaptan okunan parçaları pek anlayamadım, diyalogları anlama oranım ise %40 olabilir. Bu nedenle The Crimes of Grindelwald’ı bitirdikten sonra kitabı okumayı planlıyorum -Tanrı’yı güldürmek istiyorsan planlarından bahset sözünü de unutmayalım-.

Oyunun sonunda Serra Yılmaz’la tanışma fırsatı bulduk. Türkçe konuşmamıza çok şaşırdı ve burada okumamıza bir hayli sevindi. Kendisiyle fotoğraf çekilip, geceyi bitirdik.