april yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
april yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2020 Cumartesi

KAN VE GÜL - ALPER CANIGÜZ

31
April Yayıncılık
212 sayfa

Kan ve Gül. Beyazıt ve karantina. Cansu’yla kütüphane çıkışı kitabın fotoğrafını çekmemiz ve karantina da okumamız. Tamam, tabii ki de her şeyi “ve” ile bağlamayacağım –bir ara niyetlenmedim değil- :D Şarkısı söylenip kitabı yazılmamış olsa da güzel bir gündü. Salt Galata’ya gidip yer bulamayınca okula geçmiştik. Akşamüzeri kampüs daha bir güzel oluyor sanki, çılgın kalabalık da azalıyor.

Kitaba başladığımda Alper Canıgüz’ün dilini özlediğimi fark ettim. Yazım tarzı hoşuma gidiyor. Benim için kitabın grafiği şöyleydi: Yükselen bir doğruyla ilerliyor, bir süre zirvelerde seyrediyor ama sonunda dibe doğru yön değiştiriyor. Aslında konu ilginç ama son çok aceleye gelmiş ve kurgu da dağılmıştı.

Eğer kitapta katil kim olayına girilmese, 90’larda geçen bir buçuk ayı okusak kitabı daha memnuniyetle kapatabilirdim diye düşünüyorum. Zaten bu günlerde aslında yıllarda polisiye beni çok heyecanlandırmıyor, merakla sürüklemiyor.

Kan ve Gül’ü havada kalan yerlerine rağmen sevdim, yazarın üslubu hoşuma gidiyor. Bir de ek bilgi, bölüm başlıkları Nirvana’nın şarkılarından oluşuyor.

“Eh, neticede olgunluk dediğin, hayatı daha fazla acıyla kabullenme yetisi değil midir?”

“Sevmek ne kadar çok çaba gerektirmekteydi ve buna karşılık nefret için neredeyse hiçbir şeye ihtiyaç yoktu.”

“Belki de, hayatın kontrolsüz bir düşüş olduğunu kabul edip ona mutlu bir son aramak yerine, iyi bir hikaye olmasına gayret etmeliydim.”

“Doğru düzgün bireyselleşmeyi başaramamış insanlardan doğru düzün bir toplum yaratmasını bekleyemezsin.”

“…netice itibarıyla herkesin haksız olma hakkı vardır, sıkıntı, hukuksuz olmaya başlayınca ortaya çıkıyor.”


4 Ocak 2020 Cumartesi

CEHENNEM ÇİÇEĞİ - ALPER CANIGÜZ

1
April Yayıncılık
221 sayfa

Bir kitabı bitirirsiniz ve sonra hayata nasıl devam edeceğinizi bilemezsiniz. Boşlukta kalmak gibi bir his. Cehennem Çiçeği’nin kapağını kapattım ve öylece oturuyorum. Duvara bakmaktansa word sayfasına bakayım dedim, buradayım.

Cehennem Çiçeği, Alper Canıgüz’den okuduğum ikinci kitap ama kendisi çoktan gönlümü fethetti. İlk kitabım Oğullar ve Rencide Ruhlar’dı, kendisi aynı zamanda Alper Kamu serisinin de birinci kitabı. Seri Cehennem Çiçeği ile devam ediyor. Alper Kamu yine 5 yaşında, yine hazırcevap ve sivridilli, yine boyundan büyük işlere kalkışıyor ve bu durum ona çok yakışıyor.

Kitabın içinde babasının Alper’e anlattığı çok güzel bir hikaye var: Karanfil Kız. “… dünya da küçük bir kızın omuzları üzerinde dönermiş.”

Cehennem Çiçeği ilk kitaba göre biraz daha karamsar sanki ama ben bu durumu sevdim. Keşke üçüncü kitabı olsa diye iç geçirmekten kendimi alamıyorum.

“Herkes göründüğünden daha tehlikelidir.”

“Verilemez! Edilemez! Bildirildi! Cumhuriyet tarihimiz edilgen kiplerden ve gizli öznelerden ibaretti.”

“Sevdiğin kişiye asla iyi geceler dilememelisin. Uykunun aranıza gireceğini düşündürürsün.”

“Siz de düşünürseniz, seçme özgürlüğü zannettiğiniz şeyin ekseriyetle ölümlerden ölüm beğenmek olduğunu fark edersiniz.”

“… ilk ve en önemli felsefi sorun hayatın yaşanmaya değer olup olmadığıydı elbette; bir kez devam etmeye karar verdikten sonra, diğerlerinin cehennemi olmayı da ağlayıp sızlamadan kabullenmek gerekiyordu.”

“Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.”



26 Aralık 2019 Perşembe

UZUNHARMANLAR'DA BİR DAVETSİZ MİSAFİR - SEZGİN KAYMAZ

91
April Yayıncılık
323 sayfa

“Sen yaşamayı mı bilmiyorsun Musa?” dedi, “Onu mu merak ediyosun? Ondan mı hep roman hep roman?” /113

Okuduğum en enteresan kitaplardan biriydi Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir. Yazıldığı tarihi de göz önünde bulundurmak lazım: 1997.

Kitabı çok sevdim! Belki böyle bir kitap okumaya ihtiyacım olduğundan, konusundan ya da akıcılığından dolayı… Bir sürü neden sayabilirim burada.

Dili çok akıcı Sezgin Kaymaz’ın. Final haftam olmasına rağmen iki günde bitirdim. Konu merak unsuruyla sizi sarıp sarmalıyor ve sürüklüyor. Ayrıca çay içme isteği uyandırıyor çünkü kahramanımız Musa çay tiryakisi.

İtiraf edeyim, kitabın başında biraz korktum. Bu yüzden gündüz başlamak daha mantıklı bir hareket olabilir.

Kurguda tespit ettiğim küçük uyumsuzluklar vardı ama bence çok önemli değillerdi.

Sonuç olarak Sezgin Kaymaz’ın hikâyelerini sevdiğimi biliyordum, romanını da sevdiğimi görmüş oldum. Güzel bir dil ve konu eşittir güzel kitap, biliyorsunuz denklem kurmak önemli, özellikle de Uzunharmanlar’daysanız…

“İnsan korktuğu şeyleri düşünmeye başlayınca korkmadığı şeyleri düşünemez oluyordu. Korku, üstüne biri çıkmış ağır bir yün yorgan gibi kapanıyordu üzerine, yorganın üstünde seni boğan gene sen, dışarıda istediği kadar hava olsun, alamıyordun.” /105

“… bin türlü şey geçiyordu aklından, bin türlü şey geçince aslında hiçbir şey geçmemiş olur, sen o kafanın içini tıklım tıklım zannedersin, bomboştur…” /114

“Zaten bilemeyeceğini bildiğin bir şeyi bir türlü bilemediğin için üzülmek, zaten kaldıramayacağını bildiğin bir şeyi bir türlü kaldıramadığın için üzülmeye benzer. O da boş bu da boş.” /276



24 Ekim 2017 Salı

98) O. HENRY


April Çizgi Klasik
Çeviri: Cihat Taşçıoğlu
144 sayfa


Yıllar önce, o kadar ki bir varmış bir yokmuş ile cümleye başlayabilirim, bir fuarda O. Henry ile Edgar Allan Poe’nın çizgi romanlarını almıştım. Kitaplığıma koymuştum.

Memleketteyken birazcık(!)grip olduğum için kitap okuyamayınca gözüme çarptılar. Ben de O. Henry’e başladım.

O. Henry, gerçek adı William Sydney Porter, Amerikan edebiyatında kısa öyküleriyle ünlüymüş ve öyküleri genelde şaşırtıcı sonla bitermiş.

Ayrıca bugüne kadar ben hiç kitabını okumamıştım.

Çizgi roman 13 bölümden oluşuyor. Her bölümde farklı çizerler, değişik bir O. Henry hikayesini konu almışlar.

En sevdiğim hikaye Magi’nin Hediyesi oldu.

Genel olarak çizimler de güzeldi.

Çizgi roman sayesinde O. Henry’nin kitabını almaya karar verdim. Bazı hikayelerinin verdiği umut hissini, ters köşe yapmasını sevdim. Eğer okuduysanız, hangi kitabını tavsiye edersiniz?

“Kentin köhne bir köşesinde, yağmurun çiselediği soğuk bir gecenin geç vakti herkes zanlıdır.”

“İnsanın bir dosta ihtiyacı varır. İçkinden içen, seninle birlikte dolanan, sırtını sıvazlayan ve durmadan senden ne kadar hoşlandığını anlatarak zamanını heba eden kişi değildir arkadaşın. Öylesi ancak gerçek dostun yoksa ihtiyaca karşılık verir.”




26 Ekim 2016 Çarşamba

69) BAKELE - SEZGİN KAYMAZ

kağıt salıncak, istanbul, haydarpaşa, kitap yorumu

April Yayıncılık
198 sayfa

 
Günlerden bir gün, yine hiç kitap okuyamıyorum diye geziniyordum. Kitap Eylemi’yle kitap bakıyoruz falan. Bunalımlı günler yani.

Kitap okuyamayınca hayat ne sıkıcıymış gibi düşünceler içindeyken, Kitap Eylemi Bakele’ye başla bakışı attı. Kaş göz işareti, anlarsınız.

Ben de anladım tabii ki. Leb demeden, leblebiyi de anlarım.

Bakele’ye başlayacağım gün, adaya gitme gibi bir planımız vardı. O yüzden Eminönü’ne giden tramvayda kitaba başladım.

Bakele’nin ne anlama geldiğini ilk hikayede öğreniyoruz ve ilk hikaye benim favorim oldu. Tramvaydaki standart kadın sesi Eminönü dediğinde, ben kendimi kaptırıp 3-4 hikaye okumuşum.

Durakta arkadaşımı beklerken de biraz okudum. Ada vapurunu da kaçırdık. Gidemedik.

Neyse.

Sonuç olarak, Bakele Sezgin Kaymaz’la tanışma kitabım oldu. Hikayelerini çok sevdim. Her kesimden karakteri uygun bir dille konuşturmak ve bunu ustalıkla yapmak hayranlık uyandırıcı.

Romanlarını da seveceğimi umuyorum…

“Aşk, aşık olduğunla yekvücut olmakmış.”

“İsyan dağarcığım; “Öyle değil işte yaa!” ve “Yaa bi git yaa!” gibi ana ve “Hiç de bile!”, “Sanne sanne!”, “Banne banne!” ve “Yek yee!” gibi tali feryatlardan ibaretti. Bir de gözyaşlarından.”

“Hemen hemen her konuda anlaşırız biz Hülya’yla. Ama aksak ritimli bir anlaşmadır bu. O önden gider, ben arkadan gelip anlaşırım. O anlaştığım yer de onun ilk başta başladığı başlangıç olur genellikle. İnsanlık mesela. Hep insandı Hülya. Ben sonradan geldim.”

“Hani söyleyecek çok şeyi vardır da nasıl söyleyeceğini bilemiyordur insan. Cümlelerini yarım bırakır hep. “Ben geldim de…” falan der.”

“İlk aşk olmaz. (…) İkinci, üçüncü aşk da olmaz, son aşk da olmaz. Aşk aşktır, sadece başlar. Bitmiş aşk olmaz.”

“İnatlaşmak için iki inatçı lazım… Kavga etmek için iki cahil, dövüşmek için iki aciz.”

“Diş ağrın gibidir mazin. Kaçamazsın.”

“O gitti her şeyimi alıp. Ben, kalan hiç’le kaldım.”