31
April Yayıncılık
212 sayfa
|
Kan ve Gül. Beyazıt ve karantina. Cansu’yla kütüphane çıkışı
kitabın fotoğrafını çekmemiz ve karantina da okumamız. Tamam, tabii ki de her
şeyi “ve” ile bağlamayacağım –bir ara niyetlenmedim değil- :D Şarkısı söylenip
kitabı yazılmamış olsa da güzel bir gündü. Salt Galata’ya gidip yer bulamayınca
okula geçmiştik. Akşamüzeri kampüs daha bir güzel oluyor sanki, çılgın
kalabalık da azalıyor.
Kitaba başladığımda Alper Canıgüz’ün dilini özlediğimi fark ettim.
Yazım tarzı hoşuma gidiyor. Benim için kitabın grafiği şöyleydi: Yükselen bir
doğruyla ilerliyor, bir süre zirvelerde seyrediyor ama sonunda dibe doğru yön
değiştiriyor. Aslında konu ilginç ama son çok aceleye gelmiş ve kurgu da
dağılmıştı.
Eğer kitapta katil kim olayına girilmese, 90’larda geçen bir
buçuk ayı okusak kitabı daha memnuniyetle kapatabilirdim diye düşünüyorum.
Zaten bu günlerde aslında yıllarda polisiye beni çok heyecanlandırmıyor,
merakla sürüklemiyor.
Kan ve Gül’ü havada kalan yerlerine rağmen sevdim, yazarın
üslubu hoşuma gidiyor. Bir de ek bilgi, bölüm başlıkları Nirvana’nın
şarkılarından oluşuyor.
“Eh, neticede olgunluk dediğin, hayatı daha fazla acıyla
kabullenme yetisi değil midir?”
“Sevmek ne kadar çok çaba gerektirmekteydi ve buna karşılık
nefret için neredeyse hiçbir şeye ihtiyaç yoktu.”
“Belki de, hayatın kontrolsüz bir düşüş olduğunu kabul edip ona
mutlu bir son aramak yerine, iyi bir hikaye olmasına gayret etmeliydim.”
“Doğru düzgün bireyselleşmeyi başaramamış insanlardan doğru
düzün bir toplum yaratmasını bekleyemezsin.”
“…netice itibarıyla herkesin haksız olma hakkı vardır, sıkıntı,
hukuksuz olmaya başlayınca ortaya çıkıyor.”
