çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2020 Pazar

ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK - THOMAS HARDY

29
Can Yayınları
Çeviri: Nihal Yeğinobalı
491 sayfa


Çılgın Kalabalıktan Uzak okumayı çok istediğim ama bir süredir kitaplığımda bekleyen kitaplardan birisiydi. Cansu’yla ortak okuma listemize almıştık. Korona vakalarının görülmesi ve bizim evde durmaya başlamamızın üzerine kitaplıkta gözüme çarptı. Adı biraz da bizim karantina durumumuzu yansıtıyor gibiydi, konusunun alakalı olmadığını biliyorum ama yine de bugünlerde okumak istedim.

Babaannemin anlattığına göre küçükken hep çiftliğim olsun istermişim çünkü evde hayvan bakmama izin vermiyorlardı. Ben de çat pat bu isteğimi hatırlıyorum. İçinde at, kedi, köpek, keçi vs. olacaktı. Bunun kitapla bağlantısı şu ki olaylar çiftlikte geçiyor. Çılgın Kalabalıktan Uzak’ta pastoral betimlemeler harika, insan kendini Weatherbury köyünde gibi hissediyor. Altı çizilecek çok yerinde tespitler de var.

Kitap genel olarak bir kadın ve üç erkek karakter etrafında dönüyor. Karakterlerden sadece Gabriel Oak’ı sevdim. Canım Gabriel, sen çok daha iyisini hak ediyordun! Kadın karakterimiz Batsheba genelde beni delirtti. Gabriel altın bu kitapta, altın!

Çeviri Nihal Yeğinobalı’ya ait, çevirilerine pek severim. Kendisini yakın zamanda kaybettik. :(

Çılgın Kalabalıktan Uzak, olay örgüsünden çok yazarın kalemi sayesinde sevdiğim bir eser oldu.

Sağlıkla ve kitapla kalın!

“Bir şeye yüz yüze, açıkça baktığımızda bile, gözlerimizin alıp getirdiği izlenimleri içimizdeki istek ve gereksinimlere göre renklendirip biçimlendiririz.”

“Duygulu kişiler her durumda nesnel olmaktansa, “Acaba kusur bende mi?” diye kuşkuya düşmekte birebirdirler.”

“Aşk, duyguyu kabartırsa da dinç kafayla düşünme yeteneğini eksiltir.”

“Aşk, katı, gündelik gerçek yığınlarının arasındaki çatlaklarda yeşerir.”



27 Mart 2020 Cuma

RÜZGÂRI DİZGİNLEYEN ÇOCUK - WILLIAM KAMKWAMBA

24
Martı Yayınları
Çeviri: Selim Yeniçeri
380 sayfa

Şimdi bir zaman makinesi hayal edelim ve 7.12.2012 tarihine gidelim. O zamanlar liseli olan ve okulun düzenlediği Ankara-Eskişehir gezisine katılan Elif’e merhaba diyelim. Ankara’ya tekrar gittiği için mutlu, Ankara’yı seviyor ve ODTÜ’ye gittikleri için de heyecanlı. Fakülte tanıtımlarından bir sürü broşür topluyor, kendisinin eşit ağırlıkta olduğu gerçeğini göz ardı ederek. O zaman da hayatın gerçeklerini geri plana itmek konusunda başarılı. ODTÜ’deki kitapçıyı gezerken, tabii ki kitap almaya karar veriyor ve Rüzgârı Dizginleyen Çocuk’u seçiyor. Bu kitap yıllarca okunmayı bekliyor, Elif büyüyor, Ankara’yı sevmiyor, üniversiteye devam ediyor, korona günleri gelip çatıyor. Bu yıllarda pek çok şey değişiyor ama kitap sevgisi değişmiyor.

Rüzgârı Dizginleyen Çocuk gerçek bir hikâye. William Kamkwamba memleketi Kasungu’da geçen günlerini, arkadaşlarını, yokluğu, kıtlık zamanlarını ve zorluklara rağmen evine elektrik getirmesini anlatıyor. Halkta bilim yerine büyüye olan inanca uzun sayfalar ayırmış.

Kitapta Ted konuşmasına katıldığını anlatmış ve sonrasında ben de ilk konuşmasını izledim. İngilizcesi çok iyi olmadığı için utandığını, heyecandan söyleyeceği şeyleri unuttuğunu yazmış ancak alkışlardan sonra kendisini oraya ait hissettiğini çünkü onu anlayabilecek insanlarla olduğunu belirtmiş. Bu konuşmayı izlemek isterseniz tık.

Sıfırdan bir şeyler üreten bir kişi William… Kitap vazgeçmeme, olumsuzluklara direnme mesajı veriyor hep. Afrika’daki günlük yaşam hakkında da bilgiler kazandırıyor. Benim için ilginç bir okumaydı, Afrika’yla ilgili detaylı bilgim yoktu. Kitabın verdiği mesaj da güzeldi. Arka kapaktaki yorumlar kadar olmasa da kitabı sevdim.

“Artık hepimiz bu konuda gülüşüyorduk, çünkü insan ancak iyi zamanlarda kötü günleri kabullenir.”

“Dışarıdaki dünya ne kadar yabancı olursa olsun, kendimi ne kadar yalnız hissedersem hissedeyim, kitaplar bana evimi, mango ağacının altında oturduğum zamanları hatırlatıyordu.”

“Yapmak istediğin şey ne olursa olsun, bütün kalbinle yaparsan, olacaktır.”



18 Mart 2020 Çarşamba

KLEIN VE WAGNER - HERMANN HESSE

20
Yapı Kredi Yayınları
Çeviri: Kamuran Şipal
88 sayfa

Sanıyorum ki Klein ve Wagner kitabını Hukuk Felsefesi kitap önerileri listesinde görmüştüm. Bu nedenle Hesse okumalarıma bu kitapla devam ettim.

Hesse, Klein ve Wagner’i bunalımda olduğu bir dönemde Jungcu yaklaşımla yazmış. Kitap güzel başladı. Klein’in içsel çatışmalarını, uzlaşmalarını okumayı sevdim. Yazarın kaleminden de hoşlandığımı söylemeliyim.

Devamında hikaye biraz dağıldı, belki de yazarken olan ruhsal durumuyla alakalı bilemiyorum. Sonu bana çok yeterli gelmedi.  

Yine de görünüşe göre Hesse adım adım sevdiğim yazarlardan biri oluyor. Kurgu beni tatmin etmese de dilini seviyorum.  

Sağlıkla ve kitapla kalın.

“Düşünmek istediği şeyi bir türlü düşünemiyordu; düşüncelerine söz geçiremiyor, düşünceleri canlarının istediği yönde akıp gidiyordu, özellikle de kendisine eza veren sorunlar çerçevesinde dönüp dolanıyor, onun karşı koymasını umursamıyorlardı.”

“Yazgı denilen şey, artık biliyordu bunu, herhangi bir yerden çıkıp gelmiyor, insanın kendi içinde yeşerip büyüyordu.”

“Bir şeyi sevebilmek – ne büyük kurtuluş!”

“Bir kimsenin yardımına koşan, bir kimseyi avutup yaşamını kolaylaştıran pek az şey vardı dünyada; bu pek az şeyi bilip tanımak da önemliydi.”



11 Şubat 2020 Salı

KALP SIZISI - F. LOUISA BARCLAY

10
Armada Kitap
Çeviri: Zeynep Türker
382 sayfa

Akşamları genellikle annem, babam ve anneannem oturma odasında televizyon izliyorlar. Ben de yanlarında otururken okumak için çerez kitaba başlama ihtiyacı hissediyorum. Zaten bu sıralar da yine çok okuyamıyorum.

Annem indirimde görünce çerez kitaplar alıyor, güzel oluyor. Kalp Sızısı’da bunlardan biri. Arka kapağını okuduğumda bana Yeşilçam filmlerini anımsattı.

Jane dış güzelliğe sahip olmayan asil bir kadınken, Garth güzelliğe tapan biri ve tahmin edebileceğiniz üzere ikisinin aşkını anlatıyor kitap. Garth’ın ilerleyen sayfalarda kör olması ise konuyu Yeşilçam filmine uygun hale getirmiş.

Kitap hızlı okunuyor ama bana romantizm ve acı düzeyi fazla geldi, baydı. Kullandıkları süslü sözler de yapay hissettirdi, tam hüzünlenecektim olmadı.

Kalp Sızısı’nda olan -aslında genel olarak dönem romanlarında bu var- erkek üstünlüğü sinirlerimi hoplattı. Örneğin “…benim efendimdi o; bana egemendi, gerek ruhen gerek bedenen.” cümlesi diyor ki gel ağzıma kürekle vur! Kahramanımız Jane’de anlatıldığı kadarıyla bağımsız karakterde biri… sözde. Başka bir cümle: “Kadın ise, kendisinden boyun eğmesi, her şeyi vermesi istendiğinde yalnızca kendini düşünmeye başlar.” Kadın bir yazarın bunları yazmış olması daha da üzücü. Erkek karakterin düşüncelerinden biri: “Görmeyebilirdi, ama yine de güçlü ve üstün olan oydu.” Ne gücü, ne üstünlüğü? Hay bin kunduz! Sevgi böyle hisler barındırmaz bence; üstünlük, güç sevginin değil savaşın terimleri.

Kadın yazarların böyle cümleler kaleme almalarını onaylamıyorum. Öz saygısını korumalı insan. Aslında benim de okumamam gerek.

Çerez kitaptan beklentim akıcı olması, okurken eğlendirmesi ve böylece okuma hızını arttırması… Kalp Sızısı hızlı okunsa da, maalesef beni sinirlendirdi. Aslında dış görünüşe, toplumun ölçütlerine göre önemli dersler barındıran bir kitap olabilirdi eğer eşitlik gerçeğini göz ardı etmeseydi.  

“Onlara ihtiyaç duyduğumuzu hissettiklerinde ve onları yanımızda görmek istediğimizde, bizim için değerli olan ve bize yürekten sevgi duyan dostlarımız maddi olmasa da manevi varlıklarıyla yanımızda olabilirler bazen.”

“Her şey uzaklaşınca, Tanrım, sen bize yol göster.
Sonunda yuvamıza kavuşalım.”



21 Ocak 2020 Salı

AĞAÇLAR - HERMANN HESSE

4
Kolektif Kitap
Çeviri: Zehra Aksu Yılmazer
101 sayfa

Ben neden daha önce Hesse okumamışım? Özellikle de Ağaçlar’ını?

Siparişim elime ulaştığında, Ağaçlar biraz ince göründü gözüme, sonra açıp içini inceledim ve basımının şahane olduğuna karar verdim. İçindeki çizimler muazzam! Bu ilk izlenimimdi kitaba dair. Sonra açıp ilk yazıyı okumaya başladığımda kitabı seveceğimi anladım.

“Hiçbir şey daha kutsal, hiçbir şey daha mükemmel değildir güzel, güçlü bir ağaçtan.”

Bu kitaptaki metinler ve şiirler Hesse’nin tüm eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan derlenmiş. Hepsi insana o kadar huzur veriyor ki, Hesse’yle birlikte doğayı gözlemliyormuş gibi hissettiriyor.

Ağaçlar bitmesin diye çabaladım desem yeridir. Genelde sabahları ve yatmadan önce 1-2 başlık okudum.

İyi ki tanıştık seninle Hesse, ağaçlara, doğaya dair hislerimizi paylaştık. Ben yazılarını çok sevdim, umarım sen de okurundan hoşlanmışsındır!

“Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar anadır.”

“Her ağacın tek başına yaşadığını, kendi özel biçimi, kendine özgü gölgesi olduğunu görüyordum.”

“Yüzünde maske takan değişken insanın, doğada büyüyen her varlığa ciddiyetle bakmaya başladığı anda ürkmesi kaçınılmazdır.”

“Latif ve narin ne vardıysa içimde,
Hoyratça kırdı geçirdi dünya”

“Yaşamak yalnız olmaktır,
Hiç kimse bilmez diğerini,
Yalnızdır her biri.”



16 Aralık 2019 Pazartesi

TATAR ÇÖLÜ - DINO BUZZATI

89
İletişim Yayınları
Çeviri: Hülya Tufan
232 sayfa


Tatar Çölü’nü arkadaşım sayesinde okudum, hepimiz sırayla okuduk ve geriye üzerine konuşmak kaldı.

Tatar Çölü’ne başta adapte olamadım, Kafka’nın –ki kendisini ne kadar severim bilirsiniz- Dava ve Şato’suna benzettim ama onların ruhunu yakalayamamış gibiydi. İlerledikçe kitabı sevdim.

Benim için Tatar Çölü bekleyiş ve umut üzerine bir roman. Unutmamalı ki umudun olduğu yerde umutsuzluk da zaten vardır. Umuda tutunmak ise bazen bir yaşama biçimidir. Tabii burada hayali bir umut ve gerçekleşmesi olası umut diye de ayırabilirim ama ne gerek var değil mi?

Alışkanlıkların insanı nasıl etkilediği, ertelemek, karar vermek ve değişim… Bunları da kitapta bulacaksınız. Verdiğimiz kararlar ve kaçırdığımız yol ayrımları hayatımızı belirliyor. Yine de sonuçta hepsi bizim seçimimiz…

Son olarak, belki çok alakası yok ama Drago’nun kaledeki zamanları Ölüyordum, Geçerken Uğradım romanındaki Nafiz’i anımsattı bana. Nafiz de benim alışkanlıklar, toplum, özgürlük korkusu gibi konular hakkında düşünmeme sebep olmuştu.

Sorgulatan kitap karakterleri iyi ki varsınız, seviyorum sizi!

“Şimdiyse buranın ölü bir sınır olduğu söyleniyor, ama unutuyorlar ki sınır her zaman sınırdır ve ne olacağı hiç belli olmaz…” /19

“Başlangıçta hep böyledir.  Yeni gelenler kazanır. Herkes için durum aynıdır, insan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz.” /72

“Hatta şu anda, içinde derin bir eziklik hissediyordu, hani yazgının en belirleyici anları, size dokunmadan burnunuzun dibinden geçip gider ve sizi solmuş yapraklardan oluşan bir burgacın ortasında bırakırlar ya, işte o yiten korkunç ama dev fırsat duygusunu hissediyordu.” /90

“Kendisini, yapayalnız eve götüren o sokaklardan, o hep aynı, hep bomboş olan sokaklardan nefret etmeye başladı.” /150

“Yine de zaman, git gide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye göz atmak için bile duramıyordu.” /192

“İnsanın tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur.” /193



10 Kasım 2019 Pazar

TÜFEK MİKROP VE ÇELİK - JARED DIAMOND

81
Tübitak
Çeviri: Ülker İnce
662 sayfa


Şimdi size bir kötü ve bir iyi haber vereceğim: Vize haftam bu cumartesi başladı ve uzun süreli okumalarımdan biri olan Tüfek Mikrop ve Çelik’i bitirdim. Haydi, iyi olana odaklanalım ve postumuza başlayalım. :D

Tüfek Mikrop ve Çelik, Yali adlı Yeni Gineli bir siyasetçinin sorusuyla ortaya çıkıyor: “Neden siz beyazların bu kadar çok kargosu var, bunları Yeni Gine’ye neden getirdiniz ve biz siyahların kendi kargosu neden bu kadar az?” (Kargo: “Beyazlar geldiler, merkezi yönetimi getirdiler, çelik baltalardan, kibritten, ilaçtan giyim kuşama, meşrubata, şemsiyeye kadar çeşitli mallar getirdiler: Yeni Gineliler bu malların değerini hemen anladı. Yeni Gine’de bütün bu malların hepsinin toplu adı “kargo” idi.”)

Daha önce insanlık tarihine dair Sapiens’i okumuştum. İkisini kısaca karşılaştırmam gerekirse Sapiens kolay okunan, daha basit popüler bir kitapken; Tüfek Mikrop ve Çelik dili yalın olmasına rağmen çok daha fazla bilgi barındırdığından dikkatlice okunması gereken bir kitap.

“Gazeteciler yazarlardan koca bir kitabı bir tek cümleyle özetlemesini isterler her zaman. İşte bu kitap için o cümle şu: “Tarih farklı halklar için farklı yönde gelişti ama bu çevresel farklardan dolayı böyle oldu, o halkların biyolojik farklılıklarından dolayı değil.”

İnsanlık tarihi çok bilgimin olduğu bir alan değil, o yüzden kitabın içeriğindeki bilgileri eleştirel bir biçimde değerlendiremediğimi belirtmem gerek. Benim için başarılı bir kitaptı. İlginç şeyler öğrendim umarım aklımda kalır. Mesela nohutun yaban atasının sadece Türkiye’nin güneydoğusunda bulunduğunu biliyor muydunuz? Uzun bir zamana yayarak okudum, son 100 sayfasında biraz bunalmıştım kabul ediyorum.

İnsanlık tarihi ilginizi çekiyorsa, Tüfek Mikrop ve Çelik’e şans vermelisiniz.

Kitaplı günler!

“Çağdaş dünyayı fetihler, salgın hastalıklar ve soykırımlar yoluyla biçimleyen şey eşit olmayan halklar arasındaki karşılıklı ilişkilerin tarihidir.”

“Bilgi güç demektir. Bu yüzden de yazı, çok daha uzak ülkelere ve çok daha eski zamanlara ait çok daha fazla bilgiyi çok daha sağlıklı ve çok daha ayrıntılı bir biçimde aktarma olanağı verdiği için çağdaş toplumlara güç kazandırır.”

“Çoğu kez icat ihtiyacın anasıdır, ihtiyaç icadın değil.”



30 Ekim 2019 Çarşamba

CEZA SÖMÜRGESİ - FRANZ KAFKA

79
Kırmızı Kedi Yayınları
Çeviri: İlknur Özdemir
55 sayfa

Kafka’yı ne kadar sevdiğimi biliyorsunuz, karamsar olduğum zamanlarda Kafka okumaktan da ayrıca keyif alıyorum. Biraz kitaplarını tüketmenin hüznünü hissediyorum. Canım Kafka… Neyse ki defalarca okuyabilme eklentisiyle dünyaya gelmişim. Bu cümleyle ferahlayalım çünkü kitabı okurken geçen süre boyunca rahat nefes alma imkanı yok.

Ceza Sömürgesi, Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı dönemde yazılmış. Kitapta, ceza sömürgesine gelen bir gezginin gözünden bir infaza tanık oluyoruz. Konunun işlenişi bana Dava’yı andırdı.

Kafka’nın dünyayı en doğru yansıtan yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum; adaletin aslında adaletsizliği, temel hak ve hürriyetlerden söz etmek mümkün değil, nerede savunma hakkı suçunu bile bilmezken… Ceza Sömürgesi 55 sayfa ama her sayfası çok etkili. Alet’in ve çalışma mekanizmasının anlatıldığı kısımlarda ciddi olarak midem bulandı. Sadece Kafka bir alet üzerinden toplumu ve sistemi eleştirip bu kadar etkili yazabilirdi. Ayrıca küçük bir ironi: kitabı Türk Anayasa Düzeni dersinin aralarında okudum.

“Bu makine pek çok bileşenden oluşuyor, şurasında burasında bir şeyler kopuyor ya da kırılıyor; ama bu, bizim makine hakkındaki genel düşüncemizi etkilememeli.”



20 Ekim 2019 Pazar

SOKAK KEDİSİ BOB - JAMES BOWEN

77
Yabancı Yayınları
Çeviri: Işıl Karahanoğlu Zaimoğlu
226 sayfa


Sokak Kedisi Bob’u az önce bitirdim ve insanın içini sımsıcak yapan, umut aşılayan kitaplardan birisi olduğuna karar verdim.

Okurken hep kendimi Christmas için süslenmiş bir evdeymiş gibi hissettim. Kaloriferin yanında, etraf renkli ışıklarla bezeli, huzur içinde okurken sanki dışarıda da kar yağıyormuş gibiydi. Aslında bu hissin kitapla ilgisi yok, sadece böyle bir ortamın hayali beni mutlu ediyor ve kitap da aynı duyguları uyandırdı.

Kitabın bir kısmını köyde okudum. Güneşli ekim günlerinden biriydi. Babaannemler balkabaklarını toplamış ve evin önüne dizmişler. Sarman ve yavruları –Peynir ile Zeytin- kabaklarla oynuyorlardı. Kuşların cıvıltıları duyuluyor, evin karşısındaki kırlık alanda bir at ve eşek geziniyordu. Ben de sundurmada kitabımı okuyordum. Huzurluydu.

Sokak Kedisi Bob, James Bowen ile Bob’un hikayesi, dünyaya karşı nasıl birlikte durduklarının, direndiklerinin kanıtı. Hayattaki yol ayrımlarını ve o ayrımları önümüze çıkaran güzel tesadüfleri kaçırmamamız dileğiyle…

Yazımı bitirmeden fotoğraftaki bebeklerden de bahsedeyim. Kapağında üstüne yatmış olan Tekir, aslında onlar üç kardeşti. İki tekir ve bir kara, onlara Kara Kız ve Tekir Kızlar diye seslenirdim. Diğer kardeşleri nerede bilmiyorum, sahiplenilmişlerdir diye umut ediyorum. Tekir ise bizim apartmanda takılıyor ve hayvan düşmanı komşulara karşı direnmeye çalışıyor. Kabaklarla birlikte duran ise Peynir, bu yaz minicikti şimdi neredeyse annesi kadar oldu. Çevremizde dolaşmasına rağmen hala kendisine dokundurmuyor, yabani prenses :)

Kitapla ve kediyle kalın, güzel pazarlar!

“Bir yerlerde meşhur bir alıntı okumuştum. Yaşadığımız her günün bize sunulan ikinci bir şans olduğunu söylüyordu. Bunu değerlendirmek elimizdeydi aslında, ancak çoğunla yapmıyorduk.” /Giriş paragrafı sizce de çok güzel değil mi?

“Bob ile duygusal yakınlık kuran sadece ben değilim. Tanıştığı hemen hemen herkesle arkadaş oluyordu sanki. Bu kendimde de olmasını dileyeceğim bir yetenekti. İnsanlarla iletişim kurmayı hiçbir zaman o kadar kolay becerememiştim.”


4 Ekim 2019 Cuma

NOTRE DAME'IN KAMBURU - VICTOR HUGO

73
Akvaryum Yayınevi
Çeviri: Sevil İnan Sönmez
454 sayfa


Postuma kitaba bayıldığımı söyleyerek başlamak istiyorum yoksa kitaba haksızlık olur. Notre Dame’ın Kamburu’nu çok sevdim!

Kitap, Cansu ile ortak okuma listemizdekilerden biriydi. Küçükken çocuklar için olan basımını okumuştum, tam versiyonunu merak ediyordum. Reading slump döneminde olduğumuzu söylemiştim. O yüzden ilk sayfaları uzun sürede okudum.

Her şerde bir hayır vardır sözü bu hafta yine kendini gösterdi. 2-3 saat süren ders aralarım var –sürekli şikayet ettiğim aralar- ve o aralarda kendimi kitaba kaptırdım. Tadını alınca, elinizden bırakamıyorsunuz.

Notre Dame’ın Kamburu’nu Akvaryum Yayınevi’nden okudum. Biraz tereddütle başladım; kitap evde bu yayınevinden mevcuttu, yenisini almadan denemeye karar verdim. Hasan Ali Yücel’le karşılaştırdığımda bölüm başlıkları eksik mesela, sadece numaralandırılmış. Başka ne gibi farklar var bilmiyorum. Bu yüzden ileride farklı bir yayınevinden tekrar okumayı planlıyorum.

“Gün ışığı, herkesin malıdır. Ne diye bana yalnız geceyi veriyorlar?”

“Bazen karanlık o kadar koyu olur ki, Tanrı bizi görmüyor sanırız. İşte böyle zamanlarda, kendimi sorguya çekmiştim hep.”

“Oysa ben, zindanı içimde taşıyorum. İçimde kış var, buz var, umutsuzluk var. Ruhumu gecenin zifiri karanlığı kaplamış. Çektiğim acıyı biliyor musun?”

“Çünkü sevgi denen şey, bir ağaca benzer. Kendiliğinden yetişiverir, köklerini bütün benliğimize salar. Anlaşılmaz yanı şudur ki, bu sevgi ne kadar körse, o kadar da inatçıdır. Akıl, bilinç gibi şeylere sahip olmadığında da inadına güçlenip sağlamlaşır.”



30 Eylül 2019 Pazartesi

ISSIZ ADA - GIULIO GALLI

72
Yakamoz Kitap
Çeviri: Güliz Akyüz Yıldırım
335 sayfa

Issız Ada’yı annem aldığında arkasına bakıp “Okurken korkarsın bak” demiştim. Birazcık korkmuş. :D Neyse, aradan zaman geçti, ben de macera okuyayım diye bakınırken Issız Ada’yı gördüm ve başladım.

Kitap, on yarışmacının hakkında pek bir şey bilmedikleri bir reality show’a katılmasını anlatıyor. Tüm bildikleri, adada geçtiği ve kazananın büyük miktar paraya sahip olacağı… Yani kitap kısaca şu: ıssız ada, dokuz yarışmacı ve bir katil.

Annem de ben de okurken Açlık Oyunları’na benzettik. Kitapta Agatha Christie’nin On Küçük Zenci romanına atıf var. Romanı okumadığım için, Issız Ada’yı bitirip araştırdığımda fark ettim ki konular epeyce benziyor. Bu nedenle özgünlüğünden çok emin olamasam da kitabı sevdim. Akıcıydı.

Issız Ada Son Hedef diye devam kitabı da varmış. Bakalım, belki okurum…

“Hayatta kötü yanlışlar yapıldığında bunların izlerini üstünden tamamen silmek zordur. Geçmiş silinemez ve hep ordadır. Birlikte yaşamak zorunda olduğun daimi bir rahatsızlık.”



9 Eylül 2019 Pazartesi

GÖRÜLMEYEN ADAM - RALPH ELLISON

67
İletişim Yayınları
Çeviri: Mehmet H. Doğan
544 sayfa


Görülmeyen Adam kitabını internette “Dünyayı Değiştiren 100 Büyük Hikaye” listesinde görmüştüm, ilgimi çekmişti. Böylece kitap sipariş ederken onu da aldım. Böyle bir listede olduğuna göre çarpıcı olacağından emin gibiydim. Farkında mısınız, beni beklentilerim hep kötü etkiliyor.

Görülmeyen Adam’ı düşündüğüm gibi bulmadım. Aslında ilk bölümü güzel bir konu vaat etti, ama sanırım kitabın sorunu bu. Etkileyici bir nokta buluyor, sonra onu o kadar uzatıyor ki neden bunları anlattı düşüncesi oluşuyor. En azından bende oluştu.

Irkçılıkla ilgili daha yüreğe dokunan kitaplar okumuştum, maalesef benim için Görülmeyen Adam gölgede kaldı.

“… dünya, ancak sen keşfedersen bir olasılıktır.”

“Zor günlerden geçmektesin,” derdi hep. “Böyle zor günler geçirmezse nasıl adam olur insan, ve sen bir gün önemli biri olunca burada geçirdiğin bu zor günlerin sana ne kadar faydası olduğunu göreceksin.”

“Hayat yaşanmak içindir, kontrol edilmek için değil; insanlık ise, belli bir bozgunla yüz yüze, karşı karşıya devamlı oynanarak kazanılır.”



28 Ağustos 2019 Çarşamba

İKİ KARAVAN - MARINA LEWYCKA

66
Everest Yayınları
Çeviri: Fezal Gülfidan
340 sayfa

Ayvalık’ta yürüyoruz öyle rastgele… Hava sıcak, insanlar gölge arayışı içinde. Küçük tezgahlara bakıyoruz; bileklikler, kolyeler, halhallar… Kendimizi yansıtmak için, mutlu etmek için taktığımız küçük dilekler… Bir kitapçı görüyoruz. Gittiğim yerlerden kitap almayı çok seviyorum, anı olarak kitap en makbulü… Bizimkiler beklerken kitapçıya giriyorum. İstediğim kitap gözüme çarpana kadar geziyorum, elimde de tereddütte olduğum bir romanla… Tam çıkışa doğru gözüme İki Karavan çarpıyor, tereddüt ettiğim romanı bırakıp İki Karavan’ı alıyorum.

Tanışma hikâyemizi okuduğunuz İki Karavan, İngiltere’ye gelen göçmen işçileri anlatıyor. Hepsinin değişik umutları var İngiltere hakkında, farklı beklentileri… Çilek tarlasında başlayan macera, İngiltere’nin çeşitli şehirlerinde gelişiyor. Gerçek hayat hayallerdeki gibi olmuyor… Ukrayna, Afrika, Çin gibi ülkelerden gelen kahramanlarımıza bir de köpek eşlik ediyor ve kitapta onun ağzından da paragraflar var –ki bu kısmı çok sevdim.

İki Karavan, okuduğum ilginç kitaplardan biriydi. İyi ki karşıma çıkmış!

“Azap çektiren ile azap çeken, hepsi de cehennemde lanetlenmiş yaratıklar.”

“Yürek umudu kaybettiğinde kölelik başlar,” demişti Babişko. “Özgürlüğe giden ilk adım umuttur.”

“Her yolculuğun sonunda kendine has bir keder olur hep. Yolun burada bitmediğini varacağın yere ulaştığında keşfedersin ancak.”


*Yeditepe İstanbul’la ilgili durum güncellemesi: 29. bölüme geldim ve dizi hala yüreğime dokunuyor. Çok gerçek, çok bizden… Güzel olayları, üzücü gelişmeler bölüyor. Bazen de hüzünler sevince dönüşüyor. Karakterlerimizse hala yaşamayı sürdürüyorlar, direnerek, el ele veya tek başına… ama sürdürüyorlar.

“Savaşmayı ve sevmeyi sürdür. Sürdürmeyi sürdür…” /25. bölüm


26 Ağustos 2019 Pazartesi

BİZE ÇIKAN YOLLAR - RACHEL COHN & DAVID LEVITHAN

65
Pegasus Yayınları
Çeviri: Gizem Yeşildal
300 sayfa

Ağustosun ortasında bir Noel kitabı okumak gibisi yok. Okurken Noel ruhu bana da geçti: şarkılar, ışıklarla süslenmiş sokaklar, hediyeler, yağan kar, kurabiyeler, noel ağaçları… Aslında kitap Christmas’dan çok iki genç hakkında ama hey, ben Christmas’ı seviyorum, ruhunu da doyasıya hissettim.

Bize Çıkan Yollar’ın konusu çok sevimli ama young adult olduğunu belirtmeliyim, bu tarz kitapları sevmeyenler basit bulabilir.

Uyarımdan sonra konusuna değineyim: Lily’nin abisi içinde ipuçları olan bir defteri kitapçıya bırakır ve Dash defteri bulur, talimatları yerine getirmeye başlar. Böylece defter yoluyla Lily ile Dash iletişim kurmaya başlarlar.

Kitap sırayla Dash ve Lily’nin gözünden olaylara baktığımız bölümlerden oluşuyor. İki karakteri de sevdim, hatta Lily’nin ailesini ve özellikle abisini…

Gülümseten bir kitaptı, bir günde bitti. Devamı da varmış ama galiba henüz çevrilmemiş…

Not: Kitabın tek eleştirdiğim yönü Hermione Granger yerine Hermione Potter yazılmış olması. Lütfen, böyle bir hata yapılabilir mi?

NOT: Edischar ve Taha Akkurt'un düzenlediği Keşf-i Blogger etkinliği için TIK

“Korkunç derecede kitap kurduydum; sosyal olarak kabul edilmediğini bildiğim halde çıkıp açıkça söyleyecek derecede. Kitap kurdu sıfatını özellikle seviyordum; diğer insanların bu kelimeyi salta, babayani ya da zamkinos kelimelerini kullandıkları sıklıkta kullandıklarını fark etmiştim.”

“Bir yabancıyla konuşmak neden daha kolay? Bağlanmak için neden bağlantı olmamasına ihtiyaç duyuyoruz?”

“Hayatlarımızın hikayesini okuyoruz./ Sanki içindeymişiz gibi, / Sanki kendimiz yazmışız gibi.”

“Bir insanın, hayvanlara nasıl davrandığına bakarak karakteri hakkında pek çok şeyi anlayabilirdiniz.”

“Hayatımıza giren önemli insanlar iz bırakırlar. Fiziksel olarak hayatında kalabilir ya da çıkabilirler ama hep kalbindedirler çünkü kalbini şekillendirmene yardım etmişlerdir. Bunu unutamazsın.”

Çok huzurlu değil mi sizce de?


25 Temmuz 2019 Perşembe

JANE AUSTEN KİTAP KULÜBÜ - KAREN JOY FOWLER

57
İnkılap Kitabevi
Çeviri: Alp Gökalp
304 sayfa


Birkaç yıl önce The Jane Austen Book Club filmini izleyip sevmiştim. Filmin ardından öyle bir kulüp kurmayı veya dahil olmayı çok istemiştim.

Kitabını kelepir olarak görünce de dayanamayıp aldım. Okumak için tüm Jane Austen romanlarını bitirmeyi bekledim.

Kulüp beş kadın bir erkek olmak üzere altı kişiden oluşuyor ve her ay birinin evinde toplanıp Jane Austen kitabı hakkında konuşuyorlar. Tek bir ana karakter yok, altısının da hayatını öğreniyoruz.

Kitaba göre herkesin özel bir Austen’i var. Bu fikri çok sevdim, benim Austen’im Jocelyn’inkine benziyor: “Jocelyn’in Austen’i aşk ve kur yapma üzerine harikulade romanlar yazardı, ama hiç evlenmemişti.”

Anlatımında beni rahatsız eden şey, altı karakter olmasına rağmen kitabın “biz” öznesiyle başlayıp, zaman zaman üçüncü tekil şahısa geçip yine “biz”e dönmesi. Anlatıcı altı karakterden biri değil, bu yüzden de yedinci bir karakter varmış izlenimi uyandırıyor. Rahatsız ediciydi. Yazım hataları da dikkat çekecek derecedeydi.

Filmi daha çok sevdim ama kitabın da keyifli olduğunu söylemeliyim. (Yine de kapaktaki Alice Sebold’ın yorumu kadar da değil: “Elimde olsa bu kitabı yerdim”.)

“Aşkın kötüye gitmesi Jane Austen’in suçu değildi. Hatta sizi uyarmadığını söyleyemezdiniz. Kadın kahramanları mutluluğu yakalardı bir şekilde, ama kitapta her zaman mutlu sona ulaşmayan başka karakterler de olurdu.”



18 Temmuz 2019 Perşembe

FANGIRL - RAINBOW ROWELL

55
Pegasus Yayınları
Çeviri: Müge Kocaman Özçelik
355 sayfa


Rainbow Rowell’dan daha önce Elenor&Park’ı okumuştum. Bir şeyler eksik gibi gelmişti, o yüzden uzun süre başka kitabını okumadım. Sonra sevgili İlkay’ın blogunda Fangirl’ün yorumuna rastladım, benim seveceğimi düşündüğünü söylemişti. Ben de kitaba başladım.

Kahramanımız Cath, Harry Potter’a aşırı benzeyen Simon Snow serisi fanı ve hayran kurguları yazıyor. Lincoln Üniversitesi yurduna taşınırken hikayemiz başlıyor.

Daha önce söylemiş miydim bilmiyorum ama ortaokul-lise dönemlerinde benim de hayran kurgusu yazdığım zamanlar olmuştu. :D Şimdi ne hangi sitede yazdığımı ne de kullanıcı adımı hatırlıyorum. :D

Fangirl’deki karakterleri sevdiğim için sanırım, kitabı keyifle okudum. Levi gibi bir arkadaş kim istemez ki? Kitabın başından beri tabiri caizse kendisine “düştüm”. Canım Levi, çevremizde böyle insanlara ihtiyacımız var.

Kitapta Simon Snow serisinden ve Cath’in hayran kurgusundan parçalar vardı. Bu kısımlar uyumsuzdu çünkü bir düzen halinde değildi. Yine de yazar bir şekilde bu seri hakkında bilgi sahibi olmamızı istemiş.

Fangirl’ü bitirdikten sonra küçük bir araştırma yaptım ve gördüm ki Asla Vazgeçme kitabı Simon Snow’u konu alıyormuş. Belki ileri de onu da okurum.

İlkay’a teşekkür ediyorum buradan, o seveceğimi söylemese muhtemelen kitabı okumazdım. Blogger’ın en güzel yanlarından biri de bu değil mi? Birbirimize tavsiye verebilecek kadar kitap zevklerimizi bilmek ve hakkında sohbet edebilmek.

Eğer içinizi ısıtacak, gülümsetecek bir çerez kitaba ihtiyacınız varsa Fangirl’ü tercih edebilirsiniz.

“Sihir senin içindedir.”

“Ayrıca bazen hala hayatta olduğunuzu ispatlamak ve birilerinin buna tanıklık etmesini sağlamak için yanınızdakinin elini tutardınız.”