kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2020 Pazartesi

BOB'UN DÜNYASI - JAMES BOWEN

6
Yabancı Yayınları
Çeviri: Seda Çıngay
244 sayfa

Şu kapağa bakar mısınız? Okurken her görüşümde Bob’u bıcırtmak istedim. Duruşuna, şalına hayran olduğum kedi -evet beni kaybettiniz, biraz seveyim geri döneceğim.

...

Geldim. James’in daha önce Sokak Kedisi Bob kitabını okumuştum ve Bob’la ilişkisinin başlangıcını öğrenmiştim. Uyuşturucu bağımlılığından kurtulma yolunda Bob’la attığı adımları, geçimlerini sağlamaya çalışmasını...

Bob’un Dünyası’nda da hikayeleri devam ediyor; çabalarını, umutlarını, korkularını, çaresizliklerini okuyoruz. İlk kitabı daha çok sevmiş olmama rağmen Bob’un Dünyası’ndan da keyif aldım.

Neden ilk kitap derseniz; karakterlere daha yabancıydık, tanışma kitabıydı ve her olay yeniydi. Bob’un Dünyası’nın özellikle ilk kısımları birinci kitabın tekrarı gibiydi.

Kitabı bitirince bir süre Bob’la James’in videolarını izledim, tavsiye ederim.

Hayatta ikinci şanslarla karşılaşmak dileğiyle... (Tabii umarım ilkini yakalamışsınızdır, gerek kalmaz.)

“İnsanı kediyle melezlemek mümkün olsaydı, insan gelişir ama kedi bozulurdu. (Mark Twain)”

“Bir bağımlı daima bıçak sırtında yaşar.”



20 Ekim 2019 Pazar

SOKAK KEDİSİ BOB - JAMES BOWEN

77
Yabancı Yayınları
Çeviri: Işıl Karahanoğlu Zaimoğlu
226 sayfa


Sokak Kedisi Bob’u az önce bitirdim ve insanın içini sımsıcak yapan, umut aşılayan kitaplardan birisi olduğuna karar verdim.

Okurken hep kendimi Christmas için süslenmiş bir evdeymiş gibi hissettim. Kaloriferin yanında, etraf renkli ışıklarla bezeli, huzur içinde okurken sanki dışarıda da kar yağıyormuş gibiydi. Aslında bu hissin kitapla ilgisi yok, sadece böyle bir ortamın hayali beni mutlu ediyor ve kitap da aynı duyguları uyandırdı.

Kitabın bir kısmını köyde okudum. Güneşli ekim günlerinden biriydi. Babaannemler balkabaklarını toplamış ve evin önüne dizmişler. Sarman ve yavruları –Peynir ile Zeytin- kabaklarla oynuyorlardı. Kuşların cıvıltıları duyuluyor, evin karşısındaki kırlık alanda bir at ve eşek geziniyordu. Ben de sundurmada kitabımı okuyordum. Huzurluydu.

Sokak Kedisi Bob, James Bowen ile Bob’un hikayesi, dünyaya karşı nasıl birlikte durduklarının, direndiklerinin kanıtı. Hayattaki yol ayrımlarını ve o ayrımları önümüze çıkaran güzel tesadüfleri kaçırmamamız dileğiyle…

Yazımı bitirmeden fotoğraftaki bebeklerden de bahsedeyim. Kapağında üstüne yatmış olan Tekir, aslında onlar üç kardeşti. İki tekir ve bir kara, onlara Kara Kız ve Tekir Kızlar diye seslenirdim. Diğer kardeşleri nerede bilmiyorum, sahiplenilmişlerdir diye umut ediyorum. Tekir ise bizim apartmanda takılıyor ve hayvan düşmanı komşulara karşı direnmeye çalışıyor. Kabaklarla birlikte duran ise Peynir, bu yaz minicikti şimdi neredeyse annesi kadar oldu. Çevremizde dolaşmasına rağmen hala kendisine dokundurmuyor, yabani prenses :)

Kitapla ve kediyle kalın, güzel pazarlar!

“Bir yerlerde meşhur bir alıntı okumuştum. Yaşadığımız her günün bize sunulan ikinci bir şans olduğunu söylüyordu. Bunu değerlendirmek elimizdeydi aslında, ancak çoğunla yapmıyorduk.” /Giriş paragrafı sizce de çok güzel değil mi?

“Bob ile duygusal yakınlık kuran sadece ben değilim. Tanıştığı hemen hemen herkesle arkadaş oluyordu sanki. Bu kendimde de olmasını dileyeceğim bir yetenekti. İnsanlarla iletişim kurmayı hiçbir zaman o kadar kolay becerememiştim.”


5 Haziran 2019 Çarşamba

Yaşamdan Kareler: Bayram ve Diğer Şeyler


İyi bayramlar! Umarım bayramınız güzel geçiyordur.



Bayramı vesile ederek derleme bir yazı yazayım dedim. O zaman sorumuz şu: Bayramın birinci günü nasıldı? Bir klasik olarak, köye gittik. Aslında ben pek sevmem: Ev ev dolaşıp bayramlaşmayı, kalabalığı, yakınmaları, laf sokmaları, her yıl sorulan klişe soruları, üniversite mezunlarına bile iş yok muhabbetini, bir bölüm yetmedi mi hala okuyor musun göz devirmelerini… Bir sürü neden sayabilirim size.



“Ah o eski bayramlar!” sözü benim için olumlu bir anlam içermiyor bu yüzden.




Köyün güzel yanları da var tabii ki, mesela Sarman. Kendisi babaannemlere acıktıkça gelen, yemeğini yedikten sonra kendini sevdirip sonra da giden akıllı bir kızımız. Bu yıl da beni anneanne yaptı, 4 tane torun sahibi oldum! Yavruları göremedim ama eve yakın bir yerlere saklamış, gözü hep o tarafta. Yavrularını yalnız bırakamıyor.



Yeşillik, kuş sesleri, bahçe, meyveler… Doğaya saygı gösterince, o da sana cömert davranıyor. Size küçük bir bilgi, hanımelinin balı olduğunu biliyor muydunuz? Çiçeği arkasından koparınca orada balı var, çok güzel. Ben de yeni öğrendim.




Neler okuyorum? Kurtlarla Koşan Kadınlar’a devam ediyorum. Bu kitabı okumayı uzun zamandır Bilge’yle istiyorduk ve Nisan ayında başladık. Kitabın bana yeni şeyler öğrettiğini ve kendimde-çevremde gördüğüm bazı davranışların özünü anlamamı sağladığını fark ettim. Ayrıca bu sabah 1984’e başladım.



Son zamanlarda izleyip beğendiğim iki filmi de ekleyeyim buraya.

Ulysses’ Gaze

 

1995 yapım olan film Balkanlar’da geçiyor ve bölgenin sorunlarını da yansıtıyor. Yönetmeni Theo Angelopoulos ve kendisinden izlediğim ilk film. Ulysses’ Gaze, üzerine yazamayacağım kadar etkiledi beni. İzlediğim günden beri replikleri ve sahneleri aklımda dönüyor. Müzikleri de harikadır.





Güvercin

Banu Sıvacı’nın bu filmini twitterdan öğrendim ve o gün izledim. Film, Sofia Fest’ten En İyi Yönetmen ödülünü almış. Bildiğiniz üzere filmler konusunda uzman değilim, benim için önemli olan bana hissettirdiği duygular. Kendi açımdan filmi beğendim. Her insan bu düzene uygun yaratılışta değil. Sistem kanatlarımızı kesiyor ve evler kafeslere dönüyor. Beyaz perdeye iyi aktarılmıştı.



Şimdi bakınca belki de bayram için çok uygun filmler değiller. :D Filmlere uyan ruh halini tutturamazsanız, keyif alamayabilirsiniz.

Son olarak eğer fark ettiyseniz her ay yazdığım “Ne İzledim?” serime ara verdim. İzlediklerimi sinefil sayfamdan takip edebilirsiniz: kagit-salincak

Mutlu bayramlar!



5 Temmuz 2018 Perşembe

Yaşamdan Kareler: Sarman ve Patates


Dikkat! Bu post aşırı derecede tatlılık içermektedir.



Sarman’ı size anlatmak geçen yıldan beri aklımdaydı. Bugün yanına Patates’de katılınca artık ertelemeyeyim dedim.

Şimdi size öncelikle Sarman’ı tanıtayım. Kendisi geçen sene babaannemlerin köydeki evine gelmiş. Yavrularını da görünce bizimkiler kıyamamış ve yemek vermişler. O zamandan beri Sarman acıktığında babaannemlere geliyor ve kapıda miyavlamaya başlıyor.




Geçen sene yavrularını birileri almış, uzun zaman üzgün gezmiş. Bu yaz yavrularını göremedik ama olduğunu tahmin ediyoruz. Kendisi cefakar bir anne.





Yemeğini yedikten sonra bir süre geziniyor veya yavrularına gidiyor. Acıktığında geri dönüyor. Kendisini sevdirmek en büyük hobilerinden biri ve sevilirken uyumaya bayılıyor.



Patates çok sık gelmeyen hatta adını bugün alan diğer tatlılık. Kahvaltıda patates yerken, halam kedilerin yemeyeceğini savunuyordu. Bizim kedi -halamın ifadesiyle- biraz kibar olduğu için dokunmadı ama diğeri verdiğim parçayı yedi. Böylece adını Patates koydum.

Patates


Patates erkek ve daha genç, Sarman’ın eski çocuklarından olabileceğini düşünüyoruz. Geldiğinde biraz ürkekti ama on dakika içinde bacaklarıma dolanmaya başladı. Kendisi daha hareketli ve atılgan. Sarman yanında sakin kalıyor ama yaşlarıyla ilgili de olabilir.
 
Soldaki Patates, sağdaki Sarman


İkisini de çok sevdim. Köyde tek başıma yaşasam açık kapı politikası uygular ve hepsini eve alırdım, hatta Minerva McGonagall olsam kedi formumda hayatıma devam ederdim. 😂


Not: Floransa’da kiralık oda bulabileceğim güvenilir siteler biliyorsanız, önerilere açığım. Çok teşekkürler! 💙


28 Ocak 2017 Cumartesi

7) KEDİM VE BEN - NILS UDDENBERG

kağıt salıncak, kitap, kedi

Yabancı Yayınları
Çeviri: Pınar Polat
133 sayfa


Kedim ve Ben, Depo Kitap Fuarı’ndan aldığım kitaplardan biriydi. Kedim olmasa da, biliyorsunuz kedileri çok seviyorum.

Yazarımız, Nils Uddenberg emekli bir psikiyatr profesörü. Kedi beslemeyi hiç düşünmezken, bir gün camdan ona bakan kediyi görür. Aynı zamanda yazar olduğu için de, Minnoş ile ilişkisini kaleme alır.

Kedim ve Ben, benim yolculuk kitabım. Bir kısmını memlekete dönerken yolda okudum. Önümdeki koltukta oturan küçük kızın sesi de bana eşlik etti(!).
“Otobüse bineli bir saat oldu mu baba?” -22 dakika oldu-
“Eğer kilo almamış olsaydın buraya daha rahat otururduk.”
Babası: “Özür dilerim kızım.”

Kitabı okurken çevirisi beni rahatsız etti. Yer yer düşük cümleler bulunmakta. Özne yüklem uyumunun olmadığı cümleler akıcılığa ket vurmuş.

Kedim ve Ben'e roman olacağını düşünerek başlamıştım ama romandan çok deneme türüne yakın. Genel olarak beni tatmin etmedi. Verdiği bilgileri, kedim olmamasına rağmen, biliyordum. Umduğumu bulamadım.


İyi okumalar 💙

⇊


“Kediler canlarının istediği gibi hareket ederler ve kendi sorumluluklarını tamamen üstlenirler. Özgür iradeleri vardır.”


“Ben kedimle oynarken, onun benimle benim onunla eğlendiğimden daha çok eğlenmediğini kim bilebilirdi ki?”