![]() |
89
İletişim Yayınları
Çeviri: Hülya Tufan
232 sayfa
|
Tatar Çölü’nü arkadaşım sayesinde okudum, hepimiz sırayla okuduk
ve geriye üzerine konuşmak kaldı.
Tatar Çölü’ne başta adapte olamadım, Kafka’nın –ki kendisini ne
kadar severim bilirsiniz- Dava ve Şato’suna benzettim ama onların ruhunu
yakalayamamış gibiydi. İlerledikçe kitabı sevdim.
Benim için Tatar Çölü bekleyiş ve umut üzerine bir roman.
Unutmamalı ki umudun olduğu yerde umutsuzluk da zaten vardır. Umuda tutunmak
ise bazen bir yaşama biçimidir. Tabii burada hayali bir umut ve gerçekleşmesi
olası umut diye de ayırabilirim ama ne gerek var değil mi?
Alışkanlıkların insanı nasıl etkilediği, ertelemek, karar vermek
ve değişim… Bunları da kitapta bulacaksınız. Verdiğimiz kararlar ve
kaçırdığımız yol ayrımları hayatımızı belirliyor. Yine de sonuçta hepsi bizim
seçimimiz…
Son olarak, belki çok alakası yok ama Drago’nun kaledeki
zamanları Ölüyordum, Geçerken Uğradım romanındaki Nafiz’i anımsattı bana. Nafiz
de benim alışkanlıklar, toplum, özgürlük korkusu gibi konular hakkında
düşünmeme sebep olmuştu.
Sorgulatan kitap karakterleri iyi ki varsınız, seviyorum sizi!
“Şimdiyse buranın ölü bir sınır olduğu söyleniyor,
ama unutuyorlar ki sınır her zaman sınırdır ve ne olacağı hiç belli olmaz…” /19
“Başlangıçta hep böyledir. Yeni gelenler kazanır. Herkes için durum
aynıdır, insan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş
olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve
günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz.” /72
“Hatta şu anda, içinde derin bir eziklik
hissediyordu, hani yazgının en belirleyici anları, size dokunmadan burnunuzun
dibinden geçip gider ve sizi solmuş yapraklardan oluşan bir burgacın ortasında
bırakırlar ya, işte o yiten korkunç ama dev fırsat duygusunu hissediyordu.” /90
“Kendisini, yapayalnız eve götüren o sokaklardan,
o hep aynı, hep bomboş olan sokaklardan nefret etmeye başladı.” /150
“Yine de zaman, git gide daha hızlı bir biçimde
akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye göz atmak
için bile duramıyordu.” /192
“İnsanın tek başına olduğu ve hiç kimseyle
konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur.” /193
