otobiyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
otobiyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2020 Cuma

RÜZGÂRI DİZGİNLEYEN ÇOCUK - WILLIAM KAMKWAMBA

24
Martı Yayınları
Çeviri: Selim Yeniçeri
380 sayfa

Şimdi bir zaman makinesi hayal edelim ve 7.12.2012 tarihine gidelim. O zamanlar liseli olan ve okulun düzenlediği Ankara-Eskişehir gezisine katılan Elif’e merhaba diyelim. Ankara’ya tekrar gittiği için mutlu, Ankara’yı seviyor ve ODTÜ’ye gittikleri için de heyecanlı. Fakülte tanıtımlarından bir sürü broşür topluyor, kendisinin eşit ağırlıkta olduğu gerçeğini göz ardı ederek. O zaman da hayatın gerçeklerini geri plana itmek konusunda başarılı. ODTÜ’deki kitapçıyı gezerken, tabii ki kitap almaya karar veriyor ve Rüzgârı Dizginleyen Çocuk’u seçiyor. Bu kitap yıllarca okunmayı bekliyor, Elif büyüyor, Ankara’yı sevmiyor, üniversiteye devam ediyor, korona günleri gelip çatıyor. Bu yıllarda pek çok şey değişiyor ama kitap sevgisi değişmiyor.

Rüzgârı Dizginleyen Çocuk gerçek bir hikâye. William Kamkwamba memleketi Kasungu’da geçen günlerini, arkadaşlarını, yokluğu, kıtlık zamanlarını ve zorluklara rağmen evine elektrik getirmesini anlatıyor. Halkta bilim yerine büyüye olan inanca uzun sayfalar ayırmış.

Kitapta Ted konuşmasına katıldığını anlatmış ve sonrasında ben de ilk konuşmasını izledim. İngilizcesi çok iyi olmadığı için utandığını, heyecandan söyleyeceği şeyleri unuttuğunu yazmış ancak alkışlardan sonra kendisini oraya ait hissettiğini çünkü onu anlayabilecek insanlarla olduğunu belirtmiş. Bu konuşmayı izlemek isterseniz tık.

Sıfırdan bir şeyler üreten bir kişi William… Kitap vazgeçmeme, olumsuzluklara direnme mesajı veriyor hep. Afrika’daki günlük yaşam hakkında da bilgiler kazandırıyor. Benim için ilginç bir okumaydı, Afrika’yla ilgili detaylı bilgim yoktu. Kitabın verdiği mesaj da güzeldi. Arka kapaktaki yorumlar kadar olmasa da kitabı sevdim.

“Artık hepimiz bu konuda gülüşüyorduk, çünkü insan ancak iyi zamanlarda kötü günleri kabullenir.”

“Dışarıdaki dünya ne kadar yabancı olursa olsun, kendimi ne kadar yalnız hissedersem hissedeyim, kitaplar bana evimi, mango ağacının altında oturduğum zamanları hatırlatıyordu.”

“Yapmak istediğin şey ne olursa olsun, bütün kalbinle yaparsan, olacaktır.”



12 Kasım 2016 Cumartesi

74) BEN, MALALA - MALALA YUSUFZAY / CHRISTINA LAMB


Epsilon Yayınları
Çeviri: Doğan Yılmaz
390 sayfa


Malala’nın tam yaşam hikayesini Cambridge’de sunum dersinde dinlemiştim.

Vize bitimi memlekete geldiğimdeyse, evde “Ben, Malala” kitabını buldum. Anneme yürüyüş arkadaşı vermiş. Annem de Nar Ağacı’nı bitirince ona başlayacaktı.

Hazır boş duruyorken, ben de kitabı kapıverdim :D

1997 yılında doğmuş Malala. Adını Afganistan’ın en büyük kadın kahramanından almış. Kendi sözleriyle “erkek evladın doğumunun silahlar atılarak kutlandığı, kız çocukların ise örtülerin ardına saklandığı, hayattaki rollerinin sadece yemek pişirmek ve çocuk doğurmak olduğu topraklarda doğmuş bir kız…”

9 Ekim 2012 tarihinde, bildiğimiz üzere bu tanım değişiyor ve yerini “eğitim hakkını savunduğu için Taliban tarafından vurulan kız” alıyor.

2014’te ise Nobel Barış Ödülü’ne layık görülüyor.

Kitap Malala’nın otobiyografisi.

Kitabı okurken sürekli aklımdan geçen cümle şuydu: “Bu hale gelmeyelim.”

Buhalegelmeyelimbuhalegelmeyelimbuhalegelmeyelim

Kitap Malala’nın hayatından başka; bizim için Atatürk’ün, ilke ve inkilapların, laikliğin, haklarımızın önemini, değerini daha da gözler önüne seriyor.

Eğer Malala’nın hayat hikayesini merak ediyorsanız, kendi ağzından okumanız en güzeli. İyi okumalar :)

**

“Kadınlarla erkekler yan yana olmadığı sürece hiçbir mücadele başarılı olamaz. Dünyada iki güç vardır: biri kılıç, diğeri kalem. İkisinden daha kuvvetli olan üçüncü güç ise kadınların gücüdür.”

“Cehalet, siyasetçilerin insanları kandırmalarına, kötü yöneticilerin yeniden seçilmesine olanak tanıyormuş.”

“Benim ülkemde pek çok politikacı hırsızlığı olağan görür. Onlar zengin, ülkemiz ise fakirdir ama onlar durmaksızın yağmalarlar. Birçoğu vergi ödemez ama bu nedir ki?”

“Hayat oksijen alıp karbondioksit vermekten ibaret değildir.”

“Taliban önce müziğimizi, sonra Budalarımızı, ardından da tarihimizi aldı.”

“Doğruyu söylemek zorundasın. Doğru, korkuyu yok eder.”

“Eğitim Doğulu ya da Batılı değil, insanidir.”

“Bazı insanlar hayaletlerden, bazıları örümceklerden ya da yılanlardan korkar; o günlerde biz insanlardan korkuyorduk.”


“Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap ve bir kalem dünyayı değiştirebilir.”


13 Mart 2016 Pazar

23) ÇOCUKLUĞUN SOĞUK GECELERİ - TEZER ÖZLÜ

Yapı Kredi Yayınları
65 sayfa

Lisedeyken ‘Modernizmi Esas Alan Eserler’ başlığı altında Tezer Özlü’nün kitaplarını da incelemiştik. Derste ilgimi çekmiş, internette okuduğum alıntılarıyla da ‘okumam lazım’ dediklerimin arasına girmişti.

Merak ettiğim şeyleri erteleme huyum aşikâr… Ertelenenler kervanıma Özlü’de katılmıştı. Aradan birkaç yıl geçti ve siparişime Çocukluğun Soğuk Geceleri’ni de ekledim.

Kafamın içinde “kesin seveceğim” düşüncesiyle kitaba başladım. “Sevmem gerek, Tezer Özlü bu!”

Kitap çocukluğunu ve gençliğini anlatıyor. Ailesi, yaşadığı yer, okulları…

Birinci bölümü okudum, ikinciye geçtim, üçüncü derken hızımın düştüğünü fark ettim. Çünkü kitaptaki bazı noktalara takılmıştım ve kafamın içindeki Tezer Özlü karakterine hiç uymuyordu.

Okuduğum alıntılardan yarattığım siluetle, gerçek yaşamı birbirinden çok uzaktı. Ben arka kapaklarda da yazıldığı gibi ‘nostaljik prenses, lirik prenses’ tarzında bir yazar beklemiştim.

Bir kitabı yazarın yaşamıyla yargılamamalı ama o kitap otobiyografikse ne yapmalı?

Kitapta beğendiğim satırlar, daha önce okuduğum alıntılardı.

Sonuç olarak kalemini sevebileceğim bir yazar kendisi ama hayatının birkaç yerine takıldım, tüm yargılarımdan soyunup bakmaya çalıştım. 

Daha karamsar bir dönemimde, bir kitabını daha denemeyi planlıyorum. Belki de… o kitabı bana göredir. :D




“Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da.”

“Pazar günleri... Şimdilerde...Sokak aralarından geçerken...gözüme pijamalı aile babaları ilişirse , kışın , yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim...evlerin pencere camları buğulanmışsa ...odaların içine asılmış çamaşırlar görürsem ...bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa , radyodan naklen futbol maçları yayımlanıyorsa, tartışan insanların sesleri, sokaklara dek yansıyorsa, gitmek , gitmek, gitmek , gitmek, gitmek...isterim hep.”

“Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öğe gibi önümüze getirilmiş.”


“Herkes herkessiz yaşayabilir.”