‘Benimle Oynar Mısın?’ yetişkinler için bir empati oyunu. Aslında
içindeki bazı sorular sorulmadan, çocuklarla da oynanabilir. Benim böyle bir
kitaptan haberim yoktu ta ki Bilge almak istiyorum diyene dek.
Gel zaman git zaman, beraber sinemaya gittik ve çıkışta standart
olarak kitapçıya uğradık. Bilge o zamana kadar kitabı almamış, aklına geldi. O
alırken ben de kitabı inceledim, acaba alsam mı falan derken bir baktım ki
almışım çıkıyoruz. J
Kitabı çözüp birbirimize vermeye karar verdik.
“Halihazırda icat edilmiş neyi ilk sen icat etmiş olmak isterdin?”
“Tabutunu kimlerin taşımasını isterdin?”
“Bu kitap dışında bundan 500 yıl sonra da insanoğlunun elinde kalacak tek kitabı seçme hakkı sana verilseydi, hangi kitabı seçerdin?”
Bilge benden önce çözmüş, bana verdi. Tembel bloggerınız tabii
ki hala bitiremedi. Etkilenmemek için de Bilge’nin yanıtlarını okuyamadım. Çok
merak ediyorum!
Evet, ikinci konumuz tiyatro. İlimize tiyatro pek sık gelmezdi,
bu yüzden de tiyatro müptelası bir kişilik değilim. Alışkanlık oluşmamış bir
kere. Ben üniversiteyi kazandım gittim, tiyatrolar sıklaştı. Şanssızım diye
boşuna demiyorum. J
Geçenlerde “Abide-i Aşk / Kuvay-ı Milliye Kadınları” oyunu Nazım
Hikmet’in 144. yaşı için ilimize gelecek haberini duyduk. Gitsek mi derken
davetiyeler elimize geçti.
Dilek Türker hem yönetmen hem de başroldü. Yine devrim yapan
kadınları anlattı bizlere. Vatan için canını koyan kadınlar, kadınlarımız. Nice
ağlayanlar oldu, hepimiz gururlanarak sırtımız dimdik izledik.
Kara Fatma, Fatma Çavuş, Asker Saime... Bilmediğimiz niceleri...
Salon boşalırken dimdik sırtımız çökmüştü, bugünün ezikliği içindeydik. Zorluklarla kurtarılan vatanımıza neler oluyordu?
Nazım Hikmet ise bir efsane. O 114 yaşında koskocaman bir dev, çok
sevmelerin adamı. Aşkı, devrimi, hayatı, nasıl yaşanacağını bize o öğretti,
öğretiyor, öğretecek.
Yaşarken kıymetini bilemedik. Her şeye geç kaldığımız gibi,
sevgiye de geç kaldık. Yine de...
İyi ki bu dünyaya geldin Nazım!


