| 78
Everest Yayınları
336 sayfa
|
Bu kitabı okumayı Saraybosna’ya gittiğimden beri istiyordum ama
biliyorsunuz ki genelde hemen okuyamıyorum. Neden böyle yapıyorum ki? Neyse,
içsel tartışmalarımı es geçelim.
Sevdalinka, sevda şarkıları demek. Ayşe Kulin bu kitabında
Saraybosna’da yaşayan bir gazetecinin gözünden Bosna Savaşı’nı anlatmış.
Okurken gözlerim doldu hep. Sarajevo’ya tekrar gitmiş gibi oldum ve gözümde hep
Ulysses’ Gaze filminden sahneler canlandı.
Sevdalinka’ya dair eleştirim şu: Tarihi gerçeklikler romanın
hikayesine iyice sindirilememişti, zaman zaman vikipedi okuyormuş hissi verdi.
Bosna Savaşı hakkında bilgilendirmek için güzel bir yol olabilir ama roman için
pek uygun değil sanki.
Yine de ben kitabı sevdim, ana karakterlerden çok hoşlanmama
rağmen sevdim çünkü konu güzel. Savaşın getirdiği kötülükleri, insanların adeta
canavarlaşmasını, halkın çektiği acıları hatırlamak için okunmalı.
Dipnot: Dinlemek isteyenler için buraya bir sevdalinka
bırakayım: Tık.
“İstanbul, ayrı düşen ana oğullar, karı kocalar,
kardeşler, sevgililer demekti. Sönen ocaklar, solan bahçeler demekti. Dönüşü
olmayan gidişler, hasreti dinmeyen gurbetler demekti. Ne zaman birileri gitmeye
kalksa Bosna topraklarından İstanbul’a doğru, acı ve özlem eşli ederdi gidene,
sonsuza kadar.”
“Bir yanardağ, sadece kendi yüreğinde patlayıp
sönmüştü ve söndüğünde külleri sadece onun gönlünü mezara çevirmişti.”
“Batı insan haklarını, son Müslüman da can
verdikten sonra hatırlar.”
“Geçecek bunlar. Hepsi geçecek Raif,” dedi. “Bir
gün çok acı görmüş insanlar olarak yaşlanacağız. Anılarımızın arasında, mutlu
resimler de olacak, eminim. Hayattan vazgeçme. Sakın vazgeçme.”