18 Eylül 2017 Pazartesi

85) DOKTOR OX'UN DENEYİ - JULES VERNE



İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Alev Özgüner
90 sayfa


“Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy! Gelişim devam ediyor ve biz geride kalmak istemiyoruz.”

Jules Verne’nin bu kitabını son siparişimde almıştım. İndirimde olmasıyla dikkatimi çekmişti –şaşırtıcı olmadı değil mi?-

Doktor Ox’un Deneyi, Jules Verne’in ön plana çıkan kitaplarından biri değil. Kendisi 90 sayfalık bir kısa roman yani novella. Bu nedenle ben de yol için uygun olduğunu düşündüm ve Balkanlar’ı gezerken yanıma aldım.

Kitaptan beklentim, yazarın diğer okuduğum kitapları gibi bilimkurgu tarzında bir öykü olmasıydı. Doktor Ox’un Deneyi’ni konu itibariyle fazla basit buldum, sonunu tahmin etmemek imkansız gibi. Seyahat ederken okudum diye mi bilmiyorum ama bana akıcı da gelmedi. Bilimkurgu türünden çok hicive yakındı. Belki bilimkurgu baskın bir hikaye ummasam, kitabı daha çok sevebilirdim.

Çocukken okuduğum Verne kitaplarının yanına yaklaşabileceğini düşünmüyorum ya da “biz büyüdük ve kirlendi dünya.” 😜

Eğer okuduysanız, siz de Quiquendone halkının deneye maruz kaldıktan sonraki hallerini günümüze benzettiniz mi?

Fotoğraf: Mostar / Bosna - Hersek




15 Eylül 2017 Cuma

84) KORKUYU BEKLERKEN - OĞUZ ATAY


İletişim Yayınları
196 sayfa


Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay’ın tek hikaye kitabı ve içinde sekiz hikaye barındırıyor.

Kitap ismini, aynı isimli hikayeden almış ki benim favorilerimden biri kendisi. Korkuyu Beklerken’le birlikte, Unutulan’da benim için üst sırada yer alıyor. Kitabı okumadan önce, Unutulan hikayesinin kısa filmini izlemiştim. Eğer izlemek isterseniz: tık

Korkuyu Beklerken, benim için hikayelerden oluşan Tutunamayanlar gibiydi.

Okurken önsözü sakın es geçmeyin. Önsözün kitabı, Oğuz Atay’ı çok iyi anlattığını düşünüyorum.

Not: Kitabı Kitap Eylemi ile okuduk, şu anda blogunda çekiliş var, katılmak isterseniz ismine tıklamanız yeterli.

“Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?”

“Yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.”

“İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı.”

“Yalnızlığa dayanmanın en önemli şartı, her şeye karşı hazırlıklı bulunmaktır.”

“Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? Çünkü sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi.”

“Hep kötü olaylar, can sıkıcı yaşantılar tekrarlanıyordu; güzellikler, bir kere görünüp kayboluyordu.”


“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”


Fotoğraf: Saraybosna / Bosna - Hersek


12 Eylül 2017 Salı

83) TANTE ROSA - SEVGİ SOYSAL

iletişim yayınları

İletişim Yayınları
103 sayfa

Tante Rosa, Sevgi Soysal’dan okuduğum ilk kitap. Toplamda on dört hikayeden oluşuyor ama hepsi birbiriyle bağlantılı, Rosa’nın hayatından bir kesiti bize sunuyor.

Yazar kitabı “anneanne ve teyzesinden başlayıp kendisinde biten bir kadınlık çizgisi” olarak tanımlamış.

Tante Rosa bence de kadınlığın, özgürlüğün, cesurluğun, hataların, tutunamama halinin, yeni başlangıçların kitabı.

Hikayeler biraz hüzünlü, bazen güldürücü, yer yer eleştirel… hatta bence zaman zaman çocuksu.

Ayrıca Seni Seviyorum Rosa adında filmi de varmış. Henüz izlemedim ama izleyeceğim.

“ ‘Ben içimi öldüremem,’ dedi Rosa, ‘çünkü içim prensestir. Prenses prensindir ve prensin olan bir şeyi öldürmeye sizin bile yetkiniz yoktur.”

“Çirkinlikleri tekrarlamaktansa enayi başlangıçlara koşturmalı.”

“Bir kedi her zaman güzeldir. Açlık, tokluk, aşk, nefret tanımayan sürekli bir güzellik.”

“İnsanları sevmemeye başladı mı insan, insan gibi yaşamayı da sevmemeye başlıyor, insan gibi çalışmayı, kazanmayı, yemeyi, içmeyi, sevişmeyi, ölmeyi.”

“Tante Rosa hiçbir zaman acı çekmedi denebilir. Ama yaşamak zorunda olmak, sürdürmek, ısrar etmek. Bu Tante Rosa demektir.”

“Her şey özlenebilir. Her şey tutku konusu olabilir. Her şey aynı ölçüde kutsal ve aynı ölçüde aşağılık olabilir.”


“Herkesle alay edilebilir. Ama kendi alaylarını yöneltmek yüceltmek elindedir kişinin.”


3 Eylül 2017 Pazar

82) GECE UÇUŞU - ANTOINE DE SAINT-EXUPERY

zeplin kitap

Zeplin Kitap
Çeviri: Alper Turan
118 sayfa


Fuarda Antoine de Saint-Exupéry kitaplarını görünce aklıma bir soru takılmıştı: Neden yazarın Küçük Prens dışındaki kitaplarını hiç araştırmadım?

Küçük Prens’i tekrar tekrar okuyan biri olarak, jetonumun geç düşmesine vahlanarak iki kitabını almıştım.

Bunlardan biri Gece Uçuşu’ydu.

Kitap 1930 yılında posta taşımak için gece uçuşlarında tehlikelere göğüs geren pilotları anlatıyor. Yazarın kendisi de pilot olduğu için, şaşırtıcı bir konu değil.

Gece Uçuşu, bende Küçük Prens etkisi yaratamasa da güzel kitaptı.

“Bir kez seçim yapıldıktan sonra insan aldığı riski kabul edip hayatı sevebilirdi. Aşk gibi hayat da insanı sınırlardı.”

“Yönetmelikler, bir dinin törenlerine benzer; saçma görünürler ama insanları şekillendirirler.”

“Ne hüzünlüdür gecenin engellerine doğru kör bir ok gibi fırlatılan bir posta uçağının yaktığı o ufak ağıt!”

“Çünkü olaylar yönlendirilebilir. Onlar boyun eğer ve biz yaratırız. İnsanlar da zavallı yaratıklardır ve onlar da yaratılırlar.”

“Yaşayan bir şey kendi yolunu açar, yaşamak için kendi yasalarını kurar ve hiçbir şey buna direnemez.”


“İnsan hayatından daha değerli hiçbir şey olmasa da, sanki insan hayatından daha değerli bir şeyler varmış gibi davranıyoruz… Ama nedir bu?”


31 Ağustos 2017 Perşembe

81) DİLEK ŞURUBU - MICHAEL ENDE

kabalcı yayıncılık

Kabalcı Yayıncılık
Çeviri: Leman Çalışkan
200 sayfa



Son zamanlarda Michael Ende ismi sık sık karşıma çıkıyordu. Kabalcı’nın da durumu ortada, yazarın kitaplarını bulmak çok kolay değil artık. Bu nedenle sanıyorum ki Kadıköy Kitap Günleri’nde Dilek Şurubu’nu görünce almadan geçememiştim.

Kitaba başladığımda fark ettim ki, ilkokulda ben kendisini okumuşum. Dilek Şurubu bir çocuk kitabı. İblis Şarlatan ve teyzesi Zalime Vampirsoy’a karşı dünyayı korumaya çalışan kedi ve kargayı anlatıyor.

Gerek konusuyla gerek çizimleriyle iyi bir çocuk kitabı olduğunu düşünüyorum. Beni ilkokul günlerime götürdü.

Yılbaşı zamanında geçen hikaye bence tam bir kış kitabı ama bu sıcaklarda kışı özleyenler için de biçilmiş kaftan. Keyifli okumalar :)

Not: İyi bayramlar 💚

“O sana hiç iyi davranmadı ki! Sadece seni evcilleştirdi, buraya alıştırdı.”

“Tutto é ben’ quel’ che finisce bene…”


29 Ağustos 2017 Salı

80) CRESS - MARISSA MEYER (Ay Günlükleri #3)

bir ay günlüğü kitabı

Artemis Yayınları
Çeviri: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
548 sayfa



Cress, serinin üçüncü kitabı ve kapağından da anlaşıldığı üzere Rapunzel’i anlatıyor.

Tabii Cress’in yanında, Cinder, Kai, Scarlet, Wolf ve Thorne –yani kahramanlarımız- da maceralarına devam ediyorlar.

Cress’i karakter olarak Cinder ve Scarlet kadar çok sevemedim. Bu nedenle kitabın ilk yarısı da, bana diğer kitaplara göre sönük kalmış geldi. İkinci yarısında olaylar başlayınca elimden bırakamadım o da ayrı. :D

Ay Günlükleri genel olarak sevdiğim bir seri oldu, devamını da merakla okuyacağım.

Serinin Diğer Kitapları:
1. Kitap: Cinder
2. Kitap: Scarlet

“Biliyor musun, ben çocukken prenseslerin taç takıp çay partileri düzenlediğini sanırdım. Artık gerçek bir prenses tanıyorum ve doğrusunu istersen biraz hayal kırıklığına uğradım.”


“Belki de kader diye bir şey yoktur. Belki kader dedikleri, bize sunulan imkanlar ve onlarla ne yaptığımızdır.”


27 Ağustos 2017 Pazar

79) TIFFANY'DE KAHVALTI - TRUMAN CAPOTE


Sel Yayıncılık
Çeviri: Meral Alakuş
125 sayfa


Tiffany’de Kahvaltı kitabı kadar filmiyle de tanınan bir eser.

Film izlemek için rastgele bir siteye girerseniz karşınıza çıkar, sosyal medyada replikleri döner, Audrey Hepburn’ün klasikleşmiş pozunu görmeyen yoktur.

Bunların üzerine, Bülbülü Öldürmek’de yazar Dill karakteri için Truman Capote’den esinlenince kitabı okumanın zamanı geldi diye düşündüm, ardından da filmini izlerim. –Dill’i pek sevmediğimi belirteyim-

Kitap, Holy Golightly üzerinden Amerikan rüyasını anlatıyor. Aslında Amerikan edebiyatında böyle kitapları severim. Ancak Tiffany’de Kahvaltı beni hayal kırıklığına uğrattı.

Sosyal medyanın her şeyi abartmasını bu yüzden sevmiyorum işte. Okumadan/izlemeden önce beklenti tavan yapıyor ve sonra eser kendinden beklenenleri karşılayamıyor.

Kitaptaki karakterleri de pek sevemedim. Yazarın diline, yaptığı edebiyata, eleştirdiği yaşama bir şey demiyorum ama Tiffany’de Kahvaltı benim için çok kalıcı bir eser olmadı.


“Onun değerini anlayabilmek için duygusal olman gerek; biraz şair gibi.”

“Sana güven veren kim olursa olsun ona çok şey borçlu sayılırsın.”

“Kalbini bir yabaniye vermemelisin: Onları ne kadar çok seversen, onlar da o kadar kuvvetlenirler. En sonunda ormana kaçacak kuvveti kazanırlar.”


“Vatan dediğin rahat ettiğin yerdir. Ben hala öyle bir yer arıyorum.”


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...