l'auberge espagnole etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
l'auberge espagnole etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2019 Cumartesi

Film: Les Poupées Russes



Geçen sene Floransa’ya gitmeden önce L’Auberge Espagnole filmini izlemiştim. Erasmus’a gitmeden önce izlenmesi tavsiye edilmişti. Serinin devam filmi Russian Dolls ise ana karakterimiz Xavier’in beş yıl sonraki hayatını anlattığı için Erasmus dönüşü izlemeye karar vermiştim. İzledim.

Filmi beğendim. İlk filmde hissettiğim -nasıl tarif edeceğimi bilmediğim- duyguyu, bu filmde bana vermeyi başardı. Sanki o senaryodan biri olabilirmişim gibi. Bazı sahneler ve replikler benim içsel sorunlarıma değiniyor gibi. Eski dostlarla buluşmak gibi.

Xavier’in çok sevmediği ekonomiden uzaklaşıp, hayalindeki meslek olan yazarlık için çabalaması filmin beğendiğim yönlerinden biriydi. Bir sürü insan hoşlanmadığı işlerde çalışıp mutsuz olurken, sevdiği iş için çabalaması gerçekten değerli benim gözümde. Ben de kendim için evrene mesaj yollayayım Xavier yoluyla.



Tabii ki hayat yine sorunsuz ilerlemiyor. Bu sefer de aşk hayatı, ilişkiler su yüzüne çıkıyor. Burada Xavier’i çok anladığımı söyleyemem. Filmi izleyenler Moskova’da geçen günleri kast ettiğimi anlamışlardır. Buraya standart bir söz bırakalım: erkekleri anlamak mümkün değil.

Ana karakterimiz dışında diğerlerinin de hayatlarını, değişimlerini izlemek güzeldi.

Film harika şehirlerde geçti: Paris, Londra, Moskova. Ayrıca bolca tren sahnesi vardı. Çok severim.

Serinin üçüncü filmi de var, bakalım onu ne zaman izleyeceğim? Göreceğiz.

“Bir kızla bir hikayeye başlamak, bir yolculuğa çıkmak gibidir. Ne kadar yakın olduğunuzu ancak beraber uzaklara gittiğinizde anlarsınız.”



7 Eylül 2018 Cuma

Film: L'Auberge Espagnole


2002 yapım olan L’auberge Espagnole filminin adını –sanıyorum ki- interrail sayfasında gördüm. Bir posta yorum olarak “Erasmus’a gitmeden İspanyol Pansiyonu’nu kesin izleyin” yazmışlardı. Eh, ben de kaçırır mıyım? Tabii ki kaçırmam!

Konusuna çok kısa bakacak olursak, Fransa’da üniversite okuyan Xavier adında bir öğrenci bir yıllığına İspanya’ya Erasmus için gidiyor. Amacı Maliye Bakanlığı’nda çalışabilmek için İspanyolca öğrenmek ve İspanya hakkında biraz bilgi sahibi olmak. Belgelerini halledip, uçağa biniyor, kalacak tam olarak bir yerinin olmadığı Barcelona’ya doğru yola çıkıyor.


Film tanınan çevreden ayrılmanın zorluğunu, konfor alanından çıkmayı, bulunulan yeni ve karmaşık ortama adapte olmayı çok güzel anlatmış. Kahramanımızın filmin başında gereken belgeleri hazırlamak için gösterdiği çabayı da gerçekçi buldum hatta daha bile zor bir süreç. Mesela, ben Erasmus Ofisi, fakülte ve fotokopiciler arasında koştururken yollar bile eskimiş olabilir.

L’auberge Espagnole benim için etkileyici, hayranlık uyandırıcı ve sımsıcak bir filmdi. Aynı süreci şu an yaşıyor olmam da beğenmeme neden olmuş olabilir. Gençliğin getirdiği bunalımları, geleceğin belirsizliğinin verdiği sıkıntıyı, gitme isteğini, yurt dışında yaşamayı ve Barcelona’yı yansıtma şeklini sevdim.



Film aslında bir üçleme, Xavier’ın Erasmus'tam dönüşüyle devam ediyor. Bu yüzden ben de döndüğümde ikinci filmi izlemeyi planlıyorum.

Gençlik filmi seviyorsanız, tavsiye edebilirim. Erasmus’a gidecekler ya da gitmeyi düşünenler için ise biçilmiş kaftan diyebilirim.

“Kendi kendimize ‘Gittiğime seviniyorum, güçlüyüm’ deriz ama havaalanında düşündüm ki terk etmek o kadar da kolay değilmiş.”