![]() |
13
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Ahmet Cemal
62 sayfa
|
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu okumaya sevgili Birpembesever’in
yorumuyla karar verdim. Vizelerin bitmesiyle memlekete dönerken de yolda
bitirdim.
Kitap annesinden sevgi görmeyen küçük bir kızın, karşı dairede
oturan yazara ‘aşık’ olmasını anlatıyor. Adını öğrenemediğimiz karakterimiz
büyümesine rağmen bu aşkı hiç solmuyor ve en sonunda yazara her şeyi anlatan
bir mektup yazıyor: “Sana, beni asla tanımamış olan sana.” İşte kitabımız bu
mektuptan oluşuyor.
Diğer okuduğum Zweig eserlerine göre bir tık daha iyi olsa da,
yıldızımın hala yazarla barışmadığını söylemeliyim. Bilinmeyen Bir Kadının
Mektubu yazardan okuduğum üçüncü kitap ama hala seçtiği konuları sevmiyorum.
Karakterimizin yaşadığı duygunun aşktan çok hastalıklı bir tutunma hali
olduğunu düşünüyorum. Bence çıkarılması gereken ders, insanlar eğer çocuklarına
gereken özeni veremeyeceklerse, dışarıda sevgi aratacaklarsa anne baba
olmasınlar. Yazık.
Zweig biyografileriyle ünlü olduğu için belki ileride bir
biyografi kitabını okurum… Belki… İleride…
“Yalnızca
seninle konuşmak istiyorum. Sana ilk defa her şeyi söylemek istiyorum; bütün
hayatımı bilmelisin, o hayat ki, hep senindi ve sen onu asla bilmedin.”
“…çünkü
daracık hayatları olanlar, kapılarının önüne gelen her yeni karşısında meraka
kapılırlar.”
“Ve
insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.”
“Senden
elimde senden elimde tek bir satır yok şu son saatlerimde, hayatımı vermiş
olduğum insandan tek bir satır bile yok. Bekledim, çaresizlik içinde kalmış
biri gibi bekledim. Ama sen beni çağırmadın, tek bir satır yazmadın … bir tek
satır bile…”
