10 Nisan 2016 Pazar

Yaşamdan Kareler / Büyükada


İstanbul’dan bunalıp yine düştük yollara. Bu sefer Büyükada’ya gittik. Tarihleri ayarlamamız zor oldu, küçük aksilikler çıktı ama yılmadık. :D

Cuma günü İstanbul’da hava kapalıydı. Yağmur yağmayacağını umarak vapura bindik. Yolculuk kitap ve telefonlarımızı yanımızdaki küçük çocuktan kurtarmaya çalışarak geçti. :D



Vapurdan indiğimizde önce otelimizi bulduk ve kıyafetleri bırakarak sırt çantamızı hafiflettik. Otelin yanındaki kafeden ada haritası aldık artık gezmeye hazırdık. Yürümeye başlamıştık ki arkadaşım “Elif saçımda bir şey var.” dedi. Ta ta ta taam! Kuş sağ olsun, zaruri ihtiyacını üzerinde gidermiş. :D Şans faktörünü de artı puan ekleyip yola devam ettik.


Gezilecek yerler listemizde cuma gününü yetimhaneye ayırmıştık. Büyükada en çok gittiğim ada olmasına rağmen kimseyi yetimhaneye tırmanmaya ikna edememiştim. Bu sefer böyle olmadı ve gittik!


Bina otel olarak tasarlanmış lakin ‘halkın ahlakını bozacağı’ düşüncesiyle yönetimden izin alınamamış ve yetimhane olarak kullanılmış. Dünyanın en büyük ahşap yapılarından biriymiş.

Benim ilgimi çeken ise orada yaşanan korku filminden fırlamış gibi görünen olay. Yetimhanenin ön cephesine yangın çıkmış. Bir çocuk bahçedeki kuyuya düşmüş ama kimse oraya bakmayı akıl edemediği için ölüme terk edilmiş. Bu olaydan sonra kuyunun içinden çocuk sesi duyulmaya başlamış.



Bence artık kaliteli korku filmleri yapmamızın zamanı geldi. :D Yetimhanenin bu hikayesi bana The Orphanage’i anımsatıyor. Belki de bu yüzden Rum Yetimhanesi’ni görmek istedim.



Yetimhanenin bahçesine bile girmek yasak, parmaklıklar ardından inceledik. Kuyuyu bulduk. Çığlıklar çok korkunçtu demek isterdim ama çam hışırtılarından başka ses yoktu. :D Bir gruba yetimhanenin hikayesini anlattım. Gezi rehberliğini sevebileceğime karar verdim. :D



Sahile inerken saat 6 olmuştu. Bisiklet sürüp, ardından yemek yemeye karar verdik. Bir saat sahilde gezip hevesimizi aldıktan sonra mavi masalarıyla ilgimizi çeken Fayton Restaurant’a oturduk. Yemek yerken kendimizi kaybetmişiz. :D


Gece sahilde yürümek, İstanbul’a dönmek zorunda olmamak bize Adalı gibi hissettirdi. Sanki hep orda yaşamışız ve yaşayacağız…


Ertesi sabah planladığımız zamandan, bir saat rötarla uyandık. Kahvaltıyı Aşıklar Tepesi’nde yapmaya karar verip, bir faytona atladık. Aslında ben atlara yapılan kötü muameleye karşıyım ve aynı zamanda ada kokuyor. Mis gibi çiçek kokması gerekirken… Anladınız siz. :D

Aşıklar Tepesi’nde, aslında adanın her yerinde gözümüzde Hatırla Sevgili canlandı. Yaseminlerin ve Ahmetlerin evini bile aradık. :D



Önceki çıkışımda “Bir daha tırmanmayacağım!” nidalarım yalan oldu ve Aya Yorgi’ye gittik. Dik yürüyüş parkurumuzun her noktasında yine söylendim buna rağmen bir sonraki sefer için plan yapmaktan geri kalmadık. Azap yokuşunu tekrar çıkmak zorundayım. :D



Aya Yorgi’nin üst tarafındaki Yücetepe Kır Gazinosu’nda limonatalarımızı içip biraz dinlendik. İnişe geçtiğimizde yol çok kalabalıktı. İnsanlar ellerinde ipliklerle –dilek dilemek içinmiş- tırmanıyorlardı. Hafta sonu adaları bu yüzden sevmiyorum, İstanbul’dan farkı kalmıyor.


İnerken dikkatimizi Adakule sapağı çekti. Görmezden gelemedik tabii, o tarafa yöneldik.  Çok kısa bir yürüyüşten sonra Adakule bütün ihtişamıyla karşımıza çıktı. Yangın kulesinin içine de girilmiyor.

Ardından Bilge –arkadaşım- “Sahile inelim, kumlarda biraz yatarız.” deyince haritamızı aramaya başladık. Çantaları boşalttık, ceplerimize baktık ve haritayı bulamadık. Tahminen Aya Yorgi’ye tırmanırken dinlendiğimiz bankta unuttuk.



Biz de rastgele inmeye başladık ve Reşat Nuri Güntekin’in eviyle karşılaştık. Bu evi geçen sene annemle gezerken de görmüş, burada yaşasak yazar olabileceğimize kanaat getirmiştik. :D


Sahil arayışımıza devam ederken Adalar Müzesi’yle karşılaştık ve girmeye karar verdik. Öğrenci 3 TL. Müze binası, eskiden hangarmış. Öncelikle size adaların oluşumu hakkında 10 dakikalık bir video izletiliyor, ardından müzeyi gezmeye başlıyorsunuz.  Adalarda ticari hayat, tarihi evler, bahçe düzenlemesi, adalarda yaşayan ünlüler gibi konularda bilgi sahibi oluyorsunuz. İlgimi en çok çekenin yetimhaneden kalan eşyalar olduğunu söylememe gerek yok sanırım. :D



Yıllar önce ailemle Büyükada’ya geldiğimizde satılık bir ev görmüştük. Ben fotoğrafını çekip alalım diye yalvarmıştım. Düşünün artık nasıl bulutlarda yürüyorsam… :D Hatta ev üzerine hikaye yazmıştım. Müzede öğrendim ki o, bahçe düzenlemesiyle ünlü tarihi bir köşkmüş. :D


Müzeden çıktığımızda vapura yetişecek kadar vaktimizin olduğunu gördük, adaya veda ederek iskeleye doğru yürüdük. Uzun bir yolculuktan sonra Kabataş’a vardığımızda vapurdan inmek istemedik. İstanbul’a dönmek demek sorunların geri gelmesi demekti. Sıradan hayata geri dönüp, monotonluğun içinde çırpınmaktı.


Bir kitabın bitmesi gibi, son sayfayı çevirip kapağı kapattık ve Kabataş’a adımımızı attık.


39 yorum:

  1. Ne güzel anlatmışsınız adayı şu an orda olmak istedim :). Yetimhanenin acıklı öyküsüde oldukça üzücü :( kaleminize sağlık. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zehra Ertuğru,
      Üzücü ama ilgi çekici de :)) Teşekkür ederim, ben de şu an adada olmak isterdim :))

      Sil
  2. Ne güzel anlatmışsınız adayı şu an orda olmak istedim :). Yetimhanenin acıklı öyküsüde oldukça üzücü :( kaleminize sağlık. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba,

    "Ada" söylenişiyle de anlamıyla da sevdiğim bir şey. Bir adada yaşamak fikri bile güzel. Büyükada'ya bir kere gitmiştim ama kapsamlı bir gezi olmamıştı. Bir gün tekrar yolum düştüğünde anlattıklarınız aklımda olacak :)

    Renkli günler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Engin Ergin,
      Umarım kapsamlı bir şekilde gezme şansınız olur, biz de her yerini gezemedik, zamanımız yetmedi. :))

      Sil
  4. Geçen yaz üç kere teşebbüs ettik gidip de kalmaya hepsini iptal etmek zorunda kaldık. Umarım bu yaz başarabiliriz :)

    Harika bir kaçamak olmuş, keyifle baktım fotoğraflara :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Handan,
      Planların iptal olması beni çok üzüyor ya, umarım bu yaz istediğiniz gibi olur :))
      Gerçekten harikaydı :D

      Sil
  5. Kaç kere gittim, hatta konaklamalı gittim yani vaktim boldu ama çok istesem de yetimhaneye tırmanmayı hep erteledim. Ne iyi yapmışsınız. Heves ettim şimdi:)
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sezer Eser Peker,
      Diğer gidişinizde tırmanırsınız :)) Ama bahçesine bile girilmiyor maalesef ://

      Sil
  6. Aşıklar Tepesine son gidişimde oradaki sergilerden bir ayna bir de tarak almıştım. Tarak kırıldı. Ayna hala sağlam. :) Yücetepe Kır Gazinosu? Ya biliyorum ama adını bilmiyorum. Ya da hiç bilmiyorum.:) Ada'ya gidip aynı gün dönmek eziyet gibi. Aslında sizin yaptığınız gibi kalmak oranın gecesini de yaşamak lazım. Kısmet belki bir gün gerçekleşir bu dilegim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zülal Garipkuş,
      Biliyorsunuzdur, Aya Yorgi'nin oradaki çay bahçemsi yer var ya adı Yücetepe Kır Gazinosu'ymuş :D Biz de çiçeklerden yapılan taçlardan almıştık, sizinki daha kullanışlıymış :)) Umarım gerçekleşir :))

      Sil
  7. Harika bir kitap anlatımı gibi... fotoları görünce ben de gezmiş gibi oldum adayı. 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Calimero,
      Beğenmişsinizdir adayı umarım :)) Teşekkür ederiim :))

      Sil
  8. Çok benzer bir yazıyı geçen yıl bu dönemlerde ben de yazmıştım. :) Büyükada güzel... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kafa Dergi,
      Kalabalık olmayınca daha da güzel :))

      Sil
  9. Ne iyi yapmışsın, yetimhane olayı korku filmi gibi hakikaten:( Reşat Nuri'nin evine bayıldım, bizim Üsküdar'daki bir komşumuzun da adada böyle beyaz köşkü vardı, hala duruyor mu bilmem senin gibi çok imrenmiştim:))ee zengin bir aileydi, bizler de ancak iç geçriyoruz olsun ya sağlık olsun varsın köşkümüz olmasın:) sağlık, huzur versin Allah...kedilerin güzelliği de gözümden kaçmamıştı, o bahsettiğim köşke de bir mevlüt nedeniyle gitmiştik, bahçede kediler boldu:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bücürük ve Ben,
      Köşkümüz de olsa güzel olurdu ama :D Ben köşklerin içine giremedim maalesef, umarım bir gün... Adaların kedilerine bayılıyorum ben de, çok tatlılar :))

      Sil
  10. Sende bir adalar hayranlığı var :))

    YanıtlaSil
  11. Çok güzel bir yazi olmuş, daha önce buyukadayi gezme fırsatım olmadi ama senin sayende biraz daha merakim artti :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rabia Nihal,
      Umarım yakın zamanda gezme fırsatın olur, adaları çok seviyorum :))

      Sil
  12. ben de eşimle çıkarken istanbula çok giderdim. onunla büyükadayı gezmiştim. eski günlere götürdün beni ^-^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Demirkadın Demir,
      Eminim ki çok güzel günlerdir :))

      Sil
  13. Mini tatil gibi olmus ama icine bir suru aktivite sigmis cok guzel anlatmissiniz gittigimde hic bu kadar cok gezmek aklima gelmezdi bir dahaki sefere bende bol bol gezicem boyle:) ozellikle yetimhaneyi cok merak ettim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Süslü Püslü,
      Adaya gittiğinizde çevredeki restaurant ve cafelerden ada haritası bulabilirsiniz, biz öyle gezdik ya da Adalar Müzesi'nde daha detaylı haritalar satılıyor :)) Çok faydalı oluyor :))

      Sil
  14. Beni de bir gezdirirsin artık ehehe :D
    Gönül ister gidip görmeyi amma ve lakin, belki gelecek yaza.
    Yine güzel bir yazı olmuş blogcanıımm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kalem Fili,
      Gelecek yaza bekleniyorsun :D Tüm adaların haritaları mevcut şu an ben de :D Teşekkür ederiim :**

      Sil
  15. Valahi çok kıskandımmmmm. Ben bir kez geldim büyük adaya, öğrenci grubu getirdiğimiz için kısıtlı zamanda sadece faytona bindik ve döndük. Faytondan çektiğim bir kaç poz ve ada temalı bisiklet dışında elimde kalan hiçbir şey yok. Şöyle doyasıya gezemedim ya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cafe Tigris,
      Gel beraber gezeliiim :D
      Öğrencilerle de keyfi farklı olmuştur ama :))

      Sil
  16. Senin bu gezilerin İstanbul özlemimi depreştiriyor :D Ki çok da şehirlere sevdalı biri değilimdir. Reşat Nuri en sevdiğim Türk yazardır, bir gün evini görmek nasip olur umarım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nazlıhan,
      İstanbul gezilmek için güzel de, yaşayınca yorucu oluyor :D Benim de ilk okuduğum romandı Çalıkuşu, o yüzden Reşat Nuri'yi severim :)) Umarım yakın zamanda görürsüün :))

      Sil
  17. Ne kadar güzel anlatmışsın kareler de çok güzel emeğine sağlık :) en kısa zamanda büyük adaya gidicem daha önce gitmiştim ama sen böyle güzel anlatınca bir daha gitmek geldi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sessizkaldım,
      Benim de hep adalara gidesim geliyor, çok seviyoruum :))

      Sil
  18. Her bahar mutlaka giderim ben de geçen yıl 23 nisandan gidip kilisede dilek dilemiştim gerçekleşti çok şükür dileğim bu yıl da gidip şeker dağıtacağım adeti öyleymiş =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Manolya Özkan,
      Aaaaa :D Ben de zeytin yağı götürüyorsun diye biliyordum :D Dileğinin gerçekleşmesine sevindim :))

      Sil
  19. harika bir gezi yazısı olmuş ve fotoğraflar muthiş bende bu sene gitmeyi istiyorum hiç gitmedim de :( :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatım Kitap,
      Kesinlikle gitmelisiin, seveceksin :))

      Sil
  20. büyükada. en sevdiğim yer. şu müzeye gitmedim ya gideyim. yetimhane ben de uzaktan bakıyom hep tabisi. ah o tırmanış iyidir. bütün adanın çevresini bir gündüzde yürüyor insan yaklaşık. ya bişi sorcam. otel kaç liraydı gecesi. :) çokzel bişi yapmışsınız yaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deeptone,
      O tırmanış iyi değil Deep ya çok yorucu :D Müzeye de uğra eveet :)) 120'ydi :))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...