Oğlak Yayınları
Çeviri: Rekin Teksoy
954 sayfa
Decameron dünya edebiyatında ilk hikaye kitabı olma özelliğini
taşımakta. İtalyan yazar 14. yy’da eserini kaleme almıştır. Hikayelerin altındaki
dipnotlardan da anladığım kadarıyla başka birçok yazar bu hikayelerden esinlenmiş.
14. yy İtalya’sında eserler Latince yazılıyor ama halk İtalyanca
konuşuyordu. Boccaccio bu farkı ortadan kaldırmak için büyük bir adım atmış ve
Decameron’u kadınlar için halk diliyle yazmıştır.
Decameron kelime anlamıyla ‘on günün kitabı’ demek. Veba
salgınından uzaklaşmak isteyen yedi kadın ve üç erkek şehir dışına çıkarlar.
Her gün öğleden sonra birbirlerine hikaye anlatırlar. On günde toplam yüz
hikaye olur. Günler ilerledikçe bana göre hikayeler git gide birbirlerine
benzemeye başladı. Bazen ben bunu okumuştum gibi geri dönüşler yaptım. J
Hikayeler din adamlarını kötülüyor ve cinsellik içeriyor. O
dönemde bunları yazabilmek, biraz cesaret işi ve belki biraz da Rönesans’ın
aralanan kapısı…
Eğer hikaye söz konusuysa durum öykülerini daha çok seven ben
için, yüz hikaye biraz zorluydu. Art arda okumak yerine her gün birer tane
gitmek daha mantıklı ama kendimi de tanıyorum; öyle yaparsam unuturum,
kenara atılır.
Çevirisine gelirsek, memnun kaldığım bir çeviriydi. Tam metin
tek çeviri Rekin Teksoy’unmuş. Önsözde bu, diğer çevirilerle karşılaştırılarak
uzun uzun anlatılmış.
Hem ilk olduğu için, hem Ortaçağ’ı anlamak için okunması
gerektiği kanısındayım. J
“Acıları paylaşmak insana özgü bir davranıştır; herkese yaraşır, özellikle de başkalarının desteğine gereksinme duymuş ve bu desteği görmüş olanlara.”
“Hak etmeyenleri yükseklere taşıyıp, hak edenleri aşağılarda bırakan, yazgı değil mi?”
“Yozlaşmış bir beyin bir sözcüğü hiçbir zaman sağlıklı bir biçimde anlamaz; dürüst olandan yarar sağlamaz. Buna karşılık dürüst olmayan da, aklı başında bir insana zarar veremez, tıpkı balçığın güneşi sıvayamaması, çamurun gökyüzünün güzelliğini örtmemesi gibi.”
