rekin teksoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rekin teksoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2017 Salı

43) PALOMAR - ITALO CALVINO


Yapı Kredi Yayınları
Çeviri: Rekin Teksoy
99 sayfa


Palomar, Calvino’dan okuduğum ilk kitap.

Calvino, İkinci Dünya Savaşı sırasında direniş hareketlerine katılmış ve İtalya Komünist Partisi’ne üyeymiş. 1985 yılında ise geçirdiği beyin kanaması sonucu aramızdan ayrılmış.

Palomar üç bölümden oluşan, kısa bir roman gibi görünse de kolay okunmuyor. Belki de benim modum değildi ama kitabın ana fikrini tam alabildiğimi düşünmüyorum.

Karakterimiz Bay Palomar, günlük hayatta gördüklerini inceliyor, fikirler üretiyor, bağlantılar kurmaya çalışıyor, anlam yüklüyor. Kitap bunlardan oluşuyor.

Pek benlik bir kitap değildi ya da dediğim gibi okuma zamanım gelmemişti. Daha kesin bir yargıya varabilmek için Calvino’nun başka bir kitabını denerim belki de ileride…

“Görüşlerini ya da düşüncelerini açıklamak için herkesin kendini paraladığı bir çağda ve ülkede, Bay Palomar, herhangi bir şey öne sürmeden önce, dilini üç kez ısırmak alışkanlığı edindi. Dilini üçüncü kez ısırdıktan sonra da, söylemek istediği şeye hala inanıyorsa, söylüyor: İnanmıyorsa susuyor.” /84

“Biraz miyop, dalgın, içedönük olduğu için, genellikle gözlemci olarak tanımlanan insan tipine girmiyor yapısı.” /91


“ … evren, içinde yalnızca kendimizde tanımayı öğrendiklerimizi görebileceğimiz bir aynadır.” /95


13 Şubat 2016 Cumartesi

12) DECAMERON - GIOVANNI BOCCACCIO


Oğlak Yayınları
Çeviri: Rekin Teksoy
954 sayfa

Decameron dünya edebiyatında ilk hikaye kitabı olma özelliğini taşımakta. İtalyan yazar 14. yy’da eserini kaleme almıştır. Hikayelerin altındaki dipnotlardan da anladığım kadarıyla başka birçok yazar bu hikayelerden esinlenmiş.

14. yy İtalya’sında eserler Latince yazılıyor ama halk İtalyanca konuşuyordu. Boccaccio bu farkı ortadan kaldırmak için büyük bir adım atmış ve Decameron’u kadınlar için halk diliyle yazmıştır.

Decameron kelime anlamıyla ‘on günün kitabı’ demek. Veba salgınından uzaklaşmak isteyen yedi kadın ve üç erkek şehir dışına çıkarlar. Her gün öğleden sonra birbirlerine hikaye anlatırlar. On günde toplam yüz hikaye olur. Günler ilerledikçe bana göre hikayeler git gide birbirlerine benzemeye başladı. Bazen ben bunu okumuştum gibi geri dönüşler yaptım. J

Hikayeler din adamlarını kötülüyor ve cinsellik içeriyor. O dönemde bunları yazabilmek, biraz cesaret işi ve belki biraz da Rönesans’ın aralanan kapısı…

Eğer hikaye söz konusuysa durum öykülerini daha çok seven ben için, yüz hikaye biraz zorluydu. Art arda okumak yerine her gün birer tane gitmek daha mantıklı ama kendimi de tanıyorum; öyle yaparsam unuturum, kenara atılır.

Çevirisine gelirsek, memnun kaldığım bir çeviriydi. Tam metin tek çeviri Rekin Teksoy’unmuş. Önsözde bu, diğer çevirilerle karşılaştırılarak uzun uzun anlatılmış.

Hem ilk olduğu için, hem Ortaçağ’ı anlamak için okunması gerektiği kanısındayım. J


“Acıları paylaşmak insana özgü bir davranıştır; herkese yaraşır, özellikle de başkalarının desteğine gereksinme duymuş ve bu desteği görmüş olanlara.”

“Hak etmeyenleri yükseklere taşıyıp, hak edenleri aşağılarda bırakan, yazgı değil mi?”

“Yozlaşmış bir beyin bir sözcüğü hiçbir zaman sağlıklı bir biçimde anlamaz; dürüst olandan yarar sağlamaz. Buna karşılık dürüst olmayan da, aklı başında bir insana zarar veremez, tıpkı balçığın güneşi sıvayamaması, çamurun gökyüzünün güzelliğini örtmemesi gibi.”