anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2020 Pazar

BİZİM KÖY - MAHMUT MAKAL

11
Varlık Yayınları
183 sayfa


Bizim Köy’ü annemin arkadaşı sayesinde okudum. Elif’e götür diye anneme yürüyüşte vermiş. Ben de hemen başladım.

Bizim Köy, Mahmut Makal’ın anılarından oluşuyor. Kitapta kendi köyünü ve öğretmenlik yaptığı köyü dört ana başlıkta anlatmış: Geçim Derdi, Köy Hayatından Sahneler, İnanışlar, Okul ve Okuma.

Kitap 50’lerin Anadolu köyünü konu alıyor ama bugün de durum çok farklı değildir gibi geliyor. Yazar halkın önyargısını, yeniliklere kapalılığını, eğitime bakışını, adetlerini ve zihniyetini ortaya koyuyor. Cumhuriyetin yetiştirdiği genç bir öğretmenin yoksulluk ve karanlıkla nasıl savaşmak zorunda kaldığını anlatıyor.

Bizim Köy etkileyici ve çarpıcı bir kitap. Ülkenin gerçekleri insanı biraz da karamsarlığa sürüklüyor. Okurken hep gözümde Bir Zamanlar Anadolu’da filminin mekanları canlandı.

Okunması faydalı olur diye düşünüyorum özellikle öğretmenler tarafından.

“Türk köyünü hala “Çoban kaval çalar anın-hayati şairanedir” mısralarındaki levhayla düşünenler bu memleketi tanımıyorlar, onun gerçekleriyle hallü hamur olmadıkça köyü bildiğimizi iddiadan, onun adına avukatlık etmekten vazgeçelim bari." /47

““Her şeye katlanarak yaşamak gerek” ama canını yitirmesen bile yaşamanın anlamını yitirirsin.” /57

“Her kederi bir sevinç takibediyor, yoksa katlanılmazdı bu hayatın acılarına.” /58

“Köylü alim değildir ama, ariftir.” /156



11 Eylül 2019 Çarşamba

İSTANBUL'UN KUYTU KÖŞELERİ - AYDIN BOYSAN

68
Yapı Kredi Yayınları
227 sayfa


İstanbul değişik bir sevda, bunu yıllar önce sevmeyen biri olarak söylüyorum. İstanbul’un gezmek için güzel olduğunu ama asla yaşamak istemeyeceğimi belirtiyordum. Şimdi ise, yaşamak için zor bir şehir olduğunu kabul etmekle birlikte uzaklaştığımda özlüyorum. İnsanlar olarak ne kadar çirkinleştirmeye çalışsak da hala kişiliğini koruyan bir şehir; hala asil, hala gözbebeği… Yabancı arkadaşımı gezdirirken tepkilerini gözlemlediğimde, bir kez daha ne kadar özgün olduğunu anladım.

İstanbul’un Kuytu Köşeleri, Aydın Boysan’ın anılarından oluşuyor. Günümüzde o köşeler kuytu değiller ama kitaptaki İstanbul’u düşünün, nüfusu bir milyonu aşmamış… Kulağa harika gelmiyor mu?

Boysan’ın anılarıyla o günün İstanbul’una göz atmış oldum. Birkaç yerde kadınlara bakışı beni rahatsız etti ama çok didiklemeden genel hatlarına odaklandım. İstanbul hakkında bilmediğim şeyleri, mesela semtlerin isimlerinin nereden geldiğini, öğrenmek hoşuma gitti.

Keyifle okudum.

Günün Şarkısı: Sonbahar ve İstanbul ikilisini birleştiren şarkı: Teoman – İstanbul’da Sonbahar

“Bayramlar, yaşamın kilometre taşlarıdır, yüreklerin temizlenme günleridir. Yüreklerin kapısı, penceresi açılır, durağanlaşmış ruh haletleri dışarı atılır, içeri temiz hava doldurulur.”

“Su kenarında yaşamak… Bu yaşama biçimi, tiryakilik doğurur. İstanbullu, su tiryakisidir. Su görmediği yerde yaşamak, ona zevk vermez “Leb-i derya”da yaşamak gibi kavram, yani “denizin dudaklarında” yaşamak, eski İstanbullunun aşkıdır.”

“İnsan mutluluk arar. Mutluluğu şimdiki toz duman yaşayışta bulamayınca, çocukluğumuzun çağrışımlarından medet umuyoruz.” /Haldun Taner

“En belalı zamanın bile, iyi bir yanı bulunur. Örneğin kötü zamanlarda, mizah gelişir. Daha ne istersin? İnsan kafasında mizah şimşekleri çaktıkça, ortalık aydınlanır…”

“Bir ağacın, bir çiçeğin kökleri gider gider, durur. Bir insanın ruhsal kökleri gider, gider… Durmaz… Dünyanın da dışına, aya-güneşe gider… Yine durmaz. Bugüne yarına değil, ışığın vardığını öğrendiği yerlere kadar uzanır.”

4 Haziran 2017 Pazar

45) BANA ATATÜRK'Ü ANLATTILAR - HIFZI TOPUZ


Remzi Kitabevi
186 sayfa


Kitabı okumaya Eylemcan’la başladık çünkü ortak kitabımızdı. Bitiş tarihi aynı olmadı ama sağlık olsun. :D Birlikte nice ortak kitaplara diyelim :D

Bana Atatürk’ü Anlattılar, Hıfzı Topuz’un Akşam gazetesi ‘Cumhuriyeti Kuranlar Anlatıyor’ ve TRT ‘Her Hafta Bir Konuk’ için yaptığı röportajların derlemesi… Kitapta ayrıca General Trikupis’in anıları ve Hıfzı Topuz’un kendi anıları da var.

Kitabı okurken sürekli aklımdan ‘Atatürk keşke biraz daha yaşasaydı’ cümlesi geçti. Belki bu durumda olmazdık…


“Atatürk devrimlerinin savunulmasında üç değişmez ilke vardır: düşünce ve vicdan özgürlüğü, kadın hakları ve yeni yazı.”


3 Mayıs 2017 Çarşamba

32) KALEMİMİN SAPINI GÜLLE DONATTIM - FERHAN ŞENSOY


Orta Oyuncuları Yayınları
541 sayfa



Ferhan Şensoy’u isim olarak biliyordum ama daha teferruatlı tanımam Eylemcan sayesinde oldu. Kitabına başladım, Ferhangi Şeyler’i izledik…

Kalemimin Sapını Gülle Donattım, uzun süreli okumalarımdan biri ve ilk Ferhan Şensoy kitabım.

Kitap bir otobiyografi, çocukluğundan başlıyor, Galatasaray Lisesi’ndeki günleriyle devam ediyor, ardından Fransa, Kanada günleri…

Bir günlük gibi, oldukça samimi.

Şensoy kendi anılarının yanında, o yıllarda ülkenin durumuna esprili dille değinmiş.

Benim en sevdiğim kısmı Galatasaray anılarıydı. Devamında okumam biraz(!) yavaşladı.

Ferhan Şensoy’un otobiyografik kitaplarına başlamak istiyorsanız, ilki olan Kalemimin Sapını Gülle Donattım’ı tavsiye ederim.

Eylamcan’a çok teşekkür ediyorum :)

“Sınavlar tükendi, sınavlar başlıyor. Sınavlar tükenmiyor.” / 212


“Siz bir doğulusunuz. Biz batılılar bu duyguları, bu biçimlerde algılıyamıyoruz. Belki de eksik bir yanımız. Sizin bu tartışılmaz kararlılığınız da bizim anlayamadığımız bir şey. Biz herşeyi tartışır, doğrusunu bulunca hemen fikir değiştiririz. İlk düşüncemizde inat etmeyiz, o düşünceden vazgeçmeyi bir gurur konusu yapmayız. Aslolan doğruya ulaşmaktır. Diyelim ki daha akılcıyız, ancak bu köşeli akılcılığımızla, hiç bir zaman aşkı sizin kadar yoğun yaşayamıyoruz.” /495


22 Nisan 2017 Cumartesi

28) GERÇEK HESAP BU! - NEJAT İŞLER


Can Yayınları
182 sayfa

 
Nejat İşler’i severim.

Tüm dizi ve filmlerini izlemedim, o kadar iddialı değilim ama oyunculuğunu özellikle de sesini etkileyici buluyorum.

Gerçek Hesap Bu şöyle bir kitap: Nejat İşler’le karşılıklı oturmuşsunuz, laf lafı açmış sıra onun anılarına gelmiş, o anlıyor siz dinliyorsunuz. 

Samimi bir anlatı kitabıydı, akıcıydı, kısa zamanda bitti. Behzat Ç ve Kaybedenler Kulübü başlıklarıyla karşılaşmak da ayrı sevindirdi.

Daha ‘derin’ anılar bekleyenler için hayal kırıklığı olabilir ama ben keyifle okudum.

“Acılar yaşanmadan değeri anlaşılmıyor galiba…”

“Ben insanlığımdan sorumluyum önce, mesleğim sonra gelir.”

“Bu memlekette kadın olmak bizatihi devrimci bir durum.”

“Mekanların ruhunu insanlar belirliyor gibi gelir bana hep. Şahane bir yerde rahatım kaçar bazen, bazen de boktan gözüken bir yerde mükemmel hissederim kendimi.”


“Garip, kendi içinde bir hikayesi olan, birazdan intihar etme ihtimali bulunan insanlardık.”


14 Şubat 2017 Salı

Dizi: Sherlock ve The Sherlock Holmes Museum



2010 - ...
İngiltere
Suç, gizem, dram


Bloga izlediğim diziler hakkında hiç yazmamıştım. Bugün Sherlock’un son bölümünü izledikten sonra düşüntüm taşındım ve unutmamak için yazmaya karar verdim.

Neyi unutmamak derseniz, dizi hakkındaki düşüncelerimi derim.

Bildiğimiz gibi Sherlock Holmes Arthur Conan Doyle tarafından yaratılan romanları ve hikayeleri olan bir dedektif. Zaman içinde birçok dizisi ve filmi çekildi. Bunlardan benim en sevdiğim 2010’da başlamış olan Sherlock isimli günümüze uyarlanan dizidir. 





Sherlock’un bölümleri 90 dakika (1 saat 28 dakika) sürüyor lakin dizi, sevenlerini yeni bölüm için aylarca, yıllarca bekletiyor.

Diziyi çıktığı zaman izlemeye başlamıştım, o günden beri Sherlock ve Benedict Cumberbatch benim için özdeşleşti. Filmleri de seyrettim ama Robert Downey Jr.’ı Sherlock olarak göremedim.


Günümüzde geçen dizide, Sherlock yine zeki, yine suç çözüyor ama bilgisayar, telefon kullanıyor. Hatta çok sevgili John Watson’da blog yazıyor. Karşılarına zorlu olaylar çıkıyor, Moriarty geliyor, zihin yakıcı problemlerle uğraşıyorlar. 

Martı Yayınları

Sherlock’un uzun aralarından birinde Tüyap’tan aldığım Sherlock Holmes Tüm Hikayeleri’ne başladım. Kitapların sırasını araştırmadan okuduğum için mi bilmiyorum ama bana basit geldiler. Sherlock olayları kazara çözüyor gibiydi. Dizideki zekasını hikayelerde göremedim, hatta art arda okuduğum için bunaldım. Kitabı bitirdiğimde Sherlock’u eskisi gibi sevmiyordum ve dizinin yeni bölümlerini bile izlemedim.



Derken zaman geçti ve bu yaz Londra’dayken arkadaşım Sherlock Holmes müzesine gidelim dedi. Elimizde haritalar Buckhingham Sarayı’ndan Baker Street’e yürüdük. Kendimi çok istekli hissetmesem de –malum Sherlock’tan soğumuşum ya- oraya kadar gitmişken görelim düşüncesi var. 


Baker Street’e ulaştığımızda müzenin önünde uzun bir kuyruk vardı. Ben “Beklemesek mi, tüm gün geçecek” falan diyorum. İyi ki arkadaşım ısrar etmiş ve girmişiz. Buradan ona kalpler. 💕





 Bilet 15 pounddu. 221B Baker Street / Sherlock Holmes Museum toplamda 3 kattan oluşuyor. Sherlock ve John’un oturdukları salon, hikayelerin canlandırıldığı odalar vs.




Hediyelik eşya almak isteyenler için ise mağaza var. Ben ayraç almıştım. O gün sadece Buckhingham Sarayı’nı ve Sherlock Holmes Museum’u görebilmiştik. 


4. sezonun başlamasıyla Sherlock yine dikkatleri üzerine çekti. Dizinin bitmesi söz konusuydu. Sanırım benim final haftamdı. Ben de tatilde Sherlock’u baştan izlemeye karar verdim.

İlk bölümde jeneriğini duyduğum anda çok özlediğimi fark ettim. Tatilde hedeflerimden sadece birini gerçekleştirebildim: Sherlock’u bitirdim. Ana karakterlerimizin yanında Molly Hooper, Irene Adler hatta çok sevmesem de Mary Watson unutulmaz kişiliklerdi.



4. sezon 3. bölüm “The Final Problem” dizinin sonu olabilir. Eğer devam etmezse, beni tatmin eden bir final oldu.

Uzun lafın kısası yine Sherlock kitabı okuyup sevmezsem, dönüp bu yazımı okuyacağım. Dizideki Sherlock’u, özellikle John’u seviyorsun Salıncak, bunu unutma! The game is on!


10 Şubat 2017 Cuma

10) MARTI JONATHAN LIVINGSTON - RICHARD BACH


Epsilon Yayıncılık
Çeviri: Kader Ay, Aslı Tümerkan
147 sayfa


Martı Jonathan Livingston uzun zamandır aklımda olan ama yeni okuyabildiğim kitaplardan biri.  Adından da anlaşabileceği gibi bir martının hayatını anlatıyor. İsmi Jonathan olan martımız, sıradan bir martı değil.

Çocuk kitabı gibi görünse de, büyüklerin de okuması gereken kitaplardan. Küçük Prens gibi…

Konusu itibariyle bir martıyı anlatsa da, aslında alegorik bir eser. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla tarzında…

Kitap hayatımızda uygulamamız gereken mesajlar da veriyor. Örneğin her zaman topluma uyum sağlamanın doğru olmadığı gibi… Bazen doğru bildiğimiz, öğrenmek istediğimiz şeyler için engelleri atlamamız gerektiği… Koyun psikolojisini aşmayı ve ipleri elimize almayı vb…

Dediğim gibi her yaşa hitap eden bir hikaye Martı. Yine de çocukken okumuş olmak isterdim.

martı anıları

Anıma konu olan martı


Alegoriyi bir yana bırakırsak, martıyla ilgili küçük bir anımı anlatayım size arkadaşlar. Martılar benim gözümde vapurların peşinden uçan, simit yiyen, İstanbul’la ilgili efsanelere konu olan canlılardı. Bir de fotoğraflarda çok güzel çıkıyorlardı.

Bir gün Bilge’yle Beşiktaş sahilde oralet içiyoruz. Sanırım her zaman olduğu gibi Ada’ya gitme planı yapıyorduk. Denizin kenarında da bir martı, kendi kendine takılıyor. Bir süre sonra denize bakmak için kafamızı çevirdiğimizde ne görelim? Canlı bir yengeç ve onu yemeye çalışan bizim martı! Canlı canlı, kıtır kıtır gözlerimizin önünde yedi yengeci. O gün benim için martının şiirselliği bitmişti.

Ta ki Martı Jonathan’la tanışana dek!

Belki martılar da bizim hakkımızda aynısını düşünüyorlardır. Her şeyi yiyen, hayvanlara zarar veren, doğayı kirleten insanoğlu… Umarım onlar da İnsan Jonathan Livingston’larla tanışabilir.

İyi okumalar J

“Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz!”

“Cennet bir yer, bir mekan değildir, bir zaman dilimi değildir. Cennet öğrenmektir, mükemmelliktir.”

“Gitmek istediğin her yere, istediğin her zaman gidebilirsin.”

“Düşündüğün en son hızda herhangi bir yere uçabilmek için daha şimdiden oraya vardığını kabul etmelisin.”

“Eğer ne yaptığını iyi biliyorsan her zaman başarırsın. Başarmak için ne yaptığını bilmek gerek.”

“Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, bildiklerinin ötesine geçmeye çalış.”