distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2020 Cuma

OTOMATİK PORTAKAL - ANTHONY BURGESS

32
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Dost Körpe
168 sayfa

“Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi?”

Otomatik Portakal birkaç yıl önce merakla aldığım ancak içeriğindeki şiddettin fazlalığına dair yorumlar nedeniyle ertelediğim bir kitaptı. Kitaplığın önünde ne okuyacağıma karar verememiş, aklımdaki kitapları da okumak içimden gelmezken elim Otomatik Portakal’a gitti. Kitapların da zamanı var sevgili blog ahalisi ve Otomatik Portakal’ınki gelmişti.

Öncelikle belirtmeliyim ki korktuğum kadar şiddet yoktu kitapta. Daha doğrusu ölçüsüz şiddet mevcuttu ancak günlük dilde okuduğumuz ve ayrıntılı olmadığı için rahatsız edici değildi. Benim için huzur kaçıran yönü bu şiddet dolu eylemlerin sıradanlaşmış olmasıydı.

Otomatik Portakal, argo bir dille yazılmış. Çeviriyi çok beğendim, dilimize bu kadar uygun çevrilebilirdi.  

İnsan olmayı sağlayan unsur özgür irade mi diye sorgulamalarda bulunduysanız, bu kitabı okumak isteyebilirsiniz. Ben Mütevazi Anlatıcınız, yorumuma burada son veriyorum. Sağlıkla kalın, ölçüsüz şiddetten kaçının.  

“Bu dünyaya sırf Tanrı’yla bağlantı kurmaya getirilmediniz. Böyle şeyler insanın tüm gücünü ve iyiliğini tüketebilir.”



18 Haziran 2019 Salı

1984 - GEORGE ORWELL

43
Can Yayınları
Çeviri: Celal Üster
350 sayfa

1984, okumaya geç kaldığım bir distopya.

Neden derseniz, öncelikle yaz mevsiminde değil, kışın okumam gerekiyormuş. Bence tam bir kış kitabı. Diğer geç kalmışlığım ise şu: Distopya türünü okumaya başladığımda 1984’ü okumalıydım. Çok fazla distopya okuduğum için yeterince etkilenmediğimi düşünüyorum. Hayvan Çiftliği benim için daha vurucuydu.

Bireyselliğin olmadığı, geçmişin, şimdinin hatta geleceğin yönetildiği, düşünmenin suç olduğu bir dünya… Ürkütücü değil mi? Aynı zamanda kulağa olabilir gibi geliyor. Celal Üster’e göre 1984 geleceğe ve şimdiye uyarı niteliğinde: “Belki de, gelecek şimdi olduğunda artık çok geç olacağına ilişkin bir uyarı.”

Siz benim yaptığımı yapmayın, geç olmadan okuyun. Kitaplı günler!

“Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir.”

“Özgürlük, iki kere iki dört eder diyebilmektir.”

“Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi.”

“Bazı şeyler geri gelmiyordu, insan bir daha geriye dönemiyordu. İnsanın içinde bir şeyler ölüyor, yanıp kül oluyordu.”



10 Şubat 2019 Pazar

HASTALIK - ONUR GÜRLEYEN


1
NotaBene Yayınları
228 sayfa



Türk yazarlardan okuduğum distopyalar bir elin parmaklarını geçmez. Hastalık’da bu kitaplardan biri.

Öncelikle bir distopyada Türk isimleri okumak hoşuma gitti. Keşke daha çok yazılsa çünkü edebiyat yazıldıkça gelişiyor ve güzelleşiyor… İsimlerden bahsetmişken, kitaptaki kahramanlardan çoğunun adı üç harfli: Ata, Ali, Ece, Ulu, Efe… Belli bir anlamı var mı diye sormadan edemedim.

Kitap, ‘hastalık’ süreciyle değişim geçiren insanları ve bu duruma karşı koymaya çalışan halkı konu alıyor. Çabuk okunmasına rağmen distopik romana göre durağan olduğunu düşünüyorum. Merak unsuru çok yoktu hatta kitabın sonunda sorularımın cevabını da alamadım.

Dikkatimi çeken diğer nokta hayatta kalma mücadelesi içindeyken bile ana karakterimizin kızlara bakabilmesi oldu. Böyle bir durumda kızları düşünmek yerine, yemek depolamak daha mantıklı olurdu sanki. Yiyecekleri azalana kadar doğanın verimliliği akıllarına gelmedi ve bu da bana garip geldi.

Dediğim gibi distopik romanlarda ilerleyecek yolumuz var ama ne kadar çok yazılır ve okunursa, bu türün o kadar gelişeceğini düşünüyorum.

“İnsan korkmalı, sizi büyük işler yapmaya sevk eden şey budur. Ancak gerçekten korkabiliyorsanız gerçek cesareti gösterebilirsiniz. Değişimden korkuyorsanız da gerçek acıyı yaşayabilirsiniz!”

“Bombalar şehirleri yerle bir etse de, insanlar savaşıp birbirlerini kıyasıya öldürseler de, kediler daima sokaklarsa geziyordu.”

“Her zaman kitaplar okuyucusunun onlardan alabildiği kadar vardırlar ve insan yaşlandıkça bambaşka birisi olabilirdi.”



7 Ekim 2017 Cumartesi

94) FAHRENHEIT 451 - RAY BRADBURY

ithaki

İthaki Yayınları
Çeviri: Zerrin Kayalıoğlu
        Korkut Kayalıoğlu
238 sayfa



Fahrenheit 451, kitap severleri en çok etkileyecek distopyalardan biri herhalde.

“Fahrenheit 451: Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir.”

Bu cümleyi bile okuyunca kalbiniz teklemiyor mu? Çünkü kitapların olmadığı, yakıldığı bir dünyayla karşı karşıyayız.

Ayrıca kitabın önsözü de –bence-, roman kadar etkiliydi. Ray Bradbury yazmış ki: “… eğer altıncı yaşlarının sonuna doğru tüm ülkelerdeki bütün çocukların kütüphanelerde yaşayarak hemen hemen ozmos (geçişme) yoluyla öğrenmelerini sağlarsak, işte o zaman, uyuşturucu, sokak çeteleri, tecavüz ve cinayet rakamlarımız sıfıra yaklaşacaktır.”

Fahrenheit 451’in korkutucu yönü, gelecek gerçekten böyle olabilir. Günümüzde uygulanan sansürleri ve insanların kendi tercihleri olarak kitap okumamalarını göz önüne alırsak, bu distopik dünya pek de uzak görünmüyor.

Fahrenheit 451 bir günde bitirdiğim bir kitap oldu. Böyle bir distopyada yaşamadığım için derin bir nefes alıp, kapağı kapattım. Es geçilmemesi gereken bilimkurgu – eleştiri eserlerinden.

Bol kitaplı günler diliyorum, hayat kısa, okumaya devam!

“İlk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. Her birini bir insan düşünüp yaratmıştı. Bir insan onları kağıda dökmek için günlerini veriyordu.”

“Hiç de anayasanın dediği gibi, kimse eşit ve özgür doğmamıştır, herkes eşit yapılır.”

“Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Eksik bir şey var. Çevreme bakıyorum. Kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, son on ya da on iki yıldır yakmakta olduğum kitaplar.”

“Kitaplar bize ne tür eşekler ve aptallar olduğumuzu hatırlatmak içindir. Kitaplar, tören alayı büyük bir gürültü içinde caddede ilerlerken, Sezar’ın kulağına ‘Unutma, Sezar, sen de ölümlüsün,’ diyen pretoryen muhafızlarıdır.”


“Gözlerini merakla doldur (…) ve sanki on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa. Dünyayı gör. Fabrikalarda yapılan veya parası ödenen herhangi bir rüyadan daha muhteşemdir.”




20 Ağustos 2017 Pazar

76) EGO HAYATIN KAYNAĞI, MANASI VE HAYSİYETİ - AYN RAND


Plato Film Yayınları
Çeviri: Şerif Yıldız
65 sayfa


“ ‘Biz’ kelimesi ilk kelime, bilinen ilk şey olamaz, olmamalıdır. Bu kelime insanların ruhuna ‘Ben’den önce yerleştirilmemelidir. Yoksa bir canavar haline gelir.”

Bence kitabı anlatan en iyi cümle bu alıntı.

Ayn Rand, objektivizmin kurucusu olarak tanınıyor ve Hayatın Kaynağı yazardan okuduğum ilk kitap.

Burada parantez açayım, aslında Kitap Eylemi’nin sayesinde Ayn Rand’ın kim olduğunu, hangi görüşü savunduğunu biliyordum. Bu kitapta Eylemcan’ın kütüphanesinden.

Hayatın Kaynağı aslında bir distopya. Tabii distopya derken young adult türünde yazılan, fantastikle harmanlanmış türden bahsetmiyorum. Belli bir felsefesi, amacı olan distopyayı kastediyorum. Kendisi ders verici niteliğinin yanında aslında bir nevi kolektivizmin eleştirisi niteliğinde.

Kısa ama öz oluşuyla Ayn Rand’a başlamak için iyi bir kitap gibi geldi bana. Şu an yeni basımları bulunmuyor, ben Eylemcan sayesinde okudum ama eğer elinize geçerse farklı bir bakış açısı için kaçırmayın derim.

“Bu dünyanın sırları herkese açık değil, sadece onları arayanlara ve bulmasını bilenlere açıktır.”

“Mutluluk o kadar yüksek bir değer ki, daha üstün bir hedefin bile peşinde koşmaya ihtiyacım yok. Mutluluğum herhangi bir sona giden bir araç da değil. O gidilebilecek en son nokta, ulaşılabilecek en büyük hedef. Kendi kendimin hedefi, kendi kendimin sebebi…”

“Ahlaktan yoksul kişilerin, iyi insanların erdemine ve güçsüzlerin, güçlü insanların kuvvetine el uzatmasını; ahmakların, düşünen kafaların irfanına ortak olmasını, kısaca meziyetin alabildiğine alçaltılıp kabahatin alabildiğine yüceltilmesini temin eden tek şey yine bu ‘Biz’ kelimesidir.”


12 Ağustos 2017 Cumartesi

72) KIZIL KRALİÇE - VICTORIA AVEYARD


Pegasus Yayınları
Çeviri: Onur Kınacı Birler
388 sayfa


Kızıl Kraliçe, çıktığında kapağıyla dikkatimi çekmişti. Buraya kapaklardan etkilenen Salıncak çizelim.

Bu yılın başında Eylemcan kitabı takasla edindi, benim okumam yine geç oldu ama güç olmadı. :D Güç olmadı diyorum çünkü kitap çok kolay okunuyor. Ne ara başladım, ne ara bitti anlamadım bile.

Kızıl Kraliçe bana kitap boyunca Açlık Oyunları’nı anımsattı. Sadece üç kitap yerine iki kitap yazılmış gibi. :D Bu yüzden benim için Açlık Oyunları’nın gölgesinde kalmaya mahkum oldu.

red queen, pegasus yayınları


Kitap, distopik ve fantasik karışımı. İnsanlar kan rengine göre sınıflara ayrılmış ve gümüşler tarafından yönetiliyorlar. Fantastik kısmı ise, gümüşlerin özel yetenekleri var.

Kızıl Kraliçe iki kitaplık bir seri, biz de henüz ikincisi yok. Bu nedenle devam edebilirim de, etmeyebilirim de… Göreceğiz. :D

“Bizi birbirimizden en azından dış görünüş olarak farklı kılan Gümüşlerin dik duruşlarıydı. Bizim sırtlarımızsa çalışma, karşılıksız kalmış umutlar ve kaçınılmaz hayal kırıklıklarıyla dolu hayatımız yüzünden bükülmüştü.”


“Ben onlardan biriydim. Özeldim. Ben bir kazayım. Bir yalanım.”


17 Mayıs 2017 Çarşamba

37) BİLDİRGE - GEMMA MALLEY


Tudem Yayınları
Çeviri: Tufan Göbekçin
309 sayfa


Bu seriyi neden kimse de görmedim bilmiyorum. Eylemcan’ın takasları sayesinde kitabı okudum.

Bildirge, üç kitaplık distopik bir serinin ilk kitabı. Olaylar 2140 tarihinde geçiyor.

Daha önce Tudem’den Hayaletin Çırağı serisini okumuştum ve sevmiştim, bu nedenle bu seriyi de beğeneceğimi düşünüyordum –ki öyle oldu.

Bildirge akıcı, hızlı okunan bir kitaptı. Konusunu sevdim. Şu sıralar çok fazla distopya yazılmasına rağmen aralarından sıyrılabileceğini düşünüyorum.

Keyifli okumalar 🌸

“Size ihtiyaç duyan biri varken Artık olamazdınız. Sizi seven biri varken Artık olamazdınız.”


“… dünyanın çok güzel bir yer olduğunu ve burada olduğumuz için çok şanslı olduğumuzu söyleyebilirim. Sonsuza kadar burada olamayacağımız için her anın tadını çıkarmamız gerektiğini söyleyebilirim. Zaten sonsuza kadar burada olmayı da istemiyorum. Bir şeyin sonu olduğunu bilirseniz ona daha çok değer verirsiniz ve her anın tadını çıkarmak istersiniz.”


11 Ekim 2016 Salı

65) CESUR YENİ DÜNYA - ALDOUS HUXLEY


İthaki Yayınları
Çeviri: Ümit Tosun
266 sayfa


Cesur Yeni Dünya, lisedeyken felsefe dersinde işlediğimiz distopyalardan biri. O günden beri okumak istiyordum. Kalemfili ile KoreFenomeni’nin düzenlediği etkinlikle birlikte okuduk.

Orijinal adı Brave New World olan Cesur Yeni Dünya’nın gerçek anlamı Güzel Yeni Dünya olabilirmiş çünkü Shakespeare zamanında ‘brave’ güzel olarak kullanılıyormuş.

Kitap Margaret Atwood’un önsözü, David Bradshaw’ın sonsözünü de içeriyor. Önsöz biraz uzun lakin önsözü bitirince kitaba kendimi kaptırdım. (Önsözü de sonda okuyabilirmişim.)

Kitapta dünya, Ayrıbölge’de yaşayan vahşiler ve Ford’un öğretileri altında yaşayan medeni insanlar olarak bölünmüş durumda. Medeni dünyada herkes mutlu çünkü ‘herkes herkes için’!

Kitap, dünyayı eleştiren bir eser olmanın yanında alegorik de. Karakterlerin adları, önemli siyasetçilerden, yazarlardan vs. kombine edilerek seçilmiş.

Ben bu isimleri önceden araştırmadım, spoilersız okumaya gayret ettim ki bir kısmı okurken anlaşılıyor. Ama okumadan öğrenmek isterim derseniz, vikipedi’de karakter listesi mevcut.

İyi okumalar :D Hala okuyabiliyorken, okuyalım…

“Her şeyin ulaşılabilir olduğu bir dünyada hiçbir şeyin anlamı yoktur.”

“Çünkü zaten işlerini zekice yapacaklarsa genel bir fikirleri olmak zorundaydı, ancak toplumun iyi ve mutlu üyeleri olacaklarsa ne kadar az bilirlerse o kadar iyi olurdu. Çünkü herkesin bildiği gibi, tikeller, erdem ve mutluluğu gerektirir; genellikler ise entelektüel açıdan kaçınılmaz belalardır. Toplumun omurgasını düşünürler değil, oymacılar ve pul koleksiyoncuları oluştururlar.”

“Bu da (…) mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.”

“Birey hissederse, topluluk sendeler.”

“Çünkü eğer gerçekten Othello’ya benzerse kimse anlayamaz, ne kadar yeni olursa olsun. Yeni olursa da, Othello’ya benzeyemez.”

“Fakat istikrar karşılığında ödememiz gereken bedel işte bu. Mutluluk ile eskiden insanların güzel sanatlar dediği şey arasında seçim yapmak gerekiyor. Biz, güzel sanatlardan fedakarlıkta bulunduk.”

“İnsan bir şeylere inanır, çünkü onlara inanmaya şartlandırılmıştır. İnsanın kötü nedenlerle inandığı şeyler için başka kötü nedenler bulmak, işte felsefe budur. İnsanlar Tanrı’ya inanırlar çünkü öyle şartlandırılmışlardır.”


“Ben keyif aramıyorum, Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.”


30 Mayıs 2016 Pazartesi

41) DEVRİMİN KIZI - AMY ENGEL

amy engel, devrimin kızı, yabancı yayınları, kağıt salıncak

Yabancı Yayınları
Çeviri: Aslı Tümerkan
264 sayfa


Devrimin Kızı’nı ilk kitabı okuduktan bir hafta sonra sipariş etmiştim. Okumayı sınav dönemime kadar erteledim. Kurucunun Kızı’nı da vize zamanında okumuştum. :D

Sınav dönemlerimde fantastik, bilim kurgu, hikaye, şiir gibi türleri okumayı daha çok seviyorum. Hem kısa süre de olsa sınav kaygısından uzaklaşıyorum hem de kolay okunuyor. (Neyse ki finaller bitti ve ben de yorumlarımı yazmaya başlayabildim :D)

Devrimin Kızı da bu açılardan iyi bir seçimdi ve bir günde bitti.

Serinin bu kitabında da distopik öğeler baskın değil. Yine de en azından yaşam mücadelesi vardı.

Kitap ağırlıklı olarak aşk konusunu ele almakta. Ivy’nin kendisi olma çabalarını da yabana atmayalım :D Bu konular uzun uzun anlatıldığı için kitap pat diye bitmiş oldu. Sonun biraz daha uzun tutulmasını tercih ederdim.

Yine de belirtmeliyim ki iki kitapla seri tamamlandığı için mutluyum. :D Seriler uzadıkça olaylar saçma bir hal alabiliyor.

Kitabın cildini, tasarımını beğendim ancak ilk kitapta da yaşadığım bandrol sorunu var. Yani bandrolü cilde yapıştırıyorlar ve bandrol kayıp düşüyor. Şömize yapıştırsalar daha mutlu olacağımı söylemek isterim. :D

Son olarak da serilerin çevirisinin aynı çevirmen tarafından yapılmasını tercih ediyorum. Ama maalesef Devrimin Kızı’nda çevirmen değişmiş.

Seri distopya türüne aşina olmayanlar için ideal. J İyi okumalar. :D

“Artık uykunun insana nasıl unutma şansı tanıdığını ama şafakla acının da uyandığını ve insanın bir saliseliğine ne çektiğini unuttuğu için daha da kötü hissettiğini anlıyordum.”

“Ama bir duygunun saçmalığını anlamakla o duyguyu kontrol etmenin çok farklı iki şey olduğunu anlamaya başlamıştım.”

“Daha önce hiç anlamadığım bir şekilde, birini sevmenin her zaman uçmak gibi geleceğini anlıyordum: hayal edilemez bir atlayış, düşme korkusu, kalbin adeta insanın boğazında atmasına sebep olacak heyecan. Bu her zaman imkansız olacaktı; ta ki imkansız olmadığı ana, kişi sadece inancı üzerinde uçana kadar.”


“Bazı insanlar… bazı insanlar asla değişmez. Değişmeleri gerektiğinde bile.”


26 Mart 2016 Cumartesi

30) KURUCUNUN KIZI - AMY ENGEL


Yabancı Yayınları
Çeviri: Merve Özcan
267 sayfa

Kurucunun Kızı bolca reklamını gördüğüm, yorumlarını okuduğum bir kitaptı. Bir gün D&R’da gezerken, indirimlilere göz attım ve Kurucunun Kızı’da oraydı! İndirime dayanamıyorum ve merak ettiğim de bir romandı. Aldım tabii :D

Kış Okuma Şenliği kapsamında okumam gerekirken yetişmedi ve vize haftama kısmet oldu. Evet, sınavlarla birlikte okunabilecek bir kitap, yormuyor, akıcı ve heyecanlı. Kafa dağıtmaya bire bir. :D

Kurucunun Kızı aslında –bence- bir aşk romanı, aşkın içine distopik öğeler serpiştirilmiş gibi. Okurken bir eksi olarak görmüyorsunuz ama yaşanan dünyayı gözümüzde belirginleştirse daha güzel olabilirdi.

Ana karakterlerimiz kurucunun kızı Ivy ve başkanın oğlu Bishop. İkisi de sevilesi karakterler… Özellikle Bishop. :D Okursanız eminim siz de Bishop’ı gerçek hayata taşımak isteyeceksiniz.

Kitabı okurken “Acaba orada yaşasam mutlu olur muydum?” diye mütemadiyen düşündüm. Sınav haftamdı, gergindim üstelik bomba tehdidi her yerdeydi. Bir nevi distopyanın içinde yaşıyordum. Sonuç olarak kitabın içinde de mutlu olmayacağıma karar verdim. :D

Bunların dışında, ciltli kitapları her zaman sevmişimdir ve Kurucunun Kızı’nın cildi harika! :D Kitaplıkta muazzam duruyor. :D

Kurucunun Kızı’nı memlekete dönerken yolda bitirdim ve otobüsten indiğimde ikinci kitabı kitapçılarımıza –aslında kırtasiyemsi- sordum. Maalesef ki bulamadım. İkinci kitabını okumayı merakla bekliyorum :D 

HAYATIN İÇİNDEN NOT: Memleket demişken... Ebeynlerim bana sürpriz yapmışlar ve tüm kitaplıklarımın üstüne iki raf ekletmişler (çalışma masamın üstüne bile). :D Artık okunmuş kitaplar kitaplığımın bir kısmı tek sıra ve okunacak kitaplar kitaplığımın + çalışma masamın da üstü polisiye/aşk/klasik karma oldu. :D Distopyanın içindeki ütopya durumunu yaşayan Salıncak bildirdi. :D 

“Ama onların aksine ben barışın ne kadar da narin olduğunu, nasıl şimdi bile kopma tehlikesinde olan birkaç ince ip telinde asılı olduğunu biliyordum.”

“Eğer kullanıldığının farkındaysan ve yine de buna izin veriyorsan, gerçekten kullanılıyor olur muydun?” 
“Acı bazı insanların anladıkları tek dildir.”

“Aşk kanunlaştırabileceğin bir şey değildi. Aşk tablolardan, grafiklerden ve eşleşme oranlarından daha fazlasıydı. Aşk karışık ve karman çormandı ve rastlantısal büyüsünden onu yoksun bırakmak bir hataydı.”
 “Çünkü herkesin güvenecek birine ihtiyacı vardır.”



30 Kasım 2015 Pazartesi

Film: Açlık Oyunları - Alaycı Kuş Bölüm 2


YAPIM: 2015, ABD

TÜR: Aksiyon, dram, macera
SÜRE: 136 dakika
YÖNETMEN: Francis Lawrence
OYUNCULAR: Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson, Julianne Moore, Elizabeth Banks, Woody Harrelson



Açlık Oyunları serimizi de Alaycı Kuş 2’yle bitirmiş oluyoruz.

Filmi 22 Kasım’da izlemiştim. Yorumunu yapmayı erteleyip durdum. Ne kadar geciktirirsem, filmin olumsuz yanları ortadan kalkacakmış gibi…

Kitaplarını çok sevdiğim Açlık Oyunları serisinin, filmlerini de çok sevmek isterdim.

Öncelikle, bence Alaycı Kuş’u ikiye bölmek hataydı. Alaycı Kuş 1 beni tatmin etmişken, ikisi aynı duyguları uyandıramadı. Hatta arkadaşım filmde uyukladı. Durağandı. “Savaş oldu, nasıl durağandı?” diye sorabilirsiniz. Katniss’in isyanda aldığı rol belli zaten, konu mankeni olarak kullanılıyor. O yüzden filmin geneli yapılan ve bozulan planlarla doluydu.

Genel olarak film dörtlemesini ele alacak olursak, beni hayal kırıklığına uğrattılar. O kadar bütçeyle çok daha iyi filmler beklerdim.


Oyuncu seçimi, baştan beri beni rahatsız eden bir unsur. Ah, Peeta! Kitabın kafamda oluşturduğu Peeta’yla, filmdeki o kadar farklı ki… Peeta masum olmalı, sakin yüz hatlarına sahip olmalı… Peeta, Peeta gibi olmalıydı.

Katniss’de düşündüğümden farklı lakin Jennifer Lawrence o kadar sırıtmamıştı. O'nu Katniss olarak kabul edebilirim.

Kitabın bende oluşturduğu karakter yapısıyla en uyumlu olan Effie’ydi.

Filmler; kitapla bire bir aynı gitti,bu benim için bir artıydı.


Sonuç olarak favori film serilerim arasına giremedi. Ama derseniz ki, “Hadi, Açlık Oyunları izleyelim.”

 İzlerim. 

Yine de ne kadar izlersem izleyeyim, kitapları gibi harika olamayacak.