15 Ağustos 2019 Perşembe

KÜÇÜK KADINLAR - LUISA MAY ALCOTT

61
Nurdan Yayınları
Çeviri: Gökçe Çil
120 sayfa


“Dışarıda sessiz sessiz kar yağarken, içeride şöminede çatırdayan alevlerin ışığında, yün ören dört kız kardeş, konuşuyorlardı. Oturdukları oda eski fakat, rahat bir odaydı. Yerdeki halının rengi soluk, eşyalar basitti. Odanın duvarlarında iki güzel tablo asılıydı. Raflar kitapla doluydu.”

Çok huzurlu bir giriş paragrafı değil mi sizce de? Okuyucuyu hemen içine alıyor ve dört kızla fısıldaşmaya başlıyorsunuz –ya da bana öyle geldi, bilemiyorum.

Küçük Kadınlar filminin –canım Timothée Chalamet ve pek sevdiğim Emma Watson’ın oynadığı- fragmanı çıkınca, kitabını tekrar okumaya karar verdim. Çocukken birkaç kez okuduğumu hatırlıyorum ama bendeki versiyonu tabii ki çocuklar için kısaltılmış hali…

Eserin tam metin hali için internette araştırma yaptım ve gördüm ki hepsi tükenmiş. Fazla yayınevi tarafından da basılmamış zaten… Bu bir dram, yayınevlerinin utancı olmalı bence.

Sonuçta çocukluk kitabımı okumaya karar verdim. Küçüklüğümden beri beğenilerim çok değişmemiş galiba, o zaman da favori kız kardeşim Jo’ydu, hala öyle. (Filmi izleyince kararım değişebilir ama Saoirse Ronan hayalimdeki Jo’yla uyuşmuyor maalesef.)

Çok naif ve mutlu eden bir kitap Küçük Kadınlar… Umarım bir gün tam metnini de okuruz.

“Her zamanki gibi işlerinizi yapın. Çünkü çalışmak en iyi tesellidir. İyi şeyler ümit edin.”



13 Ağustos 2019 Salı

YEDİ GECE - ANNA CAMPBELL

60
Epsilon Yayınları
Çeviri: Zeynep Okan
462 sayfa

Kitap okuyamamaktan yakındığımı biliyorum buna rağmen kitap bitirdiğimde üşengeçlikten yorum yazmayı erteledim. Kendimi üşeniyaaan diyen Fırat karikatürü gibi hissediyorum. Sizce de çok komik ve tatlı değil mi?


Fırat’ı çok severim, hatta civcivli bir karikatürü vardı, ona tüm gün güldüğümü hatırlarım. Neyse, konumuz Fırat değil tabii ki.

Uzun zamandır historical okumamıştım, bloglarda da görünce canım çekti ve Anna Campbell’in Yedi Gece kitabını okumaya karar verdim.

Yaralı bir adamı iyileştirmeye çalışan bir kadının biraz klişelerle bezenmiş aşk hikayesi… Sevdim mi? Sevdim. Historical okumayı özlemişim. Yine de bana göre sonu bu kadar hızlı bitmeseydi daha güzel olabilirdi.

*Bu arada, Yeditepe İstanbul’da on birinci bölüme geldim ve sanki asıl olaylar altıncı bölümden sonra başladı. Avukat ve senetçi dışında tüm karakterleri ayrı ayrı sevdim ama şimdilik Ali favorim. Her karakterin ayrı bir hayat hikayesi var, yer yer yürek burkucu olsa da yaşadıkları mutluluklar beni sevindiriyor. Felaketlere rağmen ayakta kalıp, birbirlerine destek oluyorlar ve hala gülüyorlar. Bu da bana dizilerde önemli olanın kaliteli görüntü veya daha ileri teknoloji kullanılması değil, samimi bir hikaye olduğunu anımsatıyor. Size diziden bir alıntı bırakarak postumu bitireyim:

“Dalgınmışım, sözler birikmiş içimde. Hepsini yarına bırakmışım, yarına; eskimeye. Şimdi baksam gözüme çarpar mı aşkı gösteren işaretler?”


10 Ağustos 2019 Cumartesi

Yaşamdan Kareler: Gezdim Gördüm Yazdım


Merhaba blog ahalisi! Bir süredir yoktum çünkü tatildeydim, öncesinde de kitap okuyamadığım için çok post giremedim. Nedense üzerimde bir üşengeçlik hali var. Umarım yakın zamanda geçer.

Karma bir yazı sizi bekliyor: Gezdiğim bazı yerlerden fotoğraflar, Oruç Aruoba’nın Yürüme kitabından alıntılar, birazda benden durum raporcukları…

Not: Fotoğraflar bana aittir, kullanılmazsa sevinirim.

(Güre↓            Kavurmacılar↓)


Yeditepe İstanbul dizisini izlemeye başladım. 2001-2002 yıllarında yayınlanmış, sanıyorum ki o dönem izlemedim –hoş, izlemiş olsam bile hatırlamam muhtemelen-. Altıncı bölüme geldim, karakterleri sevdim. Umarım devamında da tutturdukları kaliteyi sürdürürler.

Kavurmacılar

Badavut Plajı

“Hep, olmamız gerektiğini düşündüğümüz kendimiz ile –hep biraz ‘şaşarak’- olmakta olduğumuzu gördüğümüz kendimiz arasındaki ayrılık, sanki, orası burası delik bir şemsiyeyle sağanak altında çıkmışız gibi bir etki bırakır üzerimizde.” /OA

Şeytan Sofrası

(Ayvalık↓) 



Eğer biyografi filmlerini seviyorsanız ve orkestra şefi olmak için çabalayan bir kadının hikayesini izlemek isterseniz De Dirigent filmini size önerebilirim.

(Cunda Adası ↓)



“Yaşamın belirsizlikleri acı verir bize; ama, bunları, yaşamın daha hala belirlenebilecek –hem de, bizim belirleyebileceğimiz- yanları olarak görüp, bunlardan mutlu bile olabiliriz.” /OA

Tuncel Kurtiz'in Mezarı / Çamlıbel

Assos Sivrice


Ne okuyorum? Tiranozor Kanyonu adında bir macera kitabının yanında, Oruç Aruoba’nın Yürüme kitabına ve Bilge Karasu’nun Ne Kitapsız Ne Kedisiz’ine devam ediyorum. Üstte de belirttiğim gibi aslında çok okuyamıyorum, macera-historical gibi türlerle düzene sokmaya çalışıyorum.

Assos Antik Kenti

Troya Antik Kenti

“Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir.” /OA

1 Ağustos 2019 Perşembe

İSKANDİNAV MİTOLOJİSİ - NEIL GAIMAN

59
İthaki Yayınları
Çeviri: Alican Saygı Ortanca
309 sayfa

“İskandinav mitleri, upuzun kış geceleri ve bitmek bilmeyen yaz günleriyle soğuk yerlerin mitleridir, tanrılarına saygı duysalar ve onlardan korksalar bile onlara tam manasıyla güvenmeyen ve hatta onları sevmeyen insanların mitleridir.”

Şu an yorumu yazarken burada gök gürültüsü duyuluyor ve aşırı yağmur var. Sanıyorum ki Thor devlerle savaşıyor ehe. :D

İskandinav Mitolojisi, İskandinav tanrılarının hikayelerini anlatıyor. Asgard’ın oluşmasından başlayıp tanrıların nihai kaderi Ragnarök’le sonlanıyor.

İçindeki hikayelerin bazılarına aşina olsam da keyifle okudum. Neil Gaiman’ın çok başarılı bir dil kullandığını belirtmeliyim. Bana Tolkien’in Silmarillion’unu anımsattı. Bu tarz kitapları okurken kullanılan dilde epik esintiler hissetmeyi seviyorum.

Kitaptaki maceralar, tam da Gaiman’ın dediği gibi sakin bir gecede arkadaşlarla otururken anlatılacak türden: “Bu kitaptaki öyküleri okuyun, ardından sahiplenin ve karanlık, ayazlı bir kış akşamında ya da güneşin batmayacağı bir yaz gecesinde Thor’un çekici çalındığında neler olduğunu veya Odin’in, tanrıların bal şarabını nasıl geri aldığını arkadaşlarınıza anlatın…” Böyle bir gece ne zaman olur bilmiyorum ama hey, hikayelerim hazır!

“Ölümün ardından her zaman diriliş gelir.”



30 Temmuz 2019 Salı

ZOR OLSA DA HAYAT DEVAM EDİYOR - RÖVŞEN ABDULLAOĞLU

58
Destek Yayınları
271 sayfa


Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor, gerçekten ediyor.

Rövşen Abdullaoğlu, Azerbaycan’ın çok satan yazarlardanmış; filozof, doğubilimci ve psikologmuş. Kitap, yayınevinin Motivasyon Psikolojisi Serisi’nden çıkmış, yani kişisel gelişim türünde.

Bu tür hakkındaki düşüncelerimi biliyorsunuz ama bazen unuttuğumuz şeyleri hatırlatması güzel oluyor. Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor’da ders çıkarılacak hikayeler, hayattan örneklerle bakış açısının önemini anlatıyor.

Ayrıca kitapta ayetler ve peygamberlerin yaşamından kesitler de vardı. Ben bu tür kitapları, bilimsel açıklamalarla donatıldığında daha çok seviyorum.

Umarım motivasyonum yükselmiştir. Keyifli okumalar!

“Yaşadıklarınızı nasıl tanımlarsanız tanımlayın, yanılmış olmazsınız çünkü hayata hangi pencereden bakarsanız bakın, göreceğiniz şey aslında görmek istediğinizdir.”

“Hakaret içeren davranışlar aslında karşıdakinin kendi içinde yaşadığı psikolojik sorunların bir yansımasıdır.”


25 Temmuz 2019 Perşembe

JANE AUSTEN KİTAP KULÜBÜ - KAREN JOY FOWLER

57
İnkılap Kitabevi
Çeviri: Alp Gökalp
304 sayfa


Birkaç yıl önce The Jane Austen Book Club filmini izleyip sevmiştim. Filmin ardından öyle bir kulüp kurmayı veya dahil olmayı çok istemiştim.

Kitabını kelepir olarak görünce de dayanamayıp aldım. Okumak için tüm Jane Austen romanlarını bitirmeyi bekledim.

Kulüp beş kadın bir erkek olmak üzere altı kişiden oluşuyor ve her ay birinin evinde toplanıp Jane Austen kitabı hakkında konuşuyorlar. Tek bir ana karakter yok, altısının da hayatını öğreniyoruz.

Kitaba göre herkesin özel bir Austen’i var. Bu fikri çok sevdim, benim Austen’im Jocelyn’inkine benziyor: “Jocelyn’in Austen’i aşk ve kur yapma üzerine harikulade romanlar yazardı, ama hiç evlenmemişti.”

Anlatımında beni rahatsız eden şey, altı karakter olmasına rağmen kitabın “biz” öznesiyle başlayıp, zaman zaman üçüncü tekil şahısa geçip yine “biz”e dönmesi. Anlatıcı altı karakterden biri değil, bu yüzden de yedinci bir karakter varmış izlenimi uyandırıyor. Rahatsız ediciydi. Yazım hataları da dikkat çekecek derecedeydi.

Filmi daha çok sevdim ama kitabın da keyifli olduğunu söylemeliyim. (Yine de kapaktaki Alice Sebold’ın yorumu kadar da değil: “Elimde olsa bu kitabı yerdim”.)

“Aşkın kötüye gitmesi Jane Austen’in suçu değildi. Hatta sizi uyarmadığını söyleyemezdiniz. Kadın kahramanları mutluluğu yakalardı bir şekilde, ama kitapta her zaman mutlu sona ulaşmayan başka karakterler de olurdu.”



20 Temmuz 2019 Cumartesi

GENÇ BİR ŞAİRE MEKTUPLAR - RAINER MARIA RILKE

56
Cem Yayınevi
Çeviri: Kamuran Şipal
103 sayfa


 “Bizlere gereken yalnızlıktır, büyük, içsel bir yalnızlık. Kendi içinde yürümek ve saatler boyu kimselere rastlamamak…”

Rilke bir süredir okumak istediğim bir şair. Genç Bir Şaire Mektuplar ise yazarın Franz Xaver Kappus’a yazdığı on mektuptan oluşuyor.

İlk defa okuyacağım yazarlara mektuplarıyla başlamayı seviyorum. Böylece iç dünyasını daha iyi anlayabildiğimi düşünüyorum.

Kitabın ilk 58 sayfası mektuplardan oluşuyor, kalanı ise şairin yaşamöyküsü.

Rilke’nin mektupları çok içten, her konuda fikirlerini içeriyor. Şairi tanımak isteyenler keyifle okuyabilir.

“…tarifsiz yalnızlıklar içinde yaşayıp gidiyoruz, özellikle en derin ve en önemli konularda hepsinden çok büyüyor yalnızlığımız.”