31 Mayıs 2019 Cuma

TEK BAŞINA BİR ADAM - CHRISTOPHER ISHERWOOD

37
Yapı Kredi Yayınları
Çeviri: Fatih Özgüven
131 sayfa

Tek Başına Bir Adam, Amerika’da yaşayan İngiliz profesörün bir gününü anlatıyor. George bir eşcinsel ve sevgilisini trafik kazasında kaybetmiş.

Kitapta George’un sabah uyanmasından başlayarak o gün neler yaptığını okuyoruz. Bir adamın yabancılaşması, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan toplumu, azınlıklar gibi konulara değinmiş yazar. Kendisi de bir eşcinsel ve romanları hayat hikâyesiyle bir bütün oluşturmaktaymış.

Kitabın dilini sevdim. İşaretlediğim çok bölüm oldu ama buna rağmen kitabı beklediğim kadar beğenmedim. Sevgilisi Jim’e kızdım, George’a üzüldüm, George’da kızdım, Charley’in anlamasını diledim, son olaylardan hoşlanmadım.

Filmini de izleyeceğim bir ara, bakalım o nasıl? :)

“Uyanmak, varım ve şu anda demekle başlar.”

“Oturma odası karanlık, alçak tavanlı, pencerelerin karşısına düşen duvarda boydan boya kitap rafları var. Bu kitaplar George’u daha soylu, daha erdemli ya da gerçekten bilge kılmadılar. Onların seslerine kulak vermeyi seviyor sadece, bazen şununkine, bazen bununkine, keyfi nasıl isterse.”

“Hepimiz, bir şeyleri yeterince uzun bir süre görmezden gelmeyi başarırsak, o şeylerin ortadan kalkıvereceğine inandırmaya çalışıyoruz kendimizi…”

“Mesele; gitmek istiyor musun? İstiyorsan, gitmelisin. Kimseye aldırma.”

“Onu hep, nasıl söyleyeyim, bir yol gibi düşünmüşümdür – yani demek istiyorum ki, o hep insanı bir yerlere çıkarır. Onunla hiç yolumu kaybetmem…”

“Siz ve ben farklı olmasak, birbirimize ne verebiliriz ki? Nasıl dost olabiliriz?”

“Ben okuman gereken bir kitap gibiyim. Kitap sana kendi kendisini okuyamaz ki. Kitap, içinde ne yazılı olduğunu bile bilmez. Ben de bilmiyorum. Sen öğrenebilirsin benim içinde ne yazılı olduğunu. Sen yapabilirsin bunu. Ama lütfetmiyorsun.”



29 Mayıs 2019 Çarşamba

BAY PERŞEMBE - G.K. CHESTERTON

36
Alfa Yayınları
Çeviri: Vedat Günyol
223 sayfa


Bu kitabı Eskişehir’de Bilge’yle kitapçıları gezerken görmüştüm. Arka kapağında anlatılan konusunu çok beğenmiş ve taşımak istemediğim not almıştım. İstanbul’a döndüğümde internetten sipariş verdim.

Yazarı da daha önce duymamıştım. G.K. Chesterton 1874 yılında Londra’da doğmuş ve biyografi, eleştiri, din, felsefe konularında 80’e yakın kitap yazmış. Yüzlerce şiiri, 200’e yakın kısa öyküsü ve birçok oyunu varmış.

Bay Perşembe’ye bu kadar heves edince, kargo elime ulaştığı gibi okumaya başladım. Kitap bir dedektifin gizli anarşist örgütüne girmesini konu alıyor. Bu örgütün merkez konseyinde yedi adam mevcut ve her biri de haftanın günleriyle isimlendirilmiş. İlginç bir konu değil mi sizce de?

Maalesef ki kitap beklentimi karşılayamadı. Yazar felsefi konulara girmeye çalışmış olsa da hikayeyle birlikte çok basit kalmış. Polisiye desem kitaba, diyemiyorum. Sonu tahmin edilesi olmuş. 

Keşke konunun hakkı verilebilseymiş…

“Kim korkmadığı şeyleri vurup kırmaya tenezzül eder?”

“…toplum, insanlığın düşmanıdır, en eski ve en katı yürekli düşmanı.”


27 Mayıs 2019 Pazartesi

SONELER - WILLIAM SHAKESPEARE

35
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Talat Sait Halman
158 sayfa


Romeo ve Juliet’in oyununu izlediğimde Soneler’den bahsedilmişti. Ben de okumayı aklıma koymuştum.

Tüm çevirilerin içinde bana kalırsa en zoru şiir çevirmek. Talat Sait Halman’da önsözde bunu açıklamış; nasıl çevirdiğine, yararlandığı kaynaklara ve sonelerin anlamlarına değinmiş.

Kitap bir sayfada sonelerin İngilizceleri, diğer sayfada Türkçeleri olacak şekilde düzenlenmiş.

Beğenmedim diyemem ama çevirilerde şiirlerin ruhunda eksilmeler oluyor, böyle hissediyorum. Bu yüzden beklediğimi bulamadım.

“Görürüm de bitkiler gibi büyür insanlar,
Aynı gök önce okşar, sonra sarsar onları,
Özsuyuyla fışkıranlar gitgide düşüp solar.”

“Öyle körkütük sadık bir köledir ki sevda,
Seni kötü göremez bin kötülük yapsan da.”

“Beklemek cehennemdir, ama beklerim seni”

“Sevgi suyu kaynatır; sevgiyi söndürmez su.”



25 Mayıs 2019 Cumartesi

Film: Les Poupées Russes



Geçen sene Floransa’ya gitmeden önce L’Auberge Espagnole filmini izlemiştim. Erasmus’a gitmeden önce izlenmesi tavsiye edilmişti. Serinin devam filmi Russian Dolls ise ana karakterimiz Xavier’in beş yıl sonraki hayatını anlattığı için Erasmus dönüşü izlemeye karar vermiştim. İzledim.

Filmi beğendim. İlk filmde hissettiğim -nasıl tarif edeceğimi bilmediğim- duyguyu, bu filmde bana vermeyi başardı. Sanki o senaryodan biri olabilirmişim gibi. Bazı sahneler ve replikler benim içsel sorunlarıma değiniyor gibi. Eski dostlarla buluşmak gibi.

Xavier’in çok sevmediği ekonomiden uzaklaşıp, hayalindeki meslek olan yazarlık için çabalaması filmin beğendiğim yönlerinden biriydi. Bir sürü insan hoşlanmadığı işlerde çalışıp mutsuz olurken, sevdiği iş için çabalaması gerçekten değerli benim gözümde. Ben de kendim için evrene mesaj yollayayım Xavier yoluyla.



Tabii ki hayat yine sorunsuz ilerlemiyor. Bu sefer de aşk hayatı, ilişkiler su yüzüne çıkıyor. Burada Xavier’i çok anladığımı söyleyemem. Filmi izleyenler Moskova’da geçen günleri kast ettiğimi anlamışlardır. Buraya standart bir söz bırakalım: erkekleri anlamak mümkün değil.

Ana karakterimiz dışında diğerlerinin de hayatlarını, değişimlerini izlemek güzeldi.

Film harika şehirlerde geçti: Paris, Londra, Moskova. Ayrıca bolca tren sahnesi vardı. Çok severim.

Serinin üçüncü filmi de var, bakalım onu ne zaman izleyeceğim? Göreceğiz.

“Bir kızla bir hikayeye başlamak, bir yolculuğa çıkmak gibidir. Ne kadar yakın olduğunuzu ancak beraber uzaklara gittiğinizde anlarsınız.”



22 Mayıs 2019 Çarşamba

UNUTMA BENİ - HOLLY JACOBS


34
Nemesis Kitap
Çeviri: Burcu Gönül
279 sayfa

Kitap okuyamamamdan yakındığım bir gün, Eylemcan’ın tavsiyesiyle Unutma Beni’ye başladım. Ertesi gün bitti.

Sempatik ve akıcı bir kitap kendisi, dili de oldukça basit. Hemen okunuyor, bu yüzden okuyamama sorunlarına bire bir.

Konusuna bakarsak, küçük yaşta anne olan kahramanımızın evlatlık verdiği kızına yazdığı mektupları, hayatını ve biraz romantizm içeriyor.

Kitapla kalın :)

“Küçük şeyler beni eğlendirirdi. Bu iyi bir şeydi; çünkü hayatımda küçük şeyler büyüklerinden daha fazla yer tutardı.”

“Herkesin hayatında kendisinin en iyi yönlerini görebilen bir arkadaşı olmalıydı. Kusurlarını fark etmeyen, fark etse bile görmezden gelen birisi.”

“…bazen zıt kutuplar birbirini çekebilir. Ve bazen bir şeyin zor olması, onun denemeye değmeyeceğini göstermez.”

20 Mayıs 2019 Pazartesi

ADALARI SEVEN ADAM - D.H. LAWRENCE


33
K Kitaplığı
Çeviri: Celal Üster
37 sayfa

“Adaları seven bir adam vardı. Bir adada doğmuştu, ama çok kalabalık olduğu için oradan hoşlanmıyordu. Onun istediği, tümüyle kendisinin olacak bir adaydı: Orada ille de bir başına yaşaması gerekmiyordu, ama orayı kendi dünyası kılmalıydı.”

Kitabı daha önce duymamıştım, bu yüzden okumak planlarımın arasında yoktu. İnternette adını gördüm ve “Kesin okumalıyım ehe” dedim. Sonuçta adaları seven bir kızdım, bakalım erkek versiyonum nasılmış?

Adaları Seven Adam, kaçma-uzaklaşma duygusunu anlatan uzun bir öykü. İçerik olarak üç adadan oluşuyor. Efendilikten başlayıp yalnızlığa uzanan bu kaçış, nereye kadar sorusunu aklıma getiriyor. Nereye kadar kaçabiliriz? Kaçtığımız her yere kendimizi de götürüyoruz.

Konu açısından güzel olsa da okurken eksik bir şeyler olduğunu hissettim. Bunu da göze alarak, ilginizi çektiyse şans verebilirsiniz.

Not: Sanıyorum ki kitabın basımı tükenmiş, bu nedenle ben e-book olarak okudum.

“Ada artık bir “dünya” değildi. Bir tür sığınaktı.”

“Uyumunu yitirmişti; artık bu dünyaya uymuyordu.”

“Doğanın güçlerini alt edemezsin.”



18 Mayıs 2019 Cumartesi

ŞEYTAN DİSKO - YAPRAK ÖZ

32
Yitik Ülke Yayınları
220 sayfa


Yaprak Öz adıyla Okuma Günlüğüm blogunun sahibi Eren sayesinde tanışmıştım. Ona yazarı seveceğimi hissediyorum diye yorum yapmıştım, o da neredeyse seveceğinden eminim demişti. Bunun üzerine Şeytan Disko’yu almıştım. Başlamam yine zaman aldı tahmin edebileceğiniz üzere :D

Şeytan Disko gerilim türünde, depresyonda olan kahramanımız Deniz’in birtakım görüler görmeye başlamasını ve bunun sırrını ortaya çıkarmaya çalışmasını konu alıyor. Harika mekanlarda geçiyor: Moda, Büyükada, Prag, Abant…

Kitabı çok beğendim. Merak uyandırıcı ve su gibi akıp gidiyor. Yerli yazarlardan böyle kitaplar okumak çok güzel. Filmi de çekilmeli bence. Üçüncü sınıf korku filmlerinden daha iyisini izlemeyi hak ediyoruz.