19 Mart 2016 Cumartesi

27) SONRASI KALIR 1 - EDİP CANSEVER / HAYATIN İÇİNDEN

Yapı Kredi Yayınları
664 sayfa


Edip Cansever’i nasıl sevdim?

Sorunun cevabı için edebiyat bilincimin geliştiği lise yıllarıma dönmemiz gerekir. İkinci Yeni’den ilk tanıdığım isim Cemal Süreya olmuştu. Önce Sevda Sözleri’ni okudum ardından eşi Zuhal’e yazdığı On Üç Günün Mektupları’nı.

İsimce tanıdığım Edip Cansever ise Tomris Uyar’ın anısıyla ilgi alanıma girdi. Her doğum gününde yazdığı şiirler ve peçeteye yazılmış bir yazı… “Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…”

Öyle biriydi işte Cansever. Önce arka planımda kalıp, zamanla, onu okumaya hazır olduğumda kendini fark ettirdi.

Sonrası Kalır 1 ilk okuduğum kitabı. Aslında 10 şiir kitabının toplanmış versiyonu.

Sözlerine, sevdasına hayran olduğum şairi okumak… Anlamaya çalışmak… Hislerine dokunmak… Belki de daha önce okumalıydım.

Favori şiirlerime değinirsek oldukça uzun bir liste olur. Yine de “Yangın”a ve “Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka”ya göz atın derim.

HAYATIN İÇİNDEN KARANLIK NOT: Bu sabah yarım kitaplarımı tamamlayacağım hevesiyle uyandım. Sonrası Kalır’ı bitirdim ve taze taze yorumunu yazıyordum. Sınıf grubundan mesaj geldi. “İyi misiniz arkadaşlar?” İçimde bir karamsarlıkla devam mesajları okudum. İstiklal’de patlama olmuş. Devamlı gittiğim İstiklal’de olan patlama… Evde olduğuma ve nefes alabildiğime mi sevinsem, ülkenin haline mi üzülsem? 

Yaşamaya çalışıyoruz. Yaşayacağız.

Mısralarla anlatacak olursak:

“Çok karanlık bir cümlede durmuş gibiyiz
Herkesin, ama herkesin yanılıp bir yerlere gittiği
Bir cümlede durmuş gibiyiz.”

Öyle değil miyiz?

Belki de çözüm ya da kaçış yolu edebiyattır.

“Bizim derdimiz yalnızlık,
Bizim derdimiz başka.”

“Adam olamadım bu şehirde,
Adam olamadım.
Akşamları yalnızlıktan,
Sabahları işsizlikten,
Ve senin yüzünden,
Deniz kenarı…”

“Hiçbir şeyin hiçbir şeyliği gibi bir şeydim. Bir ara
Hiç kimsenin tutmadığı oyunlara giderdim
Tiyatrolar ki benim en sevdiğim boşluklarımdır.”

“Ve yürürlükten kalkmış bir sözü tekrarlıyorum: sevin ki her şey olur
Sevin ki her şey olur

Olmuyor, biliyorum.” 


18 Mart 2016 Cuma

26) GÖKYÜZÜ ÇOCUKLARI - KATHERINE RUNDELL

Domingo Yayınları
Çeviri: Duygu Dalgakıran
269 sayfa


Kitabı elinize alın. Koklayarak açın. İlk iki sayfayı okuyun ve üçüncüye geldiğinizde Charles’ın şu sözüyle karşılaşacaksınız:
“Korkarım, kitapları insanları anladığımdan daha iyi anlıyorum. Kitaplarla geçinmek çok kolay.”

Bu cümlede kendimi buldum. Ben değil miyim, sürekli kitapla dolaşan, asosyalliğe vurup bir köşede kitap okuyan, gerçek hayatıyla zihnindeki dünyasını dengede tutmaya çalışan?

Gökyüzü Çocukları’da geçinmenin kolay olduğu kitaplardan. Bana tramvayda, okulda ve evde eşlik etti. Okuyamasam bile çantamda durması, yalnız olmadığımı hissettirdi.

Kitapta en çok –tahmin edebileceğiniz gibi- Charles’ı sevdim. O sahip olmak istediğim arkadaş! Evi kitapla dolu olan, sadece okuyarak yaşayabilecek birisi. En ufak bir ihtimal parıltısını bile göz ardı etmeyecek bir alim.

Charles, gemi kazasında bir bebek bulur ve kitap başlar. "Aaa puntoları biraz büyük, ne iyi olmuş. Üstelik de akıcı ya!" falan derken bir bakıyorsunuz ki kitap bitmiş.

Okunma sırası Gökyüzü Çocukları'na geldiğinde, bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. Her sevdiğim, umut dolu olaya bir sticker yapıştırdım. Böylece karamsarlıktan nefes alamadığım zamanlarda geri dönüp bakacağım.



Gökyüzü Çocukları bana Küçük Prens’i anımsattı. Konusu, içeriğiyle değil belki ama verdiği duygular –benim için- benzerdi.

Eğer biraz mutlu olmaya, gülümsemeye ihtiyacınız varsa Gökyüzü Çocukları sizin için iyi bir tercih olabilir. Basit, kibar, umut dolu aynı zamanda sıradanlıktan uzak bir hikaye bu. Sıcak çikolatalarınızı hazırlayın ve ilk sayfayı açın! J


“Onu seveceğim. Bu yeterli olmalı. Eğer bugüne kadar okuduğum şiirlerin bir anlamı varsa.”

“Anneler gereklidir, diye düşündü. Hava gibi, su gibi… Kağıttan anneler bile hiç yoktan iyidir. Hatta hayali anneler bile… Anne insanın kalbini koyabileceği bir yerdir. Nefesleneceği bir duraktır.”

“Para insanları insanlıktan çıkarabilir. Paraya çok fazla önem veren kişilerden uzak durmak gerekir canım. Onların bayağı, çürük beyinleri vardır.”

“Sanırım herkes hayata bir parça tuhaf başlıyor, o tuhaflıkla devam edip etmeyeceğine sonra karar veriyor.”

“Sevgi beklenmedik şeyler yaptırabilir.”


HAYATIN İÇİNDEN NOT: Vize haftanızsa, dersleriniz son güne kalmışsa ve şenlik listenizi de bitirmeniz imkansızsa kitabı tavsiye edebilirim. :D 


16 Mart 2016 Çarşamba

25) GÖĞÜ DELEN ADAM - ERICH SCHEURMANN

Ayrıntı Yayınları
Çeviri: Levent Tayla
110 sayfa

Göğü Delen Adam’ı Kitap Eylemi bana sürekli öneriyordu. Her sipariş verişimde hatırlatıyordu ama temin süresi uzunluğu nedeniyle erteliyordum.

Derken, geçen gün Utopia’dan girip Emma Goldman’dan çıktığımız konuşmada, al oku diye elime verdi. O gece başladım, ertesi gün bitti.

Göğü Delen Adam, papalagi demek. Papalagi ise beyazlar ya da yabancılar anlamına geliyor. Yani… biziz.

Kitap, bir yerlinin gözünden modern dünyayı görmemizi sağlıyor. Her açıdan beyaz insanı inceliyor: kıyafetleri, inançları, yaşamı…

Evlerimizi ve kıyafetleri anlatması oldukça ilginçti. Nasıl anlattığını söylemeyeceğim, orası size kalsın. :D

Kitapta çok doğru tespitler var ve bunlar insanı hayatı sorgulamaya itiyor. Eh sorgulamak da mutsuzluk getiriyor biliyorsunuz…

Bu arada kitap hakkında tartışmalar olmuş, kurgu mu yoksa gerçek mi diye. Bence yanlış noktaya odaklanmışlar. Keşke konunun özüne de inebilselermiş. :D

Eğer mutsuzluğa hazırım diyorsanız, kesinlikle okuyun diyorum ben de!  Hayatımıza bir de farklı bakış açısıyla bakın…
 “… beyaz adamın gerçek tanrısı kendisinin “para” adını taktığı yuvarlak metal ve ağır kağıttan başka bir şey değildir.” 

“Bir hedefe hızlı varmak nadiren gerçek bir kazanç sayılır.”


15 Mart 2016 Salı

24) BİR ODADAN BİR ODAYA - ELİF GÜNEY PÜTÜN


Doğan Kitap
171 sayfa

Küçük bir kız düşünün. Halasının yanında kalıyor. Resimlerden tanıdığı bir babası var. İnsanlar onu Elif olarak değil, Yılmaz Güney’in kızı olarak görüyor.

Evet, Elif Güney Pütün Çirkin Kral’ın kızı.

Bazı çevrelerine karşı çok iyi, cesur, idealist olan karakterler, ailelerine karşı bu davranışları sergilemeyebiliyorlar. Özel yaşamlarında aynı bütünlüğü sağlayamıyorlar

Bence Yılmaz Güney de böyle bir baba.

Yeri geliyor kitapta kızına dediklerine inanamıyorsunuz. Davranışları, Elif kadar sizi de üzüyor.

Yazar, kitabıyla bir hayli eleştiri topluyor çünkü Yılmaz Güney simgesini karalayacağı düşünülüyor. Bence sadece Yılmaz Güney’e başka bir boyut ekleniyor: dava adamlığı + babalığı.

Elif Güney Pütün kendi küçüklüğünü ve anılarını oldukça gerçekçi yazmış. Okurken, çocukluğuna gidiyorsunuz ve siz de hissediyorsunuz.

Yılmaz Güney’i başka bir açıdan daha görmek istiyorsanız kitabı okuyabilirsiniz.

“Belki erkek olsaydım seçim hakkım olurdu.
Beceremedim.”

“İnsanların, öyle “seviyorum” demekle, sevilebileceğini mi sanıyorsunuz?”


“Birbirimizin yanından geçtik, bir günden bir güne geçer gibi.”


13 Mart 2016 Pazar

23) ÇOCUKLUĞUN SOĞUK GECELERİ - TEZER ÖZLÜ

Yapı Kredi Yayınları
65 sayfa

Lisedeyken ‘Modernizmi Esas Alan Eserler’ başlığı altında Tezer Özlü’nün kitaplarını da incelemiştik. Derste ilgimi çekmiş, internette okuduğum alıntılarıyla da ‘okumam lazım’ dediklerimin arasına girmişti.

Merak ettiğim şeyleri erteleme huyum aşikâr… Ertelenenler kervanıma Özlü’de katılmıştı. Aradan birkaç yıl geçti ve siparişime Çocukluğun Soğuk Geceleri’ni de ekledim.

Kafamın içinde “kesin seveceğim” düşüncesiyle kitaba başladım. “Sevmem gerek, Tezer Özlü bu!”

Kitap çocukluğunu ve gençliğini anlatıyor. Ailesi, yaşadığı yer, okulları…

Birinci bölümü okudum, ikinciye geçtim, üçüncü derken hızımın düştüğünü fark ettim. Çünkü kitaptaki bazı noktalara takılmıştım ve kafamın içindeki Tezer Özlü karakterine hiç uymuyordu.

Okuduğum alıntılardan yarattığım siluetle, gerçek yaşamı birbirinden çok uzaktı. Ben arka kapaklarda da yazıldığı gibi ‘nostaljik prenses, lirik prenses’ tarzında bir yazar beklemiştim.

Bir kitabı yazarın yaşamıyla yargılamamalı ama o kitap otobiyografikse ne yapmalı?

Kitapta beğendiğim satırlar, daha önce okuduğum alıntılardı.

Sonuç olarak kalemini sevebileceğim bir yazar kendisi ama hayatının birkaç yerine takıldım, tüm yargılarımdan soyunup bakmaya çalıştım. 

Daha karamsar bir dönemimde, bir kitabını daha denemeyi planlıyorum. Belki de… o kitabı bana göredir. :D




“Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da.”

“Pazar günleri... Şimdilerde...Sokak aralarından geçerken...gözüme pijamalı aile babaları ilişirse , kışın , yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim...evlerin pencere camları buğulanmışsa ...odaların içine asılmış çamaşırlar görürsem ...bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa , radyodan naklen futbol maçları yayımlanıyorsa, tartışan insanların sesleri, sokaklara dek yansıyorsa, gitmek , gitmek, gitmek , gitmek, gitmek...isterim hep.”

“Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öğe gibi önümüze getirilmiş.”


“Herkes herkessiz yaşayabilir.”


11 Mart 2016 Cuma

Kitap Fuarı: CNR 2016


Bir haftalık çileli bekleyişim bitti ve bugün kararlaştırdığımız üzere arkadaşımla fuar yollarına düştük. Oldukça yorucu ve sıkıcı bir haftaydı. Umarım sizin için öyle değildir. :D

Saat 12 gibi metronun önünde arkadaşımla –Bilge- buluştuğumuzda, önce yemek yiyelim dedik. Avm’ye giderken guruldayan midem de bize eşlik etti. :D



Avm’den çıkmadan D&R’a da uğradık. Güzel kitaplar indirime girmiş. Gerçi bazılarında sadece 2 TL fark vardı ama olsundu, indirim lafı onlar için yeterdi. :D

D&R’dan uzun zamandır merak ettiğim kitapları aldım: Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 451, Tespih Ağacının Gölgesinde. İtiraf etmem gerekirse Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek kitabını daha çok merak ediyordum, keşke o da indirimde olsaydı. :D

Bir de belirtmeliyim ki kitapların üzerine yapıştırılan fiyat etiketinden hiç hoşlanmıyorum. Kitapların kapaklarında iz bırakıyor.



D&r’dan çıktıktan sonra, metroya bindik ve oturacak yer bulduk, bulabildik. :D Konuşmaya öyle bir dalmışız ki…
Bilge: Durağa gelmişiz, kalk, geldik!
Fırlayıp kapıya koştuk ama suratımıza kapandı. :D Havaalanına da gitmiş olduk. :D

Üzülerek belirtiyorum ki fuar bizi hayal kırıklığına uğrattı. Yayınevleri listesine bakmadan gittiğimiz için belki de bu hissi yaşadık. Bazı yayınevlerinin gelmeme kararı aldıklarını da gitmeden hatırlasaydık, güzel olurdu. :D Aklımızda olan kitapları alamadık.


Yayın evlerindeki indirim oranları %20-%30 civarında. Tüyap’ta da böyleydi ve bana kalırsa bu çok az bir miktar. İnternetten daha uygun fiyatlara bulunabiliyor ve kapına kadar geliyor.

Kırmızı Kedi, Pegasus, YKY, İş Bankası gibi yayınevlerine uğradık. Sahafları gezdik ama sanırım sahaflar için biraz geç kalmışız.



Uğradığımız yayınevlerinin çalışanlarını da çok soğuk bulduğumu söylemeliyim. İnsanın alası olsa bile kaçıyor. Sadece YKY’de çalışan bir kadın onayımdan geçti, onla biraz Harry Potter muhabbeti yaptık. :D

Bilge’de bir yıldır döktüğüm dillerden sonra Felsefe Taşı’nı aldı ve HP hayranı olma yolunda ilerlemekte. :D


Benim fuardan aldıklarıma gelirsek: İkna, Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın Tuhaf Hikayesi, Senden Önce Ben.


Tüm yenilerimi hemen okumak istiyorum. :D Ama önce Kış Okuma Şenliği listem bitmeli, ki zamanında yetişemeyecek bile olsa en sonunda o liste bi te cek! :D 

9 Mart 2016 Çarşamba

22) UTOPIA - THOMAS MORE

İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol, Mina Urgan
244 sayfa

“Ütopya, ütopik” gibi kavramları günlük hayatımda bolca kullanırım. Bu kelimeleri insanlığa kazandıran kitabı okumak da artık farz olmuştu.

Utopia, her şeyin mükemmel olduğu bir ada. Kitapta bu adanın şehirleri, yönetimi, bilim, sanat ve uğraşları, yaşayışları, ceza sistemi, savaş sistemi ve dinleri anlatılıyor. Yani ideal devleti temsil eden Utopia, her açıdan ele alınıyor.

Yazarımız Thomas More Katolik inanışa sahip bir devlet adamı. Katolik olduğunu belirtiyorum çünkü o dönem de Katoliklerin boşanması oldukça zor, imkansızdı. Oysa kendisi Utopia’da boşanmaya yer verir. Yaşadığı çağda kadınlara pek önem verilmezdi. Küçük kızlar iyi bir eş olsun diye yetiştirilirdi. Lakin More kızlarını okutmaya çalışıp, bilgili insanlar olmaları için çabalamıştır.

1516’da yazdığı eseri Utopia’da özel mülkiyete karşı çıkar. Birçok açıdan sosyalist bir devlet düzenini anlatır. Örneğin Utopialılar her on yılda bir evlerini değiştirirler. Bu Utopia’nın hoşuma giden kurallarından biri.

Marx’da bu kitaptan etkilenmiştir. Ben de etkilendim. Üzerinde uzun uzun düşündüm, okuyan arkadaşımla tartıştık. Özümsedim.

Kitabın İş Bankası’ndan çıkan versiyonu –yani bendeki- İngilizce’den çevrilmiş. Ama Utopia Latince olarak yazıldı. Bu yüzden Latince’den çeviri için Alfa Yayınları’nı tavsiye edebilirim. İleride ben de kitabı Alfa’dan tekrar okuyacağım.

Ayrıca İş Bankası’nın basımında sayfa 109’dan itibaren Mina Urgan’ın 'Thomas More’un Yaşamı ve Utopia’nın İncelenmesi' kitabı yer almakta. More’un hayatını öğrenmem için faydalı oldu lakin yer yer sıkıcılaştığını belirteyim.

Bunlar dışında yayınevinin çevirisini, basımını beğendim. 

İyi okumalar... :D



“Kolay kolay bulunmayan şey, doğrulukla, akıllıca düzenlenmiş bir toplumdur.”

“Malın mülkün kişisel bir hak olduğu, her şeyin parayla ölçüldüğü bir yerde toplumsal adalet ve rahatlık hiçbir zaman gerçekleşmez.”

“Nasıl oluyor da bir eşek kadar bile kafası işlemeyen vicdansız, ahlaksız, budala zenginin biri, sadece birkaç torba altını var diye, akıllı dürüst bir sürü insanı buyruğu altında köle gibi kullanabiliyordu.”


“Bütün öteki ulusların tersine, savaşta kazanılan şerefi şerefsizliğin ta kendisi sayarlar.”