22 Mart 2016 Salı

Yaşamdan Kareler / Ders Çalışma


Yetişkin bir Salıncak nasıl ders çalışır? Bugün bu soruyu cevaplayacağız. :D


Müziği açın ve başlayalım :D

O günkü sınavından çıkıp eve gelen yorgun Salıncak, önce biraz dinlenir. (3-4 saat kadar :D) Uykusu varsa uyur, kitap okur ya da anlamsızca tavana bakar. Saatlerce tavana gözlerini dikme potansiyeli vardır.

Ardından her saat başı “ders çalışmam gerek” diye söylendiği eylemi gerçekleştirmeye başlar.


Belirtmemiz gerekir ki genelde çoğu ders son geceye kalmıştır, sadece notlar temize çekilmiş durumdadır.

Önce tek kitapla ya da notla başlar. Sorulma olasılığı yüksek konuları seçer ve önce onları bitirir.


Önünde git gide notlar birikir çünkü kitapta okudukları dışında başka konular defterde vardır, hocanın verdiği notlarda da olabilir bir de kendi tuttuğuyla arkadaşlarından hopçiklediği notlar mevcuttur. Tabii ki hepsinden sorumlulardır.




Sınavlara son gün çalışması aslında sadece zaman yönetimini geliştirmek ve acil durumlarla başa çıkmayı öğrenmesi içindir. (Yıllardır öğrenmeye çalışıyor?)

Sıkılınca önündeki kitaplardan açar okur. Bir sürü yarım kitabı varsa birkaç sayfa ondan, biraz da bundan kıvamında gider.

Soldaki Neco, sağdaki Hedwig

Anlatarak çalışmanın daha verimli olduğuna inanır ve üşenmediği zamanlarda Neco ve Hedwig’e ders anladır. (Neco’nun ismi Hatırla Sevgili’deki Necdet’ten gelmekte, bunu vurgulamayı çok sever :D)

Biraz telefon karıştırır, sadece 10 dakika derken kendini durdurması bir hayli zaman alır. Bazen evin içinde bile evdekilere mesaj atar.



Bu arada Kitap Eylemi de mütemadiyen gelip kahve içip, içemeyeceğini sorar. Önce odasında içmeyi planladığı kahveyi, genelde salonda bitirir. :D

Bir tanecik yeğenini yanında isteyen dayıdan sinsice kaçabildiği zamanlar, Kero'nun ziyaretlerine maruz kalır. Günün kritiğini yaparlar. (60 dakika kadar :D)



Ardından aile grubundan dişi ebeveynine mesaj atar. (20 dakika) Yetmez 40 dakika da telefonda bütün ciddiyetleriyle aile toplantısı yaparlar. 

O bunları yaparken saat de ilerler. Eğer sınavı öğleden sonraysa bir güzel uyur. Değilse kendini zorlar ve en azından önemli kısımları bitirmeye çalışır. Çünkü bazen bir dersten sorumlu olduğu yer 200-250 sayfadır, bunun notları ıvır zıvırları da vardır. (Bir kere vize için sorumlu olduğu yer 400 sayfaydı, notunu söylemek istemiyorum :D)



Bazen masanın üstünde kestirir, uykusu gelince her koşulda uyuyabilir. :D


Genel olarak Salıncak’ın çalışma düzeni böyledir. Normalde masası da toplu olmaz, dağınık çalışmaya başlar, daha da dağıtarak bitirir. :D 


20 Mart 2016 Pazar

29) DANS EDEMEYECEKSEM BU BENİM DEVRİMİM DEĞİLDİR - EMMA GOLDMAN

Agora Kitaplığı
Çeviri: Necmi Bayram
138 sayfa

Kitabın yorumuna geçmeden, bu kitapla birlikte kış okuma şenliği listem –okuyabildiğim kadarıyla- tamamlanmış oluyor. Puan hesabım için: TIK

Emma Goldman 19. yüzyıl sonu - 20. yüzyıl başlarında yaşamış feminist ve aynı zamanda anarşist bir kişiliktir. Yaşamı ve düşünceleriyle ilgimi çeken Emma Goldman’ın kitabına Tüyap’ta rastlamıştım.

Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir aslında karma bir kitap. Konuşmalarından, makalelerinden örnekler var. Emma Goldman’ın evlilik, aşk, kıskançlık, anarşizm, kadınlar, vatanseverlik, ateizm gibi konularda görüşlerini okuyoruz.

Özgürlüğü özellikle kadın özgürlüğünü konu alan Kızıl Emma bu konuda bazı çözümlemeler yapıyor.

Kitap biraz konuya hakim olunarak okunmalı ya da yeri geldiğinde küçük araştırmalar yapılarak –benim gibi- :D

İyi okumalar :D

“Bugün dünyada ne özgürlük var, ne de güvenlik: Zengin olsun yoksul olsun, toplumsal statüsü yüksek ya da alçak olsun, hiçbir insan, dünya üzerinde tek bir köle kalmayana dek güvende değildir.”

“’Mülkiyet’, şeyler üzerinde hakimiyet kurarak başkalarının bu şeyleri kullanmasına izin vermemektir.”

“Camdan kalelerine çekilenler, oradan bakıp başkalarına taş atmakla hata ediyorlar, oysa camdan kaleler de incedir ve kolay kırılır.”


“Biz Amerikalılar, barışsever bir halk olarak geçiniriz. Kan dökülmesinden nefret eder, şiddetten rahatsız oluruz. Gene de uçan makinelerden, savunmasız bir şehir halkı üzerine dinamit bombaları atma ihtimali bizde haz spazmları yaratır. Ekonomik gereklilikten dolayı, sanayi patronlarından herhangi biri üstüne, kendi hayatını tehlikeye atan bir girişimde bulunan herhangi bir kişiyi asmaya, elektrikli sandalyeye oturtmaya ya da linç etmeye hazırızdır. Kalplerimiz Amerika’nın, dünyanın en güçlü milleti olması; en sonundaysa, diğer bütün milletlerin enselerine kendi demir ayaklarını çakacağı düşüncesinin gururuyla çarpar.”


28) NORTHANGER MANASTIRI - JANE AUSTEN



İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Hamdi Koç
252 sayfa


Yarım kitaplarımı bitirme temalı hafta sonuma devam ediyorum. :D

Sıradaki kitabım Northanger Manastırı. Jane Austen Aşk ve Gurur/ Gurur ve Önyargı’dan sonra beğendiğim yazarların arasına girmişti. –Çok sevdiğim Mr. Darcy’nin yaratıcısı, nasıl beğenmem?-

Aşk ve Gurur’u birkaç kez okumama rağmen diğer kitaplarını bu zamana kadar neden almadım bilemiyorum. Geç olsun güç olmasın diyerek kitaplarını toplamaya başladım.

Northanger Manastırı yazarın tamamladığı ilk romanı lakin yazar öldükten sonra basılıyor. Bunu bilmesem ilk kitabı olduğunu düşünmezdim çünkü dili ustaca ve oldukça esprili. Zaman zaman yazar hikayenin arasına giriyor ve olayları açıklıyor. Bunu yapması bizim Tanzimat dönemi eserlerini hatırlattı. :D

Northanger Manastırı 19. yüzyılın başlarında geçiyor. İngiltere’nin kırsal alanlarından Bath şehrine uzanan bir hikayenin içine düşüyorsunuz. Kitaptaki tasvirler o kadar iyi ki, şehri tanıyormuşsunuz gibi geliyor.



Daha ilk cümlesiyle beni kendisine bağladı. “Catherine Morland’i çocukluğunda gören hiç kimse onun kahraman olmak için doğduğunu düşünmezdi.”

Tabii kız karakterimizin yanında erkek karakterimiz de var. Jane Austen’ın yarattığı erkek tiplemelerini seviyorum! Bulunmaz hint kumaşı gibiler. :D

19. yüzyıla gidip, balolara katılmak, elbise muhabbetleri yapmak ve dönemin yaşayışına tanık olmak isteyenlere kitabı öneririm. J

O zamansa 19 yüzyılın Bath şehrine Assembly Rooms’da görüşürüz!

“Dostluk elbette aşk hüsranı sancılarının en tatlı merhemidir.”

“Ömrümün geri kalanını kitabı okuyarak geçirmek istiyorum.”

İnsan ister erkek olsun ister kadın, eğer iyi bir romandan zevk almıyorsa dayanılmaz ölçüde aptaldır.” -Kesinlikle!-

“İnsanlar gerçekten birbirlerini seviyorlarsa yoksulluk servettir.”


“Bütün bunlarda epeyce doğruluk payı vardı; ama insan ruhunun bazı halleri vardır ki doğruluk pek az etki eder.”


19 Mart 2016 Cumartesi

27) SONRASI KALIR 1 - EDİP CANSEVER / HAYATIN İÇİNDEN

Yapı Kredi Yayınları
664 sayfa


Edip Cansever’i nasıl sevdim?

Sorunun cevabı için edebiyat bilincimin geliştiği lise yıllarıma dönmemiz gerekir. İkinci Yeni’den ilk tanıdığım isim Cemal Süreya olmuştu. Önce Sevda Sözleri’ni okudum ardından eşi Zuhal’e yazdığı On Üç Günün Mektupları’nı.

İsimce tanıdığım Edip Cansever ise Tomris Uyar’ın anısıyla ilgi alanıma girdi. Her doğum gününde yazdığı şiirler ve peçeteye yazılmış bir yazı… “Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…”

Öyle biriydi işte Cansever. Önce arka planımda kalıp, zamanla, onu okumaya hazır olduğumda kendini fark ettirdi.

Sonrası Kalır 1 ilk okuduğum kitabı. Aslında 10 şiir kitabının toplanmış versiyonu.

Sözlerine, sevdasına hayran olduğum şairi okumak… Anlamaya çalışmak… Hislerine dokunmak… Belki de daha önce okumalıydım.

Favori şiirlerime değinirsek oldukça uzun bir liste olur. Yine de “Yangın”a ve “Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka”ya göz atın derim.

HAYATIN İÇİNDEN KARANLIK NOT: Bu sabah yarım kitaplarımı tamamlayacağım hevesiyle uyandım. Sonrası Kalır’ı bitirdim ve taze taze yorumunu yazıyordum. Sınıf grubundan mesaj geldi. “İyi misiniz arkadaşlar?” İçimde bir karamsarlıkla devam mesajları okudum. İstiklal’de patlama olmuş. Devamlı gittiğim İstiklal’de olan patlama… Evde olduğuma ve nefes alabildiğime mi sevinsem, ülkenin haline mi üzülsem? 

Yaşamaya çalışıyoruz. Yaşayacağız.

Mısralarla anlatacak olursak:

“Çok karanlık bir cümlede durmuş gibiyiz
Herkesin, ama herkesin yanılıp bir yerlere gittiği
Bir cümlede durmuş gibiyiz.”

Öyle değil miyiz?

Belki de çözüm ya da kaçış yolu edebiyattır.

“Bizim derdimiz yalnızlık,
Bizim derdimiz başka.”

“Adam olamadım bu şehirde,
Adam olamadım.
Akşamları yalnızlıktan,
Sabahları işsizlikten,
Ve senin yüzünden,
Deniz kenarı…”

“Hiçbir şeyin hiçbir şeyliği gibi bir şeydim. Bir ara
Hiç kimsenin tutmadığı oyunlara giderdim
Tiyatrolar ki benim en sevdiğim boşluklarımdır.”

“Ve yürürlükten kalkmış bir sözü tekrarlıyorum: sevin ki her şey olur
Sevin ki her şey olur

Olmuyor, biliyorum.” 


18 Mart 2016 Cuma

26) GÖKYÜZÜ ÇOCUKLARI - KATHERINE RUNDELL

Domingo Yayınları
Çeviri: Duygu Dalgakıran
269 sayfa


Kitabı elinize alın. Koklayarak açın. İlk iki sayfayı okuyun ve üçüncüye geldiğinizde Charles’ın şu sözüyle karşılaşacaksınız:
“Korkarım, kitapları insanları anladığımdan daha iyi anlıyorum. Kitaplarla geçinmek çok kolay.”

Bu cümlede kendimi buldum. Ben değil miyim, sürekli kitapla dolaşan, asosyalliğe vurup bir köşede kitap okuyan, gerçek hayatıyla zihnindeki dünyasını dengede tutmaya çalışan?

Gökyüzü Çocukları’da geçinmenin kolay olduğu kitaplardan. Bana tramvayda, okulda ve evde eşlik etti. Okuyamasam bile çantamda durması, yalnız olmadığımı hissettirdi.

Kitapta en çok –tahmin edebileceğiniz gibi- Charles’ı sevdim. O sahip olmak istediğim arkadaş! Evi kitapla dolu olan, sadece okuyarak yaşayabilecek birisi. En ufak bir ihtimal parıltısını bile göz ardı etmeyecek bir alim.

Charles, gemi kazasında bir bebek bulur ve kitap başlar. "Aaa puntoları biraz büyük, ne iyi olmuş. Üstelik de akıcı ya!" falan derken bir bakıyorsunuz ki kitap bitmiş.

Okunma sırası Gökyüzü Çocukları'na geldiğinde, bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. Her sevdiğim, umut dolu olaya bir sticker yapıştırdım. Böylece karamsarlıktan nefes alamadığım zamanlarda geri dönüp bakacağım.



Gökyüzü Çocukları bana Küçük Prens’i anımsattı. Konusu, içeriğiyle değil belki ama verdiği duygular –benim için- benzerdi.

Eğer biraz mutlu olmaya, gülümsemeye ihtiyacınız varsa Gökyüzü Çocukları sizin için iyi bir tercih olabilir. Basit, kibar, umut dolu aynı zamanda sıradanlıktan uzak bir hikaye bu. Sıcak çikolatalarınızı hazırlayın ve ilk sayfayı açın! J


“Onu seveceğim. Bu yeterli olmalı. Eğer bugüne kadar okuduğum şiirlerin bir anlamı varsa.”

“Anneler gereklidir, diye düşündü. Hava gibi, su gibi… Kağıttan anneler bile hiç yoktan iyidir. Hatta hayali anneler bile… Anne insanın kalbini koyabileceği bir yerdir. Nefesleneceği bir duraktır.”

“Para insanları insanlıktan çıkarabilir. Paraya çok fazla önem veren kişilerden uzak durmak gerekir canım. Onların bayağı, çürük beyinleri vardır.”

“Sanırım herkes hayata bir parça tuhaf başlıyor, o tuhaflıkla devam edip etmeyeceğine sonra karar veriyor.”

“Sevgi beklenmedik şeyler yaptırabilir.”


HAYATIN İÇİNDEN NOT: Vize haftanızsa, dersleriniz son güne kalmışsa ve şenlik listenizi de bitirmeniz imkansızsa kitabı tavsiye edebilirim. :D 


16 Mart 2016 Çarşamba

25) GÖĞÜ DELEN ADAM - ERICH SCHEURMANN

Ayrıntı Yayınları
Çeviri: Levent Tayla
110 sayfa

Göğü Delen Adam’ı Kitap Eylemi bana sürekli öneriyordu. Her sipariş verişimde hatırlatıyordu ama temin süresi uzunluğu nedeniyle erteliyordum.

Derken, geçen gün Utopia’dan girip Emma Goldman’dan çıktığımız konuşmada, al oku diye elime verdi. O gece başladım, ertesi gün bitti.

Göğü Delen Adam, papalagi demek. Papalagi ise beyazlar ya da yabancılar anlamına geliyor. Yani… biziz.

Kitap, bir yerlinin gözünden modern dünyayı görmemizi sağlıyor. Her açıdan beyaz insanı inceliyor: kıyafetleri, inançları, yaşamı…

Evlerimizi ve kıyafetleri anlatması oldukça ilginçti. Nasıl anlattığını söylemeyeceğim, orası size kalsın. :D

Kitapta çok doğru tespitler var ve bunlar insanı hayatı sorgulamaya itiyor. Eh sorgulamak da mutsuzluk getiriyor biliyorsunuz…

Bu arada kitap hakkında tartışmalar olmuş, kurgu mu yoksa gerçek mi diye. Bence yanlış noktaya odaklanmışlar. Keşke konunun özüne de inebilselermiş. :D

Eğer mutsuzluğa hazırım diyorsanız, kesinlikle okuyun diyorum ben de!  Hayatımıza bir de farklı bakış açısıyla bakın…
 “… beyaz adamın gerçek tanrısı kendisinin “para” adını taktığı yuvarlak metal ve ağır kağıttan başka bir şey değildir.” 

“Bir hedefe hızlı varmak nadiren gerçek bir kazanç sayılır.”


15 Mart 2016 Salı

24) BİR ODADAN BİR ODAYA - ELİF GÜNEY PÜTÜN


Doğan Kitap
171 sayfa

Küçük bir kız düşünün. Halasının yanında kalıyor. Resimlerden tanıdığı bir babası var. İnsanlar onu Elif olarak değil, Yılmaz Güney’in kızı olarak görüyor.

Evet, Elif Güney Pütün Çirkin Kral’ın kızı.

Bazı çevrelerine karşı çok iyi, cesur, idealist olan karakterler, ailelerine karşı bu davranışları sergilemeyebiliyorlar. Özel yaşamlarında aynı bütünlüğü sağlayamıyorlar

Bence Yılmaz Güney de böyle bir baba.

Yeri geliyor kitapta kızına dediklerine inanamıyorsunuz. Davranışları, Elif kadar sizi de üzüyor.

Yazar, kitabıyla bir hayli eleştiri topluyor çünkü Yılmaz Güney simgesini karalayacağı düşünülüyor. Bence sadece Yılmaz Güney’e başka bir boyut ekleniyor: dava adamlığı + babalığı.

Elif Güney Pütün kendi küçüklüğünü ve anılarını oldukça gerçekçi yazmış. Okurken, çocukluğuna gidiyorsunuz ve siz de hissediyorsunuz.

Yılmaz Güney’i başka bir açıdan daha görmek istiyorsanız kitabı okuyabilirsiniz.

“Belki erkek olsaydım seçim hakkım olurdu.
Beceremedim.”

“İnsanların, öyle “seviyorum” demekle, sevilebileceğini mi sanıyorsunuz?”


“Birbirimizin yanından geçtik, bir günden bir güne geçer gibi.”