28 Aralık 2019 Cumartesi

Mim: 2020 Hedeflerim



Uzun zamandır mim yapmamıştım, eğer mimlenip unuttuklarım varsa affedin, bazen unutkan ve üşengeç olabiliyorum. O halde mime bunlarla başlayayım: 2020’de daha verimli ve farkındalık sahibi olmak istiyorum.

Konuya pat diye girdim ama hemen geri sarıp başa dönelim. Sevgili Farklı Diyarlar, beni 2020 hedeflerim için mimlemiş. Çok teşekkür ediyorum kendisine.


Aslında 2020’ye dair liste yapabileceğim somut hedeflerim yok. Değişen çok şey olacağını sanmamakla beraber, yeni yıl kavramının içinde yine de umut barındırdığını düşünüyorum.

Öncelikle 2020’ye dair yapmak istediğim şey yeni ajandamı kullanmak. Sınav tarihlerini içine yazmış olsam da artık elimin altında onun olmasını istiyorum. Gerçi içine sığıp sığamayacağımdan çok emin değilim, bu yıl ilk kez Metis ajandası aldım. Teması kitap… “Ya Kebikeç!”in böceklerden koruma özelliği dışında sahiplerini de koruyacağına inanmak istiyorum.


Kitap demişken, daha çok kitap okumak istediğimi belirtmem gerek. Daha çok, daha nitelikli kitaplar getirsin bana 2020.

Zamanımı daha verimli planlamak istiyorum, kafamı yaptığım işe daha çok verebilmek… Doğru yolları seçebilmek ya da seçtiğim yolları kendime uygun hale getirmek…



Dediğim gibi çok bir beklentim yok. Beklentim büyük olunca, hayal kırıklığına uğruyorum ve memnun olmuyorum. 2019’dan daha iyi olmasını umut edebilirim. Daha mutlu, daha dolu dolu, daha huzurlu… Sağlık ve iyilikle sarmalansın. Bir de daha fazla kedilerle beraber olayım çünkü karamsar olduğumda bile beni mutlu ediyorlar.
(Bu kadar çok 'daha' kullanmam umarım size baygınlık geçirtmemiştir, iyi yıllar!)

Mimi, Yeditepe İstanbul’da duyduğum ve çok sevip blogumun başına da yazdığım replikle bitirmek istiyorum: “Savaşmayı ve sevmeyi sürdür. Sürdürmeyi sürdür…”



26 Aralık 2019 Perşembe

UZUNHARMANLAR'DA BİR DAVETSİZ MİSAFİR - SEZGİN KAYMAZ

91
April Yayıncılık
323 sayfa

“Sen yaşamayı mı bilmiyorsun Musa?” dedi, “Onu mu merak ediyosun? Ondan mı hep roman hep roman?” /113

Okuduğum en enteresan kitaplardan biriydi Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir. Yazıldığı tarihi de göz önünde bulundurmak lazım: 1997.

Kitabı çok sevdim! Belki böyle bir kitap okumaya ihtiyacım olduğundan, konusundan ya da akıcılığından dolayı… Bir sürü neden sayabilirim burada.

Dili çok akıcı Sezgin Kaymaz’ın. Final haftam olmasına rağmen iki günde bitirdim. Konu merak unsuruyla sizi sarıp sarmalıyor ve sürüklüyor. Ayrıca çay içme isteği uyandırıyor çünkü kahramanımız Musa çay tiryakisi.

İtiraf edeyim, kitabın başında biraz korktum. Bu yüzden gündüz başlamak daha mantıklı bir hareket olabilir.

Kurguda tespit ettiğim küçük uyumsuzluklar vardı ama bence çok önemli değillerdi.

Sonuç olarak Sezgin Kaymaz’ın hikâyelerini sevdiğimi biliyordum, romanını da sevdiğimi görmüş oldum. Güzel bir dil ve konu eşittir güzel kitap, biliyorsunuz denklem kurmak önemli, özellikle de Uzunharmanlar’daysanız…

“İnsan korktuğu şeyleri düşünmeye başlayınca korkmadığı şeyleri düşünemez oluyordu. Korku, üstüne biri çıkmış ağır bir yün yorgan gibi kapanıyordu üzerine, yorganın üstünde seni boğan gene sen, dışarıda istediği kadar hava olsun, alamıyordun.” /105

“… bin türlü şey geçiyordu aklından, bin türlü şey geçince aslında hiçbir şey geçmemiş olur, sen o kafanın içini tıklım tıklım zannedersin, bomboştur…” /114

“Zaten bilemeyeceğini bildiğin bir şeyi bir türlü bilemediğin için üzülmek, zaten kaldıramayacağını bildiğin bir şeyi bir türlü kaldıramadığın için üzülmeye benzer. O da boş bu da boş.” /276



21 Aralık 2019 Cumartesi

Christmas Filmleri


Yaklaşık bir yıldır “Ne İzledim?” yazısı yazmıyordum. Baktım Christmas’a az kaldı, ee ben de bir miktar Christmas filmi izlemişim, neden bunları yazmayayım dedim ve bir neden bulamayıp şu an yazmaya başladım.


9 tane Christmas filmi izlemişim, filmlerin ortak özelliği insana mutluluk aşılayıp, her şey yoluna girer mesajı vermesi… Bu dönem biraz da bu filmlerle hayata tutunmuş olabilirim. Çok daha fazla izlemek isterdim ancak sınav zamanı geldi çattı; okunacak kitaplar, notlar, pratikler, slaytlar vs. var. (Buraya küçük gözyaşı damlası bırakayım)

Bakalım hangi Christmas filmlerini izlemişim:

 
The Holiday

Yaşam tarzları birbirinden farklı olsa da, dertleri benzeyen iki kadını anlatıyor. İkisi evlerini takas ediyorlar ve hikaye başlıyor. Sımsıcak bir film… Ayrıca Iris’in –Kate Winslet- evini çok beğendim.



I’ll Be Home for Christmas

Bekar bir annenin babasının Christmas’da onları ziyarete gelmesini anlatıyor. Aile filmi, çerezlik. Eh işte kategorisindeydi benim için.




Jingle All the Way

Ailesine çok vakit ayıramayan meşgul bir iş adamının sınırlı sayıda olan oyuncağı oğluna almak için verdiği çabayı anlatıyor. Film oldukça eğlenceli.




A Cinderella Story: Christmas Wish

Modern bir Cinderella uyarlaması. Normalde uyarlamaları severim ama bu biraz standartların altındaydı.




How to Grinch Stole Christmas

Şimdiye kadar bu filmi izlememe şaşırmış olabilirsiniz, neden bu kadar erteledim ben de bilmiyorum. Çok keyifliydi, izlemediyseniz sıcak çikolatalarınızı alın ve başlayın.



Klaus

Noel Baba’nın nasıl Noel Baba olduğunu anlatıyor. Son zamanlarda izlediğim en iyi animasyonlardan biri bence. “Yapılan iyilik başka bir iyiliği doğurur.”





Knight Before Christmas

Bir Ortaçağ şövalyesinin kendini günümüzde bulmasını ve yaşadıklarını anlatıyor. Film keyifliydi, erkek oyuncuyu beğendim, beklentilerimi karşıladı.




A Christmas Prince: The Royal Baby

Noel Prensi serisinin üçüncü filmi. Bu seride bir olmamışlık var ama yine de izliyorum. :D Filmin geçtiği krallık Aldovia’yı sevdiğim için izlemeye devam ediyor olabilirim.




It’s a Wonderful Life

Biraz fazla optimist bir film olsa da genel olarak sevdim. George Bailey ile empati kurabildim. “Bir insanın hayatı, birçoğunun hayatını etkiliyor. O olmayınca çevresinde kocaman bir boşluk kalıyor.”




Bonus: Dizi (Christmas temalı değil)

The Halcyon

İkinci Dünya Savaşı sırasında Londra’da bir lorda ait lüks bir oteli konu alıyor. Lordun ailesini, otelin çalışanlarını, dönemi, siyaseti ve ilişkileri anlatıyor. Eylemcan’la izledik, çok sevdik. Sadece bir sezon ve sekiz bölümden oluşuyor. Dizinin tüm bölümlerini Türkçe altyazılı bulamadık, o yüzden bir kısmını da İngilizce izledik.

🎄🎅

Evet, Christmas’a dair ben bunları izledim. Siz neler izlediniz? Önerilere açığım.



19 Aralık 2019 Perşembe

ANNE OF AVONLEA - LUCY MAUD MONTGOMERY (Anne of Green Gables #2)

90
276 sayfa


Serinin ikinci kitabını da bitirdim, yine tramvayda yolculuk ederken dinledim.

Anne of Green Gables’ın sonundan dolayı ikinci kitaba “Neler olacak? Ne değişecek?” merakıyla başladım ama maalesef Anne of Avonlea bana istediklerimi vermedi. Kitabın son bölümlerine kadar üçüncü kitabı okuyacağımdan bile emin değildim.

Anne’i sevmeme rağmen gelişmelerden çok hoşlanmadım, ikizlerin olduğu bölümler benim için sıkıcıydı.

Kitabın son bölümleri beni kendine bağladı, üçüncü kitaba dair bir umut doğurdu. Bu nedenle seriye devam edeceğim ama ikinci kitap animelerin doldurma bölümleri gibi olmuştu.

Kitapla ve sevgiyle kalın.

“There is some good in every person if you can find it.”

“You take things too much to heart, Anne. We all make mistakes… but people forget them. … Well, never mind. This day’s done and there’s new one coming tomorrow, with no mistakes in it yet…”

“Not failure but low aim is crime.”

“Anne, a broken heart in real life isn’t half as dreadful as it is in books.”

“That is one good thing about this world… there are always sure to be more springs.”

Serinin diğer kitapları:

16 Aralık 2019 Pazartesi

TATAR ÇÖLÜ - DINO BUZZATI

89
İletişim Yayınları
Çeviri: Hülya Tufan
232 sayfa


Tatar Çölü’nü arkadaşım sayesinde okudum, hepimiz sırayla okuduk ve geriye üzerine konuşmak kaldı.

Tatar Çölü’ne başta adapte olamadım, Kafka’nın –ki kendisini ne kadar severim bilirsiniz- Dava ve Şato’suna benzettim ama onların ruhunu yakalayamamış gibiydi. İlerledikçe kitabı sevdim.

Benim için Tatar Çölü bekleyiş ve umut üzerine bir roman. Unutmamalı ki umudun olduğu yerde umutsuzluk da zaten vardır. Umuda tutunmak ise bazen bir yaşama biçimidir. Tabii burada hayali bir umut ve gerçekleşmesi olası umut diye de ayırabilirim ama ne gerek var değil mi?

Alışkanlıkların insanı nasıl etkilediği, ertelemek, karar vermek ve değişim… Bunları da kitapta bulacaksınız. Verdiğimiz kararlar ve kaçırdığımız yol ayrımları hayatımızı belirliyor. Yine de sonuçta hepsi bizim seçimimiz…

Son olarak, belki çok alakası yok ama Drago’nun kaledeki zamanları Ölüyordum, Geçerken Uğradım romanındaki Nafiz’i anımsattı bana. Nafiz de benim alışkanlıklar, toplum, özgürlük korkusu gibi konular hakkında düşünmeme sebep olmuştu.

Sorgulatan kitap karakterleri iyi ki varsınız, seviyorum sizi!

“Şimdiyse buranın ölü bir sınır olduğu söyleniyor, ama unutuyorlar ki sınır her zaman sınırdır ve ne olacağı hiç belli olmaz…” /19

“Başlangıçta hep böyledir.  Yeni gelenler kazanır. Herkes için durum aynıdır, insan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz.” /72

“Hatta şu anda, içinde derin bir eziklik hissediyordu, hani yazgının en belirleyici anları, size dokunmadan burnunuzun dibinden geçip gider ve sizi solmuş yapraklardan oluşan bir burgacın ortasında bırakırlar ya, işte o yiten korkunç ama dev fırsat duygusunu hissediyordu.” /90

“Kendisini, yapayalnız eve götüren o sokaklardan, o hep aynı, hep bomboş olan sokaklardan nefret etmeye başladı.” /150

“Yine de zaman, git gide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye göz atmak için bile duramıyordu.” /192

“İnsanın tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur.” /193



8 Aralık 2019 Pazar

RAHMET YOLLARI KESTİ - KEMAL TAHİR

88
İthaki Yayınları
343 sayfa


Eveet, sonunda bitirdim! Kitabın kapağını kapattım ve hemen geldim, postu yazıyorum. Bitirdiğim için mutluyum.

Rahmet Yolları Kesti, Çukurova Okumaları’nın ikinci kitabıydı. Basımı yok, bize pdf’ini yollamışlardı ama ben tesadüf üzeri girdiğim İstanbul Kitapçısı’nda kitabı buldum. Sevinerek kitaba sarıldığım için kasiyerler bana tuhaf tuhaf bakınca onlara da durumu açıklamak durumunda kaldım.

İnce Memed’i bitirince ardından hemen Rahmet Yolları Kesti’ye başladım. -Şimdi postumuzun ruh hali biraz kötüleşmeye başlayacak.- Çukurova Okumaları’nın toplantı gününe kadar kitabı yetiştiremedim. Konferansa gidemedik.

Daha önce Kemal Tahir’den Esir Şehrin İnsanları’nı okumuştum. Aklımda beğendim gibi kalmış –üzerinden çok zaman geçti-. Rahmet Yolları Kesti’den de beklentim o yöndeydi ama kitabı sevemedim.

Çukurova Okumaları için konu itibariyle doğru bir seçim olabilir: İnce Memed eşkıyalığın güzel yönüne değinirken, Rahmet Yolları Kesti kötü yönlerini anlatıyor. Olaylar Çorum’un köylerinde geçiyor. Toplumsal gerçekçilik etkisinde yazılan roman, eşkıyalık dışında, alevi kültürüne, dönemin köylüsüne, 14 yaşındaki kız çocuğunun istenebilmesine değinmiş. Karakterleri Kuru Zeynel’in kendi sözleriyle aktarmak istiyorum size: “Biz adam olmayız! Bizden adamlık ne kadar uzak…”

Ne demiştim, ben kitabı bitirdiğim için mutluyum çünkü bir ara hiç bitmeyecek gibi gelmişti –günlük hedef koyarak bitirdim, yoksa elim gitmiyordu-. Bu yıl okumakta en zorlandığım kitap olabilir. Konu hiç ilerlemiyor, dilden kaynaklanıyor olabilir bu durum. Akıcı değil. İnsanlar genelde kitaptaki diyalogları komik bulmuşlar, ben bulmadım. Bel altı konuşmalar, küfürler beni yordu. Kurgu beni şaşırtmadı, tahmin edilebilirdi.

Dönemin toplumunu iyi anlatan eserlerden olabilir belki ama bana hiç hitap etmedi.

“Bugünün silahı iki satır yazı… İster muska olsun, ister dilekçe…”


3 Aralık 2019 Salı

KARAYEL HÜZNÜ - BUKET UZUNER

87
Everest Yayınları
77 sayfa


Okula yakın bir sahaf var; eczanelerin, fotokopicilerin, kafe ve bakkalların arasına sıkışmış. Ben çok geç keşfettim, daha önce görmüş olmama rağmen girip incelememiştim. O zamanlar okulu sevmiyordum, bu durum okulun güzelliklerine de gözümü kapatmam anlamına gelmiş. Bu sene hislerim değişti, kampüs bana daha evimmiş* gibi gelmeye başladı. Lafı yine uzattım, sahafı ilk kez sevgili Cansu’yla gezdim. Sonrasında tek başıma veya arkadaşlarımla fırsat buldukça uğradım. Karayel Hüznü de bu ziyaretlerimden birinin ganimeti…

Karayel Hüznü üç hikayeden oluşuyor, ilk ikisini trende okudum: Otuz Yedi Yaş, İkizlerden Biri, Bütün K Harflerinden Uzak. Kitap adını Buket Uzuner’in Metin Altıok için yazdığı şiirden alıyor.

Uzun zamandır Buket Uzuner okumamıştım, fark ettim ki kalemini özlemişim. Trende okumanın büyüsüne de kapılmış olabilirim tabii… Yazarın ilk kez hikâye kitabını okuyorum ve başarılı buldum. Akıcı olmalarının yanı sıra, vurucu öykülerdi bunlar. Sonlarıyla beni şaşırttılar.

Yazarı sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Sevgi ve kitapla kalın.

*Ev deyince, kitapla bir alakası yok, aklıma Ulysses’ Gaze filmindeki sahne (üçlemenin ilk filminin sahnesi aslında ama onu izlemedim, Ulysses’ Gaze’de de o sahne kullanılmış) geliyor hep. Ülkeler, sınırlar, aidiyet, ilişkiler… Düşünmek gerek.
“Bizim evimiz sizin evinizdir. Evimiz… Sınırı geçtik ama hala buradayız. Kaç sınır geçmesi gerek insanın evine ulaşması için?”

“Bir kadının en zengin çeyizi mesleğidir!”

“Kendimi daima her şeyin ve herkesin dışında, adamakıllı uzağında hissederdim. En yakın olduğum yer sınır çizgisiydi. Daha öteye geçemezdim.”

“En kalabalık olduğum yer kendi içimdi. Kendimle yuvarlanabildiğim en derin uçurum, içimdekiydi. Fazlalık, rahatsızlık, sıkıntı yaratmak korkusu duymadan var olabildiğim tek yer. O derin, ıssız, kendimdeki uçurum.”

“Hüznün gölgelemediği bir sevinç yaşamanın tadını hiç bilemem ben. Hiç bilmedim.”

“İnsanlar önyargısız olarak doğarlar. Yıllarca edindikleri önyargılardan tekrar kurtulmalarıysa, yeniden bir doğumu gerektirir. Kendinden doğmayı!”